25.09.2006 06:39
Afganistan'a el uzatmak - Yasemin Çongar
İlk söz, Hikmet Çetin'in: "Afganistan'da Türkiye'den beklenen katkı, daha fazla Afganlarla konuşursanız, ordularının Türkiye tarafından eğitilmesini isterler. Türk askerinin, komutanlarının burada daha etkin olmasını isterler."
Çetin, NATO'nun Afganistan'daki Yüksek Sivil Temsilciliği görevini bırakmasından kısa süre önce, Kâbil'deki söyleşimizde böyle diyordu.
Afganistan'da, tarihinin en büyük operasyonuna girişen NATO, bugün ülkenin yüzde 85'inde güvenlikten sorumlu. NATO komutasındaki Uluslararası Güvenlik ve Yardım Gücü'nde, 26 müttefikin yanı sıra, ittifakın 11 ortağı da görev üstlendi.
Türkiye, Fransa ve İtalya ile birlikte Kâbil Bölge Komutanlığı'nda görev yapıyor.
Burada, halen 700 civarında askerimiz var. Komutanlık, rotasyonla, nisanda Türkiye'ye geçtiğinde, bu sayı biraz artırılacak.
Halihazırda Türkiye, kapasitesine kıyasla, Afganistan'a en az asker gönderen NATO üyesi.
Asker talebi
Afganistan'da, Taliban'ın ısrarlı eylemleriyle karşılaşan NATO, 2 bin askerlik takviye talebini, Polonya, Romanya, İngiltere ve Kanada'nın ek katkılarıyla, zar zor karşıladı. Ancak Genel Sekreter Jaap de Hoop Scheffer'in, geçen hafta New York'ta, NATO Dışişleri Bakanları toplantısında söyledikleri, ek kuvvete yeniden ihtiyaç doğacağını yansıtıyor.
Bu süreçte, Türkiye'de yaşanan cılız tartışma, sadece Afganistan'a ve küresel terör meselesine değil, özelde NATO'ya da ne kadar yabancı kaldığımızı yansıtıyor.
Sanki 2 bin asker birden Türkiye'den istenmiş havası yaratıldı; başından beri eşit koşullarla üyesi olduğumuz ittifaktaki yerimizi "Biz NATO'nun askeri miyiz" diye sorgulayanlar çıktı. Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın "TSK'dan bir tek asker bile terörle mücadele amacıyla Afganistan'a gidemez" sözleri, bazılarınca, Afganistan'a her türlü askeri katkının topyekûn reddi gibi yorumlanabildi.
Taliban'ın yenilmesinin hem küresel teröre karşı hem de NATO'nun devamlılığı açısından anahtar nitelikte, dolayısıyla Türkiye için de "hayati" olduğunu dile getiren siyasi liderimiz ise yok.
Acaba Ankara, İlter Türkmen'in, Org. Büyükanıt'ın yukarıdaki açıklamasından birkaç gün sonra Hürriyet'te yazdığı şu satırlar üzerinde ciddiyetle düşünüyor mu?
"NATO'nun Afganistan'da başarısızlığa uğraması, köktendinciliğin yayılmasına ivme vereceği gibi, zaten bugünkü koşullarda rolü tartışmalara açık olan ittifakı ciddi şekilde sarsabilir. Bu yönde bir gelişmenin Türkiye'nin yararına olmayacağı aşikârdır. NATO'nun işlevini ve geçerliliğini kaybetmesiyle sonuçlanabilecek bir gelişmeyi mümkün olduğu kadar önlemek için siyasi yoldan çaba sarf edilmesinde isabet vardır."
Ne yapabiliriz?
NATO'nun acil kuvvet talebi şu an için karşılandığına göre, belki konuya daha soğukkanlı yaklaşmamız, Türkmen'in uyarısı üzerine kafa yormamız mümkün olabilir.
NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Başkomutanı Org. James Jones, geçen hafta Washington'da, etkin bir Afgan polis gücünün kurulması için uluslararası katkı istedi.
Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ise ABD ve Kanada'daki son temaslarında, Afganistan ordusunun eğitimi için destek çağrısı yaptı. Aynı çağrıyı, Kâbil'de, "Ordumuzun asker sayısı hâlâ sadece 35 bin. Bu şekilde, terörizme karşı savaş edemeyiz" diyen Afganistan'ın Mülkiye mezunu Dışişleri Bakanı Rangin Dadfar Spanda'dan dinlemiştim.
Türkiye'nin Afganistan için daha fazlasını yapabileceğini düşünen sadece NATO ve ABD değil; bu katkının, Org. Büyükanıt'ın karşı çıktığı şekilde, yani terörle fiilen mücadele kapsamında olması da gerekmiyor.
Bugün hâlâ bizden yadigâr "ordu, kolordu, koğuş, karavana" kelimelerini kullanan askerlerini eğitmemiz, Çetin'in dediği gibi, bizzat Afganların beklentisi.
Pakistan faktörü
Taliban'ı alt edebilmek, NATO yetkililerinin son haftalarda yaptığı gibi, ceset saymakla başarılacak bir iş değil.
Bir yandan, Kâbil hükümetinin güneyde otorite kurması, kalkınma ve yolsuzlukla mücadele için uluslararası mali katkının artırılması şart. Öte yandan, Taliban'a karşı işbirliği yapması, kuzeyindeki medreselerde müfredat reformunu hayata geçirmesi ve sınırdaki aşiret bölgelerine kalkınma hizmeti götürebilmesi için Pakistan'a hem baskı hem de destek gerek.
Konu, Pakistan lideri Pervez Müşerref'le cuma günü görüşen, bu hafta da, önce Karzai ile buluşup, ardından Karzai ve Müşerref'le üçlü zirve yapacak olan Başkan Bush'un gündeminde.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise gelecek hafta Beyaz Saray'a gelirken, Taliban'a karşı Afganistan'a el uzatmanın önemini aklının bir köşesinde tutacak mı bilmem; keşke tutsa.
Neden mi? 15-20 Kasım saldırılarının üçüncü yıldönümü yaklaşırken, son söz yine Çetin'in:
"Kendi güvenliğimiz için. Buradaki terörü, New York'a, İstanbul'a, Madrid'e gelmesini beklemeden halletmek gerektiği için."
(Milliyet, 25 Eylül ’06)