31.07.2006 09:51
Beş yıl sonra Afganistan (2) - Yasemin Çongar
Kâbil
Dünyanın dikkati, Lübnan'da uluslararası bir gücün devreye sokulmasına odaklanmışken, bugün Kandahar'da sessiz sedasız bir törenle tarih yazılacak.
Bir devir teslim töreni bu; NATO, tarihinin en büyük operasyon görevini resmen üstleniyor.
İttifak, Afganistan'ın güneyindeki altı vilayetin daha güvenliğini ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinden devralarak, Afganistan genelindeki kara operasyonunun baş sorumlusu haline geliyor.
NATO'nun sınavı
Devir teslim öncesi, son durumu gözlemlemek üzere Kabil'e geldiğinde konuşma, ardından güneydeki en tehlikeli vilayetlerden Kandahar ve Uruzgan'a birlikte gitme fırsatı bulduğumuz NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, Taliban'ın yeni eylemlerle, NATO'yu yıldırmaya çalışacağının farkında. "Bir kolumuz bağlı davranacağımızı sanmasınlar; iki kolumuzu da hep kullanacağız" diyerek, tehdide karşı pasif kalınmayacağını anlatıyor.
NATO'nun Afganistan'daki en üst sivil yöneticisi Hikmet Çetin'in sağ kolu, Alman Albay Winfried Quandt ise, ucu Irak'a uzanan bir kıyaslama yapıyor: "İttifak ile 'gönüllüler koalisyonu' arasındaki fark bu. İttifak bir kez karar aldı mı, artık buna bağlıdır." Irak'taki isyancılar, koalisyonun bazı unsurlarını yıldırabildi; Quandt'a göre, NATO'yu kaçırmak isteyecek Taliban güçleri, müttefik kararlılığına toslayacak.
Çetin, "NATO olarak sadece Afganistan'ın güneyindeki bir kriz nedeniyle değil, kendi güvenliğimiz için de buradayız" deyip noktayı koyuyor: "Buradaki terörü, New York'a, İstanbul'a, Madrid'e gelmesini beklemeden halletmeliyiz. NATO gereğini yapacak. Aksi halde, ittifakın, bir anlamda, sonu tartışılır."
Türk katkısı
Devir teslimle birlikte, ABD önderliğindeki koalisyon 11 bin askerini NATO emrine veriyor. Geri kalan 7-8 bin koalisyon kuvveti, anti-terör operasyonlarını ayrıca sürdürecek. Müttefiklerin yanı sıra, Avustralya ve Azerbaycan gibi ortakların da katılımıyla oluşan, toplam 18 bin kişilik NATO ordusu ise, ülke çapındaki beş ayrı bölge komutanlığında, kalkınma projelerinin güvenliğini sağlama misyonunu üstlenecek.
Bu kapsamda, Kâbil Bölge Komutanlığı, dönüşümlü olarak Fransa, İtalya ve Türkiye'nin komutasına giriyor; buradaki Türk kuvvetleri, tabur düzeyine çıkartılıyor. Kâbil'in doğusundaki Kamp Doğan'da ziyaret ettiğimiz Türk Görev Kuvveti Komutanı Kurmay Albay Ahmet Topdağı'na göre, Türk askeri "güvenlik ile toplumsal gelişime hizmet misyonunu iç içe götürmeyi sürdürecek."
Afgan ordusu
18 bin asker, 30 milyonluk Afgan nüfusuna oranlandığında az. NATO Genel Sekreteri, "yetersiz olmadığı" görüşünde; üsteleyince, sahada doğacak gereksinime uyulacağını ifade ediyor.
Aynı soruyu, Afganistan'ın Mülkiye mezunu Dışişleri Bakanı Rangin Dadfar Spanta'ya yönelttiğimde, "Uluslararası topluluğun, Afganistan'a güvenlik desteğinin yeterli olduğu söylenemez" diyor, ama onun derdi, NATO gücünün 18 binde kalmasından ziyade, yeni Afgan ordusunu kurma sürecindeki yavaşlık: "4.5 yıldan sonra Afganistan'ın asker sayısının 35 bin olması, terörizme karşı savaşın gereklerine uygun değil; askerlerin silah kalitesi de çok düşük. Bu olanaklarla teröre karşı savaşamayız."
Pakistan unsuru
Afganistan'da terörü yenmenin asıl zorluğunu ise, Taliban lideri Molla Ömer'in doğduğu Uruzgan vilayetinin başkenti Tarin Kot'ta, bir Hollandalı binbaşıdan dinliyorum. Taliban'ın eski kalelerinden olan kent, dağlarla çevrili dev bir kum havuzu sanki. Yeni kurulan İl İmar Takımı'nın tek tük konteynerleri arasında, kızgın güneş altında ve tepeden tırnağa toz içinde anlatıyor binbaşı:
"Taliban'ın, Afganistan'da ideolojik tabanı olsa bile, askeri güçlerini dışarıdan sağlıyorlar. Pakistan'ın kuzeyi, Taliban üssü. Eğitim ve silah oradan. İntihar saldırganlarının çoğu Peştun değil, Pencabi. Dahası, Irak'taki El Kaide'nin bölgeye adam gönderdiğini, Irak'ta uygulanan yöntemlerin Taliban eliyle Afganistan'a taşındığını biliyoruz."
Afganistan'daki savaşın kazanılması için, Pakistan'ın iş birliği şart. Kâbil'de, Cumhurbaşkanı Hamid Karzai dahil, görüştüğüm bütün yetkililerden bunu dinliyorum. Hikmet Çetin, bu konuyu birkaç kez baş başa konuştuğu Pakistan lideri Pervez Müşerref'in "çaba gösterdiğini, ama bu çabanın da zamanla yetersiz kaldığını" söylüyor.
Ülkesinin Talibanlaşması tehdidi karşısında, Müşerref'in eli güçlendirilebilir mi? Pakistan'ın kuzeyindeki denetimsiz bölgede, Taliban'a karşı operasyon mümkün mü?
Sadece Afganistan'ın değil, Türkiye dahil El Kaide'nin kendisine hedef seçtiği, seçebileceği her yerin güvenliğini ilgilendiren sorular bunlar. ABD Genelkurmay Başkanı General Peter Pace'in hafta sonunda önce Müşerref, sonra Karzai'ye yaptığı ziyaret de, işte bu sorularla bağlantılıydı.
Haftaya, Afganistan'dan bir yazı daha.
(Milliyet, 31 Temmuz 06)