31.07.2006 10:31
En Yeni Ortadoğu - Ergin Yıldızoğlu
Ms. Rice "Yeni Ortadoğu'nun doğum sancıları" diye bir söz etti. İtiraz etmeyen, dalga geçmeyen kalmadı. Ben Ms. Rice'ın sözlerinde gerçeklik payı olduğunu düşünüyorum. Evet, Ortadoğu'da yeni bir şeyler var, ama bunlar Ms. Rice'ın kastettikleri değil.
Yeni ama, başka türlü...
ABD; Irak'a saplandığından, Büyük Ortadoğu Projesi çıkmaza girdiğinden beri bir çıkış yolu arıyor. Şimdi de umudunu, Irak'ta gelişecek, etnik ve dini temellere dayanan bir iç savaşın, hem direnişi zayıflatmasına, hem de Sünni ve Şii kesimler arasındaki savaşta denge unsuru olmaya bağlamış görünüyor. İkinci daha geniş bağlamda, Ortadoğu çapında bir Sünni ve Şii çatışmasının başlamasını, ABD-İsrail ekseninin Sünnilerin koruyucusu rolünü üstlenerek, İran ve Suriye karşısında bir blok oluşturmayı umuyor. Tabii ABD'de iktidardaki, kendi realitesini kendisinin yapacağına inançlı neo-con ekip de, gerçekliği bu umutlar doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor.
Bu bağlamda, İsrail'in Lübnan'a saldırısı başlarken, üç Arap devletinin, Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan'ın tarihte ilk kez İsrail'i değil de bir başka Arap kesimi, Hizbullah'ı suçlaması, aniden neo-con yazarların ağzını sulandırdı. Michael Rubin, Wall Street Journal'da yayımlanan yorumunda, "Eski bir Arap atasözü var: Ben kardeşime karşı. Kardeşim ve ben birlikte kuzenimize karşı. Ben kardeşim ve kuzenim birlikte yabancılara karşı" diye yazdıktan sonra "artık Arapların, Yahudilerin kuzen, Şiilerin yabancı olduğunu düşünmeye başladıklarını" ileri sürdü (17/07). Weekly Standart'ta Lee Smith de İran'a karşı Sünni-İsrail ittifakından adeta gerçekmiş gibi söz ediyor, Hizbullah'ın Arap dünyasında tecrit olmaya başladığını savunuyordu.
Doğruysa, bu büyük bir değişiklik olurdu. Ancak, bu yorumlarla "tembel adamın siyaseti" diye dalga geçen, CIA Ulusal İstihbarat Konseyi eski başkanlarından Graham Fuller'e göre gerçek, çok farklı. Bu üç ülkenin liderlerinin tutumu, Sünni-Şii çelişkisini değil, halkla aralarındaki uyumsuzluğu yansıtıyor. Bu liderler, ABD'ye yamanarak güvenlik garantisi elde etmek istiyorlar. Ben, İsrail'in yenilemezliğine ilişkin inancın da bu liderlerin Hizbullah'a karşı tutum almasını kolaylaştırdığını düşünüyorum. İngiltere dış politika kurumlarından Chatam House üyesi ve "İslamin Beşiği" başlıklı çalışmanın yazarı Mai Yamani de Lübnan'da yayımlanan Daily Star gazetesinde, Arap dünyasında Pan-arap duyarlılıkların, İsrail ve ABD'ye ilişkin tehdit algılamasının, Sünni-Şii kimlikleri arasındaki gerginliklerden çok daha güçlü olduğunu anlatırken (25/07), Kahire Üniversitesi'nden Prof. Hassan Nafaa da El Ahram'daki yorumunda, ABD'nin bölgeyi birbiriyle çatışma halinde ve gerektiğinde çatışmaya sürüklenebilecek, etnik ve dini parçaların mozaiği olarak görmesinin, onu bu aşamada Sünni-Şii çelişkisini abartmaya ve kışkırtmaya ittiğine, ancak Lübnan savaşının gerçeğinin bu varsayımı yalancı çıkartmaya başladığına işaret ediyordu. Nitekim Rubin'in yazısının mürekkebi kurumadan Mısır, Lübnan ve Suudi liderlikleri, ülkelerinin sokaklarında kabarmaya başlayan Hizbullah yanlısı dalgadan korkarak ve beklenenin aksine İsrail'in Lübnan'da zorlanmaya başlamış olması karşısında tavır değiştirerek İsaril'i ve ABD'yi eleştirmeye başladılar. Böylece, New York Times'ın işaret etitği gibi (MacFar-quhar, 28/07) beklenenin aksine, Sünni-Şii çatlaığı giderek kapanmaya başladı.
ABD ve İsrail açısından daha tatsız gelişmeler de var. İsaril, Lübnan hükümetinin Hizbullah'a karşı tutum almasını ve böylece Lübnan'ın etnik yapısının çatlamasını bekliyordu. Ancak, Lübnan halkı giderek İsrail'e karşı birleşiyor. Hıristiyanlar dini kimliklerini ikinci plana atarak Şiilere kucak açıyor, bombardımandan kaçanları evlerine alıyorlar (Time, 20/07, BBC, 24/07; Mobayed, The Asia Times, 25/07). Beirut Centre For Research'ın Hıristiyanlar ve Dürziler arasında yaptığı kamuoyu yoklamalarına göre Hizbullah'a verilen destek, Şubat'ta yüzde 30'lardan geçen hafta Hıristiyanlar arasında yüzde 80'e, Dürziler arasında yüzde 89'a yükselmiş. (Christian Science Monitor, 28/06). ABD ve İsrail'in ortak politikalarının yarattığı insanlık dramı ve ekolojik yıkım (New York Times, 29/07) Ortadoğu'da insanları birbirine yakınlaştırıyor ve dini aidiyetlerin ötesinde ortak bir bilincin oluşmasına katkıda bulunuyor. Diyalektik işte...
Ve bir mit yıkılıyor
Lübnan savaşında Hizbullah'ın savaş kapasitesi herkesi şaşırttı. Hizbullah, bir F-16, üç Apaçi helikopteri düşürdü. Bu arada İsrail, Katyuşa füzelerini durduramıyor; yanlışlıkla, kendi helikopterini vurdu, beş İsrail askeri de yanlışlıkla öldürüldü (The Guardian, 27/07). Maroun el-Ras ve Bint Jbeil çatışmalarında İsrail ordusunun en elit birlikleri beklenmedik düzeyde kayıp verdiler. Washington Post'a göre "Hizbullah korkulacak bir düşman olduğunu" göstermişti (27/07). Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nden (CSIS) Cordesman'ın raporu, İsrail'in şimdilik belirgin bir başarı elde edemediğini saptıyor; belki de stratejik bir başarısızlıkla karşı karşıya olduğunu ima ediyordu. Haaretz'in aktardığına göre, İsrail ordusunun iddialarının aksine MOSSAD Hizbullah'ın ciddi bir darbe almadığına inanıyordu (28/07).
Gelişmeler İsrail'in en önemli caydırıcı silahının, Araplar karşısında yenilemezlik mitinin sarsıldığını (Toameh, Jarusalem Post, 26/07, Stratfor, 29/07) gösteriyor. Yedioth Ahranot'dan Giora Eiland da halk arasında egemen varsayımların (1- Çatışma hemen sonuçlanacak, 2- Biz onlara vuracağız ama onlar bize ulaşamayacak, 3- Savaşta düşman sivil halka zarar veremeyecek, 4- Savaş ikna edici bir zaferle sonuçlanacak) bu kez doğrulanamadığını, beklentilerle gerçeklik arasında bir uçurum oluşmaya başladığını saptıyor (26/07).
Özetle Ortadoğu'da, daha önce görülmeyen eğilimler ortaya çıkıyor. Bir "Yeni Ortadoğu"nun "doğum sancılarından" söz edilecekse, Condi'ninkini değil, işte bu eğilimleri düşünmek gerekiyor.
Diğer taraftan, toz duman yatıştığında İsrail'in, kendi uzun dönemli güvenliği açısından, bu savaştan mutlaka kesin bir zaferle çıkması gerekiyor. Bu bağlamda, Stratfor, 27 Temmuz'da İsrail hükümetinin kara operasyonunu genişletmeyeceğine ilişkin kararla "hükümet ile ordu arasında bir anlaşmazlık olduğunu adeta dünyaya ilan etmiş olmasının" mantıksızlığına dikkat çektikten sonra, yedeklerin hizmet alıtna alınmaya devam ettiğini göz önüne alarak, belki de diyordu, "amaç, hiç beklenmedik bir anda geniş çaplı bir kara harekatı başlatmaktır." Ne de olsa, "İsrail'in büyük bir kara operasyonundan çekinerek, bir ateşkesi kabul etmesi, konjonktürün, İsrail'in zararına kapanması anlamna gelecek" (20/07).
Ben de İsaril'in bugünkü, bir siyasi ve stratejik yenilgi anlamına gelecek koşulları, yukarda özetlediğim "Yeni Ortadoğu'nun oluşması"nı kabul edemeyeceğini düşünüyorum. "IV Kuşak Savaşlar" kuramının kurucusu Albay William S. Lind de "Hizbullah örümceğinin" sabırla, "İsrail sineğinin (geniş çaplı bir kara harekatıyla-E.Y.) ağına doğru uçmasını beklediğini" düşünüyor (AntiWar, 29/07). Çok tehlikeli bir aşamaya giriyor bu savaş...
(Cumhuriyet, 31 Temmuz 06)