Ana Sayfa / Basın / 
20.11.2008
21.09.2006 06:57

'Türklük' nasıl korunur? - Turgut Tarhanlı

 

Türk Ceza Kanunu'nun artık en tartışmalı hükümlerinden biri haline gelen 301. maddenin geleceği hakkında, acaba yargının bu maddeye ilişkin uygulaması beklenerek mi bir karara varmalı, yoksa bu madde tamamen ilga mı edilmeli? 


Hükümet adına yapılan beyanlarda ilk görüşün ağır bastığı görülüyor. Bu maddeden siyasi olarak yararlanmaya çalışan, Meclis içinde veya dışındaki siyasi çevrelerse, bu maddenin kaldırılması halinde Türkiye'nin batacağını, 
Sevr anlayışının patlak vereceğini, aklına gelenin Türklüğe, Meclis'e, devlete, hükümete veya devletin farklı aygıtlarına sövmeye başlayacağını, ülkenin bütünlüğünün tartışılır olmaya başlayacağını, vb. haykırıyorlar. 


Bu lafların gerisinde ve ilerisinde, hep güçlü bir 'Türk milliyetçiliği' vurgusu var. Oysa aslında, Türkiye'yi ne kadar da zayıf, güçsüz, çaresiz ve âciz gördüklerini itiraf etmiş olmuyorlar mı? Bir ülkenin geleceği, Ceza Kanunu'nun sadece bir maddesinin bir paragrafının var olup olmamasına bağlı kılınmış olabilir mi? Aklıselim sahibi herkes, gerçeğin böyle olmadığını bilir. O halde, sorun nedir? Bu vehim karşısında, sadece bazı siyasilerin ve siyasi grupların hayal güçlerinin 
bile ne kadar sığ olduğunu görmemiz mi? Yoksa bütün bu yaygara, aslında fikren savunulabilecek pek fazla bir şeyi olmayanların, bu zafiyeti gidermek için işi kaba kuvvete dökmek gibi, çok bilinen banal bir duruma yol açması mı? 


Ceza Kanunu'nun 301. maddesi, ilk paragrafında "Türklüğü, Cumhuriyeti veya TBMM'yi alenen aşağılayan, altı aydan üç yıla kadar cezalandırılır" diyor. Bu maddenin gerekçesine baktığımızda, 'Türklük' deyimi (metinde 'değimi' olarak yazılmış-T.T.), "dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık" şeklinde tanımlanıyor. Bundan anlıyoruz ki, kastedilen, aslında Türkiye Cumhuriyeti ile de sınırlı değil. 
Nitekim gerekçenin sonraki cümlesi şöyle düzenlenmiş: "Bu varlık Türk Milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar." Böylece, Türkiye, etnik olarak 'Türk' olarak tanımlanabilecek ve kendisine bir uyrukluk bağıyla bağlı da bulunmayan birtakım ülkelerin halklarını, kendi Ceza Kanunu ile korumayı hedeflemektedir. Doğrusu, Dışişleri Bakanlığı'nın, dış ilişkilerdeki bu 'cezai yaklaşım' parametresini nasıl mütalaa ettiğini öğrenmek ilginç olabilirdi. 


Ama Türkiye'nin fikri enerjisini bu sığ hayaller peşinde harcayarak tüketme çabaları, gerçekten muhayyel bazı edebiyat kişiliklerini de, adeta hukuk önünde hesap vermeye zorluyor. Hukuk Fakültesi'nde öğrenciyken, bir hocamızın, Kafka'nın 'Dava' adlı romanının, 'hukuktaki dava teorisinin bir ironisi' olarak da okunabileceğini söylediğini hatırlıyorum. Gayet pozitivist bir hukuk dersi olan usul hukukuna böyle ince bir bakış, hoşumuza gitmişti. Ama bir-iki öğrencinin hemen atılıp, 'Hocam, sınavda Kafka'dan da sorumlu muyuz?' gibi sorular sorduklarını da hatırlıyorum. 


Türkiye'nin, hiç de hak etmediği halde, gitgide kalınlaşan Ceza Kanunu'nun 301. maddesinden hüküm giymeye zorlanan fikir insanlarına ilişkin davalar, Kafka'nın o romanına nasıl anlam verileceği konusunda yukarıda aktardığım anekdottan farksız. 


Okuduğumuz metni anlayabiliriz veya anlayamayız, edebiyatın ne olduğunu, edebi dilin nasıl ifade edildiğini biliriz veya bilmeyiz veya bunu beğeniriz ya da beğenmeyiz. Bu durumlarda şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan şu: Okuduklarımızdan çıkardığımız anlam çerçevesinde, haklı olduğumuzu kanıtlamak için neden illa da mahkemelerin onayını almak isteriz?

Kendimizin hükme vardığı, o kendi gerçeğimiz, ancak bir yargı kararıyla hükme bağlandığı vakit geçerli olabilecek kadar yetersiz mi?

Hayatımızın her ayrıntısını siyasi bir husumetin arenası haline getire getire, bugünün Türkiyesi, sonunda roman kahramanlarından da hesap sorar bir hal almaya başladı. 


O kişiler bulunamadığı için de, romanın yazarıyla yetinmeye çalışılıyor. Edebiyat fakültelerinin öğrencileri için, gerçek ve kurmaca arasındaki farklılığı tahlilde, herhalde Türkiye'den daha uygun bir ülke bulunamazdı.

(Radikal, 21 Eylül ’06)


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30