Ana Sayfa / Basın / 
11.10.2008
31.08.2006 04:13

Yanlış proje - Fehmi Koru

 

Ak Parti hükümeti Lübnan’a asker gönderme sürecini hızlandırdı; kararın önümüzdeki hafta başlarında Meclis’ten çıkması bekleniyor. Meclis tatilde ve milletvekilleri seçim bölgelerinde, herbirinin konuya ilişkin düşüncesini bilmek zor; ancak içinden geçilen şartlar değişik ve talepler de ilk elde kulağa ters gelmediği için, yeni tezkerenin âkıbetinin 1 Mart 2003’te oylanandan farklı olacağı tahmin edilebilir.

 

Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Türk askeri Lübnan’a hangi projenin parçası olarak gidecek?

 

Şu anda bölgede meydana gelen gelişmelerin dünyanın en dikenli sorunuyla ilgili olduğunu görmeliyiz: Arap-İsrail ihtilâfı... 1948’de kurulan İsrail’in varlığı bölgedeki diğer ülkeler tarafından kabul edilmediği için sürekli bir gerilim yaşanıyor Ortadoğu’da. Üç büyük dine beşiklik etmiş olağanüstü önemli bir bölge burası, ancak önemi artıran esas özellik duygusal değil; dünyanın bilinen petrol ve doğalgaz rezervlerinin büyük bölümü bu bölgede. Petrol yalnız para yönünden önem taşımıyor, aynı zamanda stratejik bir değer de... Bölgede yaşanan sürekli gerilimin sürekli bir barışa dönüşmesi herkesin çıkarına...

 

Gerilimin ortadan kaldırılması için üç savaş yaşandı bölgede, onlarca barış projesi üzerinde girişimlerde bulunuldu; savaşla da barış arayışlarıyla da beklenen sonuç alınamadı. 11 Eylül uğursuz saldırılarının sağladığı moral zeminde yürürlüğe sokulan çok daha farklı bir proje gündemde bugün. İstenen, bu bölgede, İsrail’in dışında dişli bir ülkenin kalmaması... Irak’ta devrilen yalnızca Saddam Hüseyin rejimi değildi; bizim ‘kaos’ olarak gördüğümüz Irak’ın bugünkü şartları projenin ‘başarısı’ sayılabilir: İsrail’in varlığını tehdit eden ve en dikkate alınması gereken bölge ülkelerinden biriydi Irak; bugün askerî bir güç olarak denklemde yeri yok...

 

Lübnan’ın (daha doğrusu Hizbullah’ın) neden hedef seçildiğine bir de bu gözle bakabilirsiniz. Hizbullah etkin bir askerî güç olmaktan çıkarıldığında, bölgede İsrail’i tehdit eden unsurlardan biri daha tasfiye edilmiş olacaktır. Projenin sonraki aşamalarında, kaçınılmaz biçimde, Suriye ve İran’ın da hedef haline geleceği çoktan beri belli. Bölgenin diğer önemli ülkeleri (Mısır, Ürdün) İsrail’le husumeti sona erdirme amaçlı anlaşmaların tarafı durumundalar zaten...

 

Proje başarıya ulaştığında bölgede kural koyucu tek bir ülke kalacak: İsrail... Tabii, başarılı olabilirse...

 

Yürürlüğe konulan projenin günümüz dünyasının özel şartları yüzünden ciddi bir açığı var: Ülkeleri tehdit olmaktan çıkarıyor bu proje, ancak sorunu ortadan kaldırmıyor. Bölgede yaşayan insanların herbirini birer tehdit unsuru haline dönüştürüyor. Zaten sürekli tehdit ortamında bulunan İsrail bunu dert etmeyebilir, ancak bütün ülkeler açısından müthiş tehlikeli bir yöneliş bu...

 

Türkiye, sorunu daha da büyütecek projenin bir parçası olursa yanlış yapar. Böyle bir tavır Türkiye’nin tarihî misyonuna da aykırıdır. Türkiye sorunun bir parçası değil, çözümün en önemli unsuru olmak zorundadır.

 

Çözüm, ikibin yıl öncenin Roma İmparatorluğu ya da geçen yüzyılın Hitler Almanyası dönemlerinde sahneye konulmuş güce dayalı bir barıştan geçmiyor; onlar denenmiş ve başarılı olamamış projelerdir ve bugünlerde Ortadoğu’da sahneye konulan projenin de başarılı olması mümkün değildir.

 

Lübnan’a asker gönderecekse Türkiye, bunu, yanlış bir arayışa destek çıkmak amacıyla değil, ‘yurtta, bölgede ve dünyada barış’ ilkesine dayalı çok daha farklı bir başka projenin en belirleyici unsuru olarak yapmalıdır.

 

O projeden de yarın söz edeyim.


(Yeni Şafak, 31 Ağustos ’06)


YAZICIYA GONDER


October
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2