20.09.2006 10:08
'Kutsal Baba'nın Versiyonu... - Ergin Yıldızoğlu
Papa 250 bin kişinin önünde, Müslümanlara hem hakaret etmeyi hem de diyalog çağrısı yapmayı başardı. Dikkatlerden kaçtı ama, "Kutsal Baba"nın, Müslümanlara, geçerken elinin tersiyle çarptığı konuşmasının hedefi, aslında, ileri sürülen savları kabul etmeden önce kanıt, mantıksal iç tutarlılık istemekte ısrar eden bilimsel düşünce, (konuşmada, Kant'ın da adının geçmesine bakarak) Aydınlanma geleneğiydi.
'Yanılmazlık ilkesi'
Ancak "Kutsal Baba", tanrının dünyadaki sesi olduğuna kendisi de inandığı için olacak, aklıyla ağzı arasındaki ilişkiye fazla dikkat etmeden konuşarak Vatikan'ın giderek kavramaya başladığı gibi, başına büyük dert açtı.
Papa'nın, Bizans İmparatoru Manuel II Paleologus'tan aktardığı, "Bana Muhammetin yeni ne getirdiğini gösterin, o zaman yalnızca, dinin kılıçla yayılması buyruğu gibi, insani olmayan, şeytani şeyler bulacaksınız..." sözleri Müslümanlığı gereksiz, insanlık dışı ve şeytani ilan ediyordu. Müslümanların, bu ifadelere gösterdikleri şiddetli tepkiyi (hele onlar, Afganistan'dan Somali'ye, Hıristiyan orduların saldırıları altında yaşarlarken ve ölürlerken) hayretle karşılamak için herhalde Katolik papaz olmak gerekirdi...
Ancak, dünyanın hali de, bugünkü gibi olduğundan, ortalık birbirine girdi. "Kutsal Baba" şimdi "Çok üzgünüm" filan diyor, ama yetmeyecek. O konuşmasını hazırlarken beğenmediği bilimsel düşüncenin öngörü prensiplerine uymadığı için, şimdi dört dönüp duracak. Çünkü, olağan siyasetçiler gibi, ortalığı yeterince karıştırdıktan sonra, "pardon bilememişik" diyerek işin içinden sıyrılma şansı yok. Çünkü Papalık, iktidarını, "tanrının dünyadaki sesi" olma varsayımından hareketle, "yanılmazlık" ilkesine dayandırır. Şimdi, ya Papa tanrının dünyadaki sesi değildir, öyleyse yanılabilir. Ya da Papa tanrının dünyadaki sesidir, ama yanılmıştır. Ya da Papa tanrının dünyadaki sesidir ama, bu Papa'ya bu ilahi imtiyaz ihsan edilmemiştir, XVI. Benedict gerçek Papa değildir. Şimdi "Kutsal Baba"nın neden kanıta ve mantıksal tutarlılık ilkesine bu kadar bozulduğunu anladınız mı?
Dinler arası diyalog, dinlere bırakılamaz
Diğer taraftan, "Kutsal Baba"nın, konuşmasında bilimsel düşünceyle yaptığı polemik, dinler arası diyalog çağrısının anlamsızlığını bir kez daha kanıtlıyor. "Kutsal Baba"ya göre, insanlığın önündeki engellerin aşılabilmesi için "aklın ve dinin yeni bir tarzda bir araya gelmesi", "aklın, kendi kendine koyduğu, ampirik doğrulanma ilkesi sınırını aşması" gerekiyormuş. Neymiş? Bilimsel düşünce, ampirik olarak kanıtlanamayan şeyleri de ufkunun içine almalıymış. Demek ki, "Thruth Digg"deki yazısında Sam Harris'in örneklediği gibi, "bakire doğum", bir canlının hem insan hem de tanrı olması, her Katolik ayininde yenen ekmekle içilen suyun, İsa'nın bedeninden bir parça ve onun kanı olması gibi savlar da bilimsel düşüncenin ufkunun içine girmeliymiş.
Neden bu ısrar? Neden din orada, bilim burada duramıyor? "Kutsal Baba", aslında eliyor ki "Bilim dünyayı açıklar, ama dünyanın neden açıklanabilir olduğunu açıklayamaz". Bu açıklamayı yapmaya da tabii ki kilise (din) talip. "Açıklanan şeyin, neden açıklanabilir olduğunu da açıklamak" gibi tuhaf bir gereksinim, "evrensel olanın" anlamı üzerinde bir iddia ileri sürmekle ilgili. Sorunun özü bu!
Her din evrensel olanı, kutsal olandan aldığı bilgiyle açıklar/hegemonyası altına alır. Her dinin kendi açıklaması aynı derecede geçerli, eşit vb. (diyalog için bunu varsaymak gerekir) olarak kabul edilirse, o zaman karşımıza birden fazla evrensel çıkar. Bu yol da, bütün dinlerin evrensellik ilkesinden taviz vermeleri, yücenin mesajının, eksik, yanlış ya da zamana bağlı olabileceğini kabul etmeleri gereğine kadar açılır. Hiçbir din bu tavizi veremez, örneğin Müslümanlık İsa'nın peygamber olduğunu kabul eder ama, tanrı olduğunu kabul etmez. Hatta sanırım bunu kabul edenlere de cehennemi layık görür. Hıristiyanlık da, kendini yadsımadan, Müslümanlıkta hiçbir yenilik göremez. Dante de Muhammet'e cehennemin en dipteki katını layık görür.
Gerekli olan, dinlerin diyalog içine girmeleri değildir. Nasıl olsa, hiçbir din kendi inancını/evrenselini tartışmaya açamaz. Gerekli olan, farklı dinlerin bir arada, barış içinde yaşamayı başarmalarıdır. Bunun, bugüne kadar insanlık tarafından bulunmuş tek aracı, vatandaşlık kurumu ve devleti tüm dinlerden eşit uzaklıkta tutan, laiklik ilkesidir. Bunun da asgari koşulu, bağımsız bir ulus devlettir... Nereden nereye geldik... Diyalektik işte...
(Cumhuriyet, 20 Eylül 06)