28.09.2006 05:18
Derin tahlil - Fehmi Koru
Son 'sosyolojik' tahlili kaçırmış olabilirsiniz diye özetleyeyim: “Geçtiğimiz günlerde Tayland'ta bir darbe oldu; ABD ve Avrupa Birliği'nden (AB) hiçbir itiraz sesi yükselmedi, yabancı gazeteler tepki vermedi... Önümüzdeki on yılda, dünya, 'Demokrasi en iyi yönetim biçimi midir?' sorusunu tartışacak. Bizim halkımız 12 Eylül'ü yapanları takdir ediyor, Evren Paşa gittiği her yerde sevgiyle karşılanıyor...”
Bu tahlilden çıkartılacak hisseyi hepiniz anlamışsınızdır...
Yazarımız, 'cesaretine ve sosyologluğuna sığınarak' yapıyor bu tahlili; çünkü katıldığı toplantılarda başka ülkelerden insanlar Türkiye hakkında hep aynı türden sorularla yanına yaklaşıyorlarmış: Bir kadın gazetecinin kızına plajda sataşan türbanlı kadınlar... Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun Papa'ya sert çıkışı... Türkiye'ye gelen Faslı bir gazeteci, “Sizdeki kadar başı örtülü kadın bizde yok” bile demiş tahlilcimize...
Tahlilinden yazarımızın 'darbe savunucusu' olduğu sonucunu çıkardıysanız, yanıldınız; çünkü derin tahlilinin bir yerinde “Hayır ben darbeyi savunmuyorum; hatta askerî bir darbeye karşı çıkacağımı şimdiden ilân ediyorum” diye yazmış işte. Onun bütün istediği üç şey: İnsanların 'yaşam tarzı'na müdahale edilmemesi... Yolsuzlukların üzerine gidilmesi... Terörün bitmesi...
Bu istekler ile derin tahlil arasında herhangi bir ilişki kuramadıysanız, artık o sizin kabahatiniz... Türkiye'nin imajıyla girilip Tayland'ta darbe ve Evren örneğiyle devam edilen bir yazının doğal sonucu, sosyolojiye göre 'darbe karşıtlığı' olmalı; yoksa, sosyoloji dışındaki bütün bilim alanları, en başta mantık, o yazının, “Daha ne duruyorsunuz?” sorusuyla bitmesini gerektirirdi.
Şu günlerde gazetelere baktığımızda Türkiye'nin öyle bir karmaşa dönemine girmek üzere olduğu zaten fark ediliyor. 1 Ekim'de Meclis açılıyor ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer sert bir konuşma yapacakmış... Ertesi gün, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt bir başka vesileyle konuşacak ve konuşması televizyonlar tarafından canlı yayınlanacakmış... Her iki konuşma, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Beyaz Saray'da George W. Bush ile yapacağı görüşmeden sadece birkaç saat önce gerçekleşecekmiş... Türkiye'yi nasıl bir geleceğin beklediğini, Başbakan Erdoğan'ın uçağında gideceği ABD'de Beyaz Saray görüşmesini izleyecek 'sosyolog' yazarımızdan okuruz artık...
Bugüne kadar klasik (27 Mayıs), yarı-klasik (12 Mart), modern (12 Eylül) ve post-modern (28 Şubat) darbeler yaşayan bir ülke Türkiye; öncekilerde büyük katkı payı bulunan medyanın bu defaki yönlendirmesiyle yeni bir süreç başlayacak olursa, buna, içinde 'sosyolojik' sıfatı geçen bir ad koymamız gerekebilir...
Derin tahlilciler, Türkiye'nin Tayland olmadığını bilmiyorlar mı? Biliyorlar elbette. Varlığına tahammül edemedikleri siyasî kadronun zorla tasfiyesinin daha büyük bir tsunami dalgası yaratacağını ve arzu edilenin tam tersi bir sonuç doğuracağını görmüyorlar mı? Görüyorlar elbette. Geçmişte hep öyle oldu, yarın da bugünden farklı olmayacak...
Peki, buna karşı sarılabilecekleri çareleri ne? Bu sorunun cevabı 'sosyolojik tahlil'in gelecek on yılın demokrasi tartışmasıyla geçeceği bölümünde gizli.
Sosyolojik olma iddiası taşımayan bir tahlil de ben yapayım: Türkiye'de ve başka ülkelerde meydana gelen bütün kural dışı müdahaleler, müdahaleyi yapanların becerisiyle başarılı olmamıştır; başarıya ulaşan olağanüstülüklerin tek sebebi iktidarda bulunanların basiretsizliğidir...
Yaşam tarzına müdahale edilmeyecek... Yolsuzlukların üzerine gidilecek... Terör bitirilecek... Bu size de, bir 'program' gibi gelmiyor mu?
(Yeni Şafak, 28 Eylül ’06)