27.09.2006 08:26
Dünyanın bütün yoksulları Birleşin! - Ece Temelkuran
Bundan birkaç yıl önce, ABD Irak'ı işgale hazırlanırken dünyanın bütün sokaklarında "Savaşa hayır!" diyen milyonlarca insan tek kutuplu dünyada yeni bir sesin doğduğunu, yeryüzünün derdinin biraz biraz dağılmaya başladığını gösteriyordu. Yeryüzünün kayıtlarını tutan herkes şöyle düşünüyordu:
"Dünya artık yeniden iki kutuplu: ABD ve kamuoyu!"
Ve şimdi dünya yeniden, bir kez daha biçim değiştiriyor. Sokaklarda biriktirilen enerji, halkların temsil edildiği platformlarda uç veriyor. Sonunda birikip birikip kıtaları çatlatan görünmeyen yeraltı hareketleri gibi ağır ağır gelişen halk hareketleriyle dünya bu kez kesinkes iki kutuplu hale geliyor. ABD'nin dünyaya vurup durduğu tokatlardan bıkanlar artık bir araya gelip, "Bu dayağın da bir sonu olmalı" demeye başlıyor.
Yeni bir dinamik
Bir buçuk yıl önce bu değişimin kokusunu alıp Venezüella'ya gittiğimde henüz Chavez "fazla heyecanlı Latin Amerika liderlerinden biri daha" olarak görülüyor, dünya bu yerli liderin parladığı hızla sönmesini bekliyordu. Oysa dikkatle bakan göz görüyordu:
Bu adam kendi ülkesiyle yetinmeyecekti.
"Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita" kitabı bu nedenle yazıldı zaten. Yerkürenin yoksullarının peşinden gideceği bir yeni dinamik doğuyordu. Aradan bir yıl geçti. Chavez, Suriye, İran liderleriyle bir araya geldi, hatta Nasrallah'la görüştü. Tıpkı kitapta öngörüldüğü gibi yerkürenin güneyindeki "yoksulları", "karanlık çoğunluğu" örgütleme işine girişti. "Düşmanımın düşmanı dostumdur" düsturuyla başlayan bu siyasi hareket şimdi giderek daha ciddi bir küresel oluşuma dönüşüyor. Şöyle ki...
Yıllar yılı berbat bir ambargo altında can çekişen, can çekiştikçe eski Sol düşüncenin kırık bir hayaline dönüşen Küba, dünyanın beşinci büyük petrol rezervine sahip Venezüella'nın desteğiyle giderek daha derin nefes alan bir ülkeye dönüşüyor. Ve ülkenin başkenti Havana'da yapılan Bağlantısızlar Zirvesi, Radikal'den Ertuğrul Mavioğlu'nun bildirdiğine göre, oldukça heyecanlı geçti.
Dünyanın gelişmiş ülkelerinin hammadde tarlalarına çevrilen yoksul ülkeler Chavez'in bitmez tükenmez heyecanıyla belki yıllardır ilk defa ses verdi. O "unutulmuş" ülkelerde yaşayan halkların da dünyanın kaderini değiştirebileceğine dair bir ışık yandı. Sonuç deklarasyonunda ABD'nin ve ABD'nin güdümündeki Birleşmiş Milletler'in artık kendine bir çekidüzen vermesi gerektiği söylenen zirvede yeryüzünün güneyindeki öfke resmileştirildi. Ve diller birleştirildi. Şöyle ki...
"Şeytan kimdir?"
Chavez daha birkaç gün önce Birleşmiş Milletler liderler toplantısında kürsüden Bush hakkında şöyle diyordu:
Şeytan sabah burada konuşuyordu. Hâlâ ardında bıraktığı sülfür kokusunu alabiliyorum.
Böylece nicedir sıkıcı ve teksesli BM kürsüsü silkiniyor ve dünya liderleri, diplomatik heyetler kikirdeyerek zalim müdüre karşı gizli hislerini ilk kez açıkça ifade eden neşeli öğrenciler gibi gevşiyorlardı. ABD'ye ya da ABD Başkanı'na "şeytan" demek yeni bir şey değildi elbette. Humeyni ile başlayan süreçte, Lübnan'da Nasrallah, İran'da Ahmedinecad da "şeytan" sıfatını sık sık kullandılar Bush için. Konuşmasına bakılırsa Chavez, yaptığı Ortadoğu gezilerinden etkilenmiş olmalıydı. Ve şimdi son derece meşru bir düzlemde nicedir gayri meşru sayılan o cümleleri söylüyordu:
Bush, kendini dünyanın sahibi sanıyor.
Böylece yıllardır dünyanın bütün sokaklarında söylenen bir cümle ilk kez dünya liderlerinin yüzüne karşı, Latin Amerika'nın liderliğine oynayan, hatta bununla yetinmeyip Güney Yarımküre'yi örgütlemeye çalışan bir lider tarafından seslendiriliyordu. Bu sözler, bu toplantılar, bütün bu olup bitenler bir tek şeyin habercisi bana göre:
Efendilerin yoksullara attığı dayağın sonu geliyor!
(Milliyet, 27 Eylül ’06)