Ana Sayfa / Basın / 
03.12.2008
26.09.2006 09:32

Değer buhranı - Murat Belge

 

Ben İsveç'teyken Elif Şafak'ın, daha doğrusu, yazdığı romandaki kişilerin 'Türklüğü aşağılama' davası beraatle sonuçlanmış. Bu sefer daha ilk duruşmada bu karar verilmiş. Herhalde savcılar ve yargıçlar bu davaların açılması için sağa sola koşuşan muhbir zevatı daha iyi tanıdıkça, duruşma sayısı da düşüyor.

Böyle bir beraatler dizisinin, normal kişiler olsa, bu muhbir ekibinin suratına şamar gibi indiğini düşünebilirdik. Ama durum böyle değil. Çünkü bu muhbir ekibi de başvurularının hukuki bir sonucu olmayacağını biliyor ve zaten amaç böyle bir sonuca ulaşmak değil. Hukuken şamar yedikleri, yemedikleri onları ilgilendirmiyor. Çünkü onlar gösterilerini yapıyorlar, sanata, düşünceye, kısacası medeniyete karşı saldırganlıklarını sergiliyor, kinlerini kusuyor, en önemlisi Avrupa kamuoyunda Türkiye denen bu ülkenin iflah olmayacak ve ipe sapa gelmeyecek bir toplum olduğu izlenimini yayıyor ve güçlendiriyorlar. Dolayısıyla onlar amaçlarını gerçekleştirmiş oluyor. Kaybeden onlar değil.

'Türklüğü aşağılama' gibi bir kavramdan yola çıkan bu zevat, şimdiye kadarki icraatıyla, Türklüğü hiç inmediği düzeylere indirdi. Ama tabii bu 'bakış açısı'na bağlı bir konu olarak da kabul edilebilir. Ben normal insanların değer yargıları, dünya değerleri gibi bir çerçevede bu davaların algılanış biçiminden söz ediyorum. Ama işte böyleleri de var dünyada. Ayrıca, Deniz Baykal'ın CHP adına konuşanların sözleri, 301 değerlendirmeleri, bu yolda bu zevatı yalnız bırakmak niyetinde olmadıklarını gösteriyor. 'Sosyal-Demokrat' kişi, Avrupa mevzuatında benzer maddeler olup olmadığını araştırma gereğini vurgulamış. Günün gazetelerinde, ona cevap vermeye niyet etmeksizin verilmiş cevaplar da vardı. Çeşitli Avrupa ülkelerinin kanunlarında benzer maddeler olabildiği, ama burada günaşırı tekrarlanan bu davalarının bir benzerinin hiçbir zaman görülmediği söyleniyordu. Bir 'bilgi' olarak, bu, Deniz Baykal'ın da bilmeyeceği bir şey değil. Ama bir şeyi bilmek, onun hakkında böyle konuşmaya engel olmuyor, ucunda bir siyasi çıkar görünürse.
Her türlü faşizmin ve faşistin kol gezdiği bir ülkede adı 'sola' çıkmış bir partinin de kendisine bir faşist köşe edinmek üzere böyle yırtınmasının hangi rasyonel 'siyasi çıkar'a uyduğunu ben anlamıyorum ama yapanların herhalde bir bildiği vardır ki yapıyorlar.

Evet, 'Türklüğü aşağılamak' diyorduk. Görülüyor ki bunun da çeşitleri var; daha doğrusu, birilerinin 'aşağılama' dediği başka birilerine 'yüceltme' gibi görünüyor. Bu doğal, çünkü toplumca derin ve ağır bir 'değer buhranı' yaşıyoruz. Yeni bir durum değil bu. En azından 12 Eylül darbesinden beri bu buhranın içindeyiz. Önceki 12'de, yani 12 Mart'ta bir sıkıyönetim komutanı 'Sayın muhbir vatandaşlar' hitabıyla başlayan bir sıkıyönetim bildirisi çıkarabilmişse, 12 Eylül'e de haksızlık etmeyelim. Demek ki hep varmış bu eğilim ve bu değer kargaşası. Ama 12 Eylül bunların hepsini olabilecek en üst noktalara taşıdı. Haksızlığa itiraz etmeyen, gücü gördüğü yerde alkışlayan insanlardan meydana gelme bir toplum inşa etme çabası o dönemde doruğa vurdu. Bunca azim, bunca çaba, etkili de oldu. O zamandan beri, 'Özal devri' gibi, farklı görünen dönemlerden geçmiş olsak da, bu temel rota, bu yukarıdan empoze edilmiş 'ethos' değişmedi. Belirleyici olmaktan da çıkmadı. Çoğunluğun benimsediği 'ethos'un bu olduğunu düşünmüyorum, düşünmek de istemiyorum, ama 12 Eylül'ün getirdiği kurumlar bu zihniyeti egemen kılmak üzere varolduğu için sistem bu değerlerden yana çalışıyor. 'Ceza Kanunu'nu ıslah etmek üzere yola çıkanlar 301'i yapıyor ve memleketin savcıları malum zevatın başvurusuyla dava açıyor-Türklük adına.

(Radikal, 26 Eylül 06)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4