28.09.2006 05:14
Talabani polemiğine dair... - Cengiz Çandar
Bizim dış politika görüntümüz genellikle "asabiyet" üzerine kuruludur. Devletin sorumlu merkezleri bu "izlenim" e uygun bir profil çizseler de, asıl "medyamız" bu gibi konularda hayli "asabi" dir.
Çok kez, dış politika söylemine, gazete başlıkları yön verir. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin Amerika'da üst üste yaptığı açıklamalar, tekrar "asabımızı bozmaya" yetti. Bir gün, Amerika'ya, bir başka gün Avrupa'ya posta koymakla meşgulken, eti budu konusunda her vakit kuşku taşıdığımız bir Kürt'ün hem de "Irak Cumhurbaşkanı" sıfatı taşıyarak yaptığı açıklamaların kafamızın tasını attırması doğal sayılmalı.
Bugün gazetesi Talabani'nin bir fotoğrafını manşet üzerine yerleştirmiş ve "Şimdi de Tehdit Etmeye Kalktı" başlığını atmıştı. Başlığın altında ise şu alt-başlığa yer verilmişti: "Talabani maskesini çıkartıp Türkiye'ye karşı tehditler savurdu. 'İçişlerimize karışırsanız biz de sizdeki muhalefete destek oluruz' diye açıkça PKK'nın yanında olacağı mesajı verdi." Hayli "yorumlu" bir alt-başlık. Talabani, Kürt olmasaydı, bir komşu ve üstelik Türkiye ile her şeye rağmen belirli bir yakınlığı bulunan bir Cumhurbaşkanı için "maskesini çıkartıp" gibilerinden ibareler kullanılır mıydı? Kuşkuluyum.
Genellikle kuru manşetler pahasına soğukkanlı gözüken Radikal gazetesi ise, bu geleneğinin dışına çıkarak pek nadir sekiz sütun manşetlerinden birini bu konuya ayırmıştı: "Talabani çizmeyi aştı"! Milliyet iç sayfadan Yasemin Çongar'ın haberine, haber okunduğu takdirde Yasemin Çongar'a ait olmadığı belli olan "Talabani tehdit etti" başlığını uygun görmüştü. Türkiye'de yayınlanan iki İngilizce gazeteden Doğan grubuna ait olan Turkish Daily News, "Talabani'den arabuluculuğun ardından misilleme tehdidi" anlamındaki İngilizce başlığının altında "Türkiye, komşu ülkeye ilişkin herhangi bir gizli gündemi olmadığını belirtir ve içişlerine karıştığını reddederken Talabani'nin sözlerini bir devlet başkanı için kötü bularak yüzüne çarptı" alt-başlığını verirken, The New Anatolian gazetesi ise "Bağdat'a Cevap" anlamındaki başlığının altına Turkish Daily News ile tam tersi anlam taşıyacak şekildeki şu alt-başlığı koymuştu: "Dışişleri, Irak Cumhurbaşkanı Talabani'nin ülkesinin içişlerine İran ve Suriye'nin yanı sıra Türkiye'nin karıştığına dair ithamına dikkatli fakat sıkı bir yanıt verdi." Durumu nasıl anlamalı? Bence, Talabani sözlerinde yanlışlık yok ama tutumunda var.
Nasıl oluyor? Şöyle: Irak'ın komşularının Irak'ın içişlerinde her türlü parmağının oynadığını, Bağdat'ta ya da Irak'ın her yerindeki küçük çocuklar bile biliyor. Irak'taki belli başlı dört Şii örgütü üzerinde ve daha da ötesinde "en içlerinde" değişik düzeylerde İran etkisinin bulunduğu bir sır değil. Bu örgütlerin silahlı güçleri var ve bunlar İran'da eğitildiler. "Milliyetçi" ya da "İslamcı" Sünni silahlı direnişçilerinin -kendi deyimleriyle- Suudi Arabistan'dan, bu arada Irak'taki Baasçı ve İslamcı muhalefetin yerleştiği Ürdün'den ve hepsinde de öte Suriye'den destek gördükleri de bir sır değil. Suriye-Irak sınırı kevgir gibi. Suriye, o sınırı Amerika'nın burnunu çamura saplamak için yol geçen hanı olarak kullanıyor. Bu da biliniyor.
Türkiye'nin rolü ve konumu bu ülkeler gibi değil. Ancak, Türkiye'nin de Türkmen örgütlerinden biriyle özellikle sıkı fıkı olduğu, o örgütün Türkmenler içindeki desteğiyle ters orantılı bir desteği Türkiye'den gördüğü de bir sır değil. Türkiye'nin Kerkük odaklı gelişmelere dayalı olarak "askeri müdahale kozu"nu elinde bulundurduğu da, ayrıca, bir sır değil. (Bu arada, biz, Irak'ın tek komşusunun kendimiz olduğu gibi bir duyguya kapılıyoruz galiba...) Irak'ın çevreden elde edilen desteklerle muazzam bir iç istikrarsızlık içinde debelendiğini, kanlı bir "Şii-Sünni çatışması" içinde günde ortalama 60-70 kişinin başkentte öldürüldüğü bir ülke olduğunu her gün gelen haberlerden herkes biliyor.
Irak Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan bir kişinin, ülkesinin güvenliğinin birinci derecede sorumlusu olan bir ülkede, o ülkede "Irak'tan çekilelim-çekilmeyelim" tartışması hüküm sürerken, ABD kamuoyuna yönelik bu tür sözler sarf etmesinde anlaşılır bir yan da mevcut. Ancak, Talabani, özellikle Türkiye'ye ilişkin yanlış yapmıştır. Çünkü, kendisinden defalarca "Iraklı Şiilerin doğal ağabeyinin Irak, Sünnilerin ise tüm Arap Dünyası olduğunu, Irak Kürtlerinin son tahlilde Türkiye'den başka dayanağı bulunmadığını" duymuş birisi olarak, Türkiye'yi "incitecek" açıklamalarla, kendi "stratejik bakış açısı" na ters düşmüş oluyor. Talabani'nin en son isteyeceği şey, İran'ın, Suriye'nin, dolaylı yollardan da olsa Suudi Arabistan ve Ürdün'ün eli kolu Irak'ın içindeyken, Türkiye'de kendisine yönelik bir "öfke dalgası" yaratmak olmalı.
Türkiye de Talabani'ye karşı sistemli bir yanlış yapıyor. Irak'la bu kadar ilgili bir ülkenin, Irak'taki gelişmelerden bu kadar etkilenebilen bir ülkenin, Irak Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan ve Türkiye ile yoğun ilişkileri olmuş bir şahsiyetle, büyükelçisi ve arada bir gönderdiği özel temsilcisi düzeyinde görüşmemiş olması, hele Cumhurbaşkanı'nın ağzından "onu Ankara'da görmek istemediği" yolunda açıklama yapılması, anlaşılır ve kabul edilir bir durum değildir. Talabani'nin son açıklamalarına ilişkin "en doğru" açıklama Başbakan Tayyip Erdoğan'dan geldi. Talabani'nin son açıklamalarını nasıl değerlendirdiği sorulması üzerine Erdoğan, açıklamayı, "Önü arkası düşünülmeden yapılmış bir açıklama olarak gördüğünü" söyledi.
Başbakan Erdoğan, "Bunu her şeyden önce Sayın Talabani'nin bulunduğu makama asla uygun görmüyorum" diye konuştu. Türkiye Cumhuriyeti'nin hiçbir ülkenin içişleriyle ilgili olarak yapmayı düşündüğü veya attığı bir adım bulunmadığını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu: "Söz konusu da değildir. Kaldı ki şu ana kadar Irak'a ABD'den sonra en çok evladını sadece onlara lojistik destek verirken kurban olarak vermiş olan bir ülkeyiz. Bu denli olaylara samimi ve olumlu yaklaşan bir ülke için Sayın Talabani'nin açıklaması çirkindir. Herhalde bunu bir sürçülisan olarak etmiştir.
Düzeltecektir diye düşünüyorum." Bu tepki, gereğince "sert" ama ilişkilerin geleceğine kapıyı açık tutan "sorumlu" bir tepkidir. Bu vesile ile, Yasemin Çongar'ın aktardığı Talabani'nin şu sözlerini de bir kenara yazalım: "Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki serbest seçimle işbaşına gelmiş hükümetle iyi ilişkilerimiz var. Türkiye ile bir komşu olarak en iyi ilişkileri isteriz..." Yeni bir "kavga cephesi" açmaya gerek yok. İşi, "olumlu yanından" yakalayalım...
Özür: Önceki gün çıkan yazımızda yer alan Raskolnikov ismi, yanlışlıkla Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler adlı romanıyla ilişkilendirilmişti. Doğrusu Suç ve Ceza adlı romanı olacaktır. Özür diler, düzeltirim.
(Bugün, 28 Eylül ’06)