Ana Sayfa / Basın / 
22.08.2008
30.08.2006 08:55

Hangi barış, neyin gücü? - Avni Özgürel

 

Hükümetin kararı belli oldu: Lübnan'a gidelim!.. Hazırlanacak tezkere TBMM'de de kabul edilirse, bölgeye hem asker göndereceğiz hem de Türk hava ve deniz limanları oluşturulacak Birleşmiş Milletler gücünün kullanımına açılacak.

Ağızlardan düşmeyen bir ifadeyle çerçeveleniyor karar: "Barış misyonu!.." Bu, ortada 'barış' sözcüğüyle tanımlanabilir bir tablo var, onu korumak için gideceğiz, demek!.. Ve arkasından ekleniyor: "Görüştük, herkes bizi istiyor... İsrail, Suriye, Lübnan hükümeti, Hizbullah, Hamas..." Tabii bir de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan. Hani şu, "Kıbrıs için hazırladığım planı onaylayın gerisini bana bırakın" lafına uyup, sonra da, "Maalesef Rumlar laf anlamıyor, ayıp ettiler, bana müsaade" diyerek sahneden inen zat.

Her neyse; sonuçta bizi Lübnan'a çağıran çağırana. İçinde Ermeni asıllı bakanların da bulunduğu Lübnan kabinesi neredeyse bakanlar kurulu kararı alacak halde 'İlla Türkler gelsin' diyorlar...

Kendi zorluklarımız dolayısıyla istekli olduğumuz Kore maceramızı saymazsak bir asırdır uluslararası camiada başka bir ülkeye gitmemiz hiç bu kadar istenmemişti!..

Türk askerini Kuzey Irak'ta istemiyorlar, Kıbrıs'ta istemiyorlar, Balkanlar'da da istemiyorlardı. BM 'barış gücü'nün gözleri önünde, hatta kimi zaman onların nezaretinde 200 bin Müslüman katledildikten sonra ite-kaka gittik ve orada Müslüman-Türk toplumuyla asgari düzeyde yakınlık kurulabilecek yerlerde konuşlandırdılar askerimizi. Hatırlayın, Somali'de istediler, gittik; başarısızlık olunca faturayı bize çıkardılar, Çevik Bir Paşa'ya yüklediler suçu. Ama şimdi "Lübnan'da sizsiz olmaz" diyorlar. Ve biz bu işte bir terslik olduğunu düşünmüyoruz!

Herkes biliyor ki gönderilecek BM kuvvetinden beklenen görev Hizbullah'ı silahsızlandırması. Durum bu iken, "Türk askeri oraya gidecek ama kesinlikle çatışmaya girmeyecek, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasında görev almayacak, çatışma ihtimali olan bölgelerde görev yapmayacak, onarım, insani yardım ve sivil halka destek hizmeti verecek" demek kendimizi kandırmak, ama kimse de çıkıp, "O zaman izci oymaklarını gönderelim, askere ne hacet" demiyor. Ankara'nın tarifine bakılırsa yapılacak görev, ringe çıkacak boksörün yumruklarıyla dövüşüp eldivenleriyle rakibinin taraftarlarına öpücük göndereceği, çikolata dağıtacağını söylemek kabilinden...

Tekrar hatırlatıyorum, BM gücü oraya Hizbullah'ın silahsızlandırılması maksadıyla gönderiliyor. Zaten Kofi Annan da reddetmiyor bunu. Ankara'yı yatıştırmak için söyleyebildiği tek şey, silahsızlandırmanın zor kullanmadan müzakere yoluyla gerçekleştirilebileceği ümidi.

Oysa Lübnan'da bizim açımızdan hassasiyet gösterilmesi gereken güç belli: Hizbullah... Onların kapalı kapılar ardında Abdullah Gül'e ne söylediklerini bilmem, ama şu ana kadar kamuoyu önünde, "Biz Türk askerinin BM askeri gücü içinde görev alıp buraya gelmesini istiyoruz" demedi Hizbullah'ın resmi ağızları. Madem bölgeye gelmemizi bu kadar istiyorlar da neden ABD, İsrail, Lübnan hükümeti gibi bunu açıkça dillendirmeyip suskun duruyorlar, taleplerini sadece Abdullah Gül'ün kulağına söylüyorlar diye düşünmez misiniz?

Hülasa, Türkiye Lübnan'a gitmemeli mi, derseniz; cevabım bu tabloda asla!

BM kararı ve talebine 'Hayır' demek siyasi sıkıntılar doğurabileceği için karargâhta görev yapacak 'irtibat heyeti'yle sınırlı askeri personel gönderilmesi kabul edilebilir. Lübnan'da BM'ye bağlı Barış Gücü UNIFIL'de 24 sene görev yapmış halen Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde görev yapan Timur Göksel, "Türkiye'nin Hizbullah'ın açık onayı ve desteği olmadan Lübnan'a asker göndermesi felakete davetiye çıkarmaktır" diyor, ona kulak vermiyoruz; Dışişleri'ne ulaşan BM belgelerinde 'zorunluluk halinde Hizbullah'la çatışma ihtimalinin var olduğundan' söz ediliyor, aldırmıyoruz; Genelkurmay'ın elinde de Hizbullah'la sıcak çatışmanın Ankara-Tahran gerginliğine kadar varacak sonuçlar doğuracağı değerlendirmeleri var, ne kadar dikkate aldığımız şüpheli. Bütün bunlara bakınca 'Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete' lafı gelmez mi aklınıza...

Oluşturulacak gücün komutanlığına İtalya şimdiden talip. Başka bir NATO ülkesinin generali de atanabilir. O bünyede görev alacak Türk gücünden genel karargâhın vereceği emri reddetmesini bekleyebilir miyiz? Ya da Türk askerinin bir provokasyonla Hizbullah'la karşı karşıya getirilmeyeceğini kim garanti edebilir?

Yakın tarihe, gazete haberlerine falan bakmayın, Lübnan'da olmaz böyle şeyler, Ortadoğu'da provokasyon yaşanmaz mı diyorsunuz?


(Radikal, 30 Ağustos 06)


YAZICIYA GONDER


August
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31