Ana Sayfa / Basın / 
07.09.2008
29.09.2006 13:23

Türkiye'nin 'Yeraltından' Mektup - Varlık Özmenek

 

ANKARA- Türkiye’nin özgürsüz, mücadelesiz, ruhsuz basın geleneğinde özgürlüğe, mücadeleye ve şerefe dair heybetli ve destansı kaynak ve evrenselliği temsil eden Sabiha Zekeriya Sertel’lerin TAN gazetesinin soyundan gelme ATILIM gazetesi için yazdığım bir yazıyı aynen Sansürsüz okuyucularıma sunuyorum.  

 

Yazıyı okuyup bitirdikten sonra sizden rica ediyorum; Türkiye’nin hali hazırda en ivedi düşünsel onur kuruluşu “Sanat ve Hayat” dergisinin genel yayın yönetmeni Hacı Orman’ın “yeraltından” ilettiği bir e-postayı sizlerin ve dünyanın sansürsüz ve onurlu dikkatinize sunacağım. Lütfen okur musunuz?

 

***      ***      ***

 

Önce Atılım için...

 

"...

Bunlar Kör kuyular / Varlık ÖZMENEK - 27 Eylül 2006

 

100 yıl önce 100 yıl sonra...  

 

Osmanlı İmparatorluğu dünyanın emperyal merkezlerin gözünde 100 yıl önce “hasta adam”dı.

 

Türkiye, dünyanın global-emperyal merkezlerinin gözünde 100 yıl sonra bugün yine “hasta adam”...

 

Türkiye’nin gazeteleri 100 yıl önce sansürlüydü!

 

Türkiye’nin gazeteleri 100 yıl sonra bugün andıçlı!

 

***      ***      *** 

Medya kör kuyular gibi sessiz...

 

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun “BASINA VE KAMUOYUNA” yaptığı açıklamadan yankılanıyor sadece:

 

. “Dün akşam, Türkiye çapında başta Atılım gazetesi, Özgür Radyo, BEKSAV, ESP, DİSK’e bağlı Limter-İş ve Tekstil-Sen, Varyos yayınları olmak üzere düzen muhalifi çok sayıda kuruma polis baskını yapıldı. 

 

. “Saptayabildiğimiz kadarıyla aralarında 13 gazeteci ve yazarın da bulunduğu 50’nin üzerinde düzen muhalifi devrimci gözaltına alındı. Kurumlardaki bilgisayarlar da götürüldü...”

 

***      ***      ***

 

100 yılı kayıp Türkiye’nin; belki de daha derin, daha derin kuyularda Türkiye’...

 

Sansürün ne olduğu belliydi. Andıç’ın ne olduğu belli değil bugün.

Sansürün düşük yoğunluklu otosansürleşmesi ile zihniyet çölleşmesi!..

 

“GİZLİ AFET”...

 

***      ***      ***

 

Aynı günlerde andıçlı medyanın gazete manşetlerindeki kısa bir gezintide okunanlar:

. “Gizli Afet” (Milliyet, 18 Eylül 2006), “Türkiye, son 50 yılda 2.5 milyon hektar sulak alanının 1.3 milyon hektarını yitirdi.

Kaynakların hatalı kullanımı dönüşü olmayan bir felakete yol açıyor.”

. “Konya Ovası Çürüyor” (Hürriyet, 9 Eylül 2006),

“Türkiye’nin tahıl ambarında çevre felaketi... ” 

. “Koylarımız Elden Gidiyor” (Hürriyet-Bodrum, 13 Eylül 2006)

 

. ...  Hangi birini yazacaksınız. Alt yazılar, üst yazılar... 

 

. “Bitkiler çürüyor, hayvanlar ölüyor”

. “İşte alarm veren göller: Akşehir (Konya), Seyfe (Kırşehir), Beyşehir (Konya), Kuz Gölü, Eşmekaya Sazlığı (Aksaray), Kulu Gölü (Konya), Suğla (Konya), Konya Ereğli Sazlığı, Sultan Sazlığı (Kaysari), Kestel Gölü (Burdur), Gavur Gölü (K.Maraş)...”

 

Bir yıl önceki bir manşet:

. “Kültürel Enkaz”(Milliyet, 2 Mart 2005), “Türkiye’de 85 kültür merkezinin inşaatı kaderine terk edildi.”

 

Ve yine bugünlerde gazetelerde...

 

Denizler gidiyor... Bodrum Yarımadası beton...

. Büyük Mandalya (Güllük) Körfezi, deniz kanseri balık çiftlikleri’nin  yasadışı, hukukdışı, insanlıkdışı kâr hırsıyla hem lağımlaşıyor hem ölüyor...

 

Ve yine bir manşet:

“Yeraltında Kaçak Şehir” (Milliyet, 17 Eylül 2006), “AKP Milletvekili Vahit Kiler’in şirketi İstanbul 4. Levent’te yapı ruhsatı almadan yerin altına doğru 10 kat indi... Yapı ruhsatı yok...”

 

***      ***      ***

 

İşte bir ülkede “Önce Vatan” diye diye nereye gelindiğinin burjuva (kentsoylu) küçük vesikalık bir uydu fotoğrafı:

. Yeraltında (bir ülkede) Kaçak Kentsoysuzluk!  

 

***      ***      ***

 

“Büyük Soygun’da Medya” kör kuyular gibi kuru ve sessiz...

 

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun “BASINA VE KAMUOYUNA” açıklamasını (23 Eylül) okumayı sürdürelim: 

“Bugün itibariyle 19 olan tutuklu gazeteci sayısının kitlesel boyut kazanacağı kaygısını taşıyoruz...

 

Kısa süre önce Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteci-Yazar İbrahim Çiçek, Atılım Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü, Gazeteci-Yazar Sedat Şenoğlu, radyocu Füsun Erdoğan ve 20 devrimci polis komplosuyla tutuklanmıştı.

 

Özgür Halk, Genç Bakış, Yeniden Özgür Gündem ve Atılım gazetesine çeşitli sürelerle yayın durdurma cezalarına verilmişti...”

 

***      ***      ***

 

Büyük kentsoysuzluk!..

 

100 yıl önce 100 yıl sonra...

 

100 yılın içinde Türkiye’nin Ulusal Kurtuluş Atılımı var ve ulusal kurtuluşun kenetlenemediği her seferinde boğulmuş Toplumsal Kurtuluş Atılımları...

 

Güneşin  kirpiğinden, “Ce!” demesinden korkuyorlar!

Bunlar Atılım’a, Bilim’e, Hayat’a karşılar...

Kör kuyular...

 

... “

 

***      ***      ***

 

Şimdi söz Hacı Orman’ın...

“...

 

Merhaba,

Size bu mektubu “yeraltından” yazıyorum. Çünkü ne evime gidebiliyorum, ne işime… Girip çıkabileceğim muhtemel yerlere karakol kurulmuş durumda. Ancak size yazmamın nedeni, içinde bulunduğum kişisel durumu açıklamak değil. Size yazmamın nedeni, iki haftadır sessiz sedasız uygulanan “kurumsal soykırım”a karşı sizi bilgilendirmek, duyarlığa davet etmek… Şu “kurumsal soykırım” ifadesini fazla heyecan yüklü bulmuş olabilirsiniz; o yüzden size olup biteni aynen aktarmak isterim;

8–9–10 Eylül 2006’da İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı, Jandarma İstihbarat Dairesi'nin eşgüdüm halinde bir operasyon başlattığı duyuruldu. Söylenene göre MLKP örgütüne yönelik operasyon, CIA ve Mossad’ın istihbarat ve teknik desteğiyle iki yıl önce planlanmış. Bu “operasyon” kapsamında 8 ayrı ilde eşzamanlı olarak evler basılıyor; sokaklardan insanlar toplanıyor; gözaltına alınan 26 kişiden 23’ü tutuklanıyor. 

Bu arada haftalık Atılım gazetesi yayın yönetmeni İbrahim Çiçek, yayın koordinatörü Sedat Şenoğlu ile Özgür Radyo yayın koordinatörü Füsun Erdoğan da gözaltına alınıp bu operasyonla ilişkilendirilerek tutuklanıyor. 

Bu gözaltı ve tutuklama furyasından bir hafta sonra Türkiye genelinde çok sayıda yasal kurum ve kuruluş, aynı anda basıldı. Atılım gazetesinin merkez bürosu ve temsilcilikleri, Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP) merkez bürosu ve temsilcilikleri, Özgür Radyo, BEKSAV, Sanat ve Hayat Büroları, Sosyalist Gençlik Derneği Büroları, Emekçi Kadınlar Derneği Büroları, Limter-iş, Tekstil Sen, Dayanışma Gazetesi merkez bürosu, 1 Mayıs Güzelleştirme Derneği yüzlerce silahlı polis tarafından basılarak talan edildi. Bu kurumların bütün yöneticileri gözaltına alındı ve çoğunluğu alelacele tutuklandı. Bu kurumların bütün arşivlerine, bilgisayarlarına el konuldu. 

Polis, bu kurumların bulunduğu sokakları militarizme ederek giriş çıkışları yasakladı. Kurum çalışanlarının evlerinin içine ve çevresine günlerce karakol kurdu. Kurumlarda baskın sırasında bulamadığı kişilerin bir bölümünü sokaklarda (kafasına silah dayayarak) gözaltına aldı. Aynı uygulamayı Haydarpaşa tren garında bana da yapmak isterlerken, bağırarak onlardan uzaklaştım; peşimden dakikalarca silahlı olarak koştular ve beni yakalamaya çalıştılar. Ancak kalabalığa karışarak ellerinden kurtulabildim.

 

Şuana kadar adı geçen kurumların bütün büroları ve temsilcilikleri, şubeleri talan edilmiş, insansızlaştırılmış durumdadır. Bu kurumların çalışmaz, faaliyetini sürdüremez hala gelmesi amaçlanmıştır. 

Basılan kurumlarda yapılan “arama” işlemine kurum yetkilileri ve avukatlarının müdahil olması engellenmiştir. Polisin 7-8 saat süren arama işlemi boyunca ne aradığı, ne bulduğu konusu özellikle karanlıkta bırakılmıştır. Örneğin Özgür Radyo’nun yayın odası içeriden kilitlenmiş, yayın odasına radyo çalışanlarının ve avukatlarının girmesi engellenmiş, saatler sonra yayın bilgisayarının hardiskinin kopyalandığı söylenmiştir. Bu işlemleri büyük bir “entrika”nın senaryosunu hazırlamak üzere planlandığını tahmin etmek güç değildir.

 



Aynı sırada Atılım gazetesinin yayını durdurulmuştur. Yayın durdurma cezası, Yeni terörle mücadele yasasına dayandırılmıştır. Bu yasanın tartışmalı maddesi (ki Cumhurbaşkanı tarafından temyize gönderilen maddedir) uyarınca gazetenin yayınının durdurulması, basın ve ifade özgürlüğünün ne kadar büyük bir tehdit altında bulunduğunu göstermektedir.

 

Gözaltına alınan yaklaşık 150 kişinin üçte ikisi tutuklanmıştır. Tutuklanan kişilere isnat edilen suç belli değildir. Çünkü savcılık, dosyada “gizlilik” ibaresi olduğunu belirmekte, sanıklar ile vekillerine iddianamenin kapsamını göstermemektedir. Bu durum, sıkıyönetim ve cunta döneminin uygulamalarını andırmaktadır.

Polis, elinde 37 kişilik bir “arananlar” listesi olduğunu söylemektedir. Bu listede benimde adımın olduğu belirtilmektedir. Şu ana kadar bu listede yer alıpta polisçe gözaltına alınanlarının tamamı yıldırım hızıyla tutuklanmıştır. Yaklaşık 15 yıldır kamuoyunun gözü önünde çalışan ve yaşayan biri olarak tutuklanmam için hiçbir neden olmadığından eminim. Oysa gerek altı yıldır başkanlığını yaptığım BEKSAV’ın gerek yayına başladığı günden bu yana aralıksız yayın yönetmenliğini yürüttüğüm Sanat ve Hayat üzerindeki militer baskının ortaya koyduğu veri şudur ki, bir yerlerde büyük bir senaryo yazılmış ve bize de “tutuklanacak adam” rolü verilmiştir. Hiç değilse bir iki duruşma tutuklu kalmamız hedeflenmektedir. Sonra beraat edecek oluşumuz, polisin ve onu yönlendirenlerin umurunda değildir. Zira amaç çalışamaz/ işleyemez duruma getirmek, alanımızı daraltmak, hareketsiz bırakmaktır. 
 
Peki, bütün bunlar ne için?

 

Kişisel kanım şudur ki, çok büyük bir saldırı dalgasının ilk hamlesi yapılmıştır. Devlet katında çok esaslı bir militer dönemin hazırlıklarının tamamlandığı görülmektedir. Bir yandan Genel Kurmay Başkanı ile Kara kuvvetleri komutanının açıklamaları var. Kürt politikasında şiddet konseptinin öne çıkartılacağı anlaşılıyor. Diğer yandan Ortadoğu’da yayılma ihtimali güçlenen savaşta yer alacak Türkiye. Ve öte yandan rejimin iç tansiyonu yükseliyor; Kürt-Türk, Laik-Şeriatçı “çelişkisi” Cumhuriyet tarihinin en hassas ekseninde tutuluyor; iç savaş olasılığı güncelleşiyor.

 

İşte bu çerçevede, toplumsal muhalefeti bastırıp yollarına sorunsuz devam etmek istiyorlar. Bizim kurumlarımız üzerinde uygulanan daraltılmış cunta rejimi, adım adım, etap etap, bütün devrimci, demokratik mevzilere doğru yayılacak; devlet terörü arttırılacak. O nedenle bu saldırıyı burada göğüslemek, engellemek zorundayız. Yarın, gerçekten vakit çok geç olacaktır. Gazetelerin, sendikaların, sanat kurumlarının, radyoların, edebiyat dergilerinin böyle cüretkârca, pervasızca basılıp talan edilmesi, bütün demokrasi güçleri için uyarıcı olmalıdır. Biliyoruz ki, bu, iddia edildiği gibi, yasadışı örgüt operasyonu değildir; lojistik bir operasyonda değildir. Bu, yasal kurumlara yönelik devrimci demokratik mevzileri tasfiye etme, devrimci-muhalif kişileri etkisizleştirme operasyonudur. Şuanda hapishanelerde bulunan basın yayın emekçilerinin sayısı, yirmiyi geçmiştir. Türkiye, 301.maddeyle oyalanırken, terörle mücadele yasası bütün hızıyla basın ve düşünce özgürlüğünü büsbütün katletmeye başlamıştır bile. Her şey açıktır. Sert bir dönem dayatılmaktadır. Politik iklim fırtınalarla yüklüdür. Demokrasi güçleri gerçek bir sınavın içindedir. Sizden ilgi, duyarlılık ve destek bekliyoruz. Daha doğrusu, göreve davet ediyoruz.

 

Bana gelince… Şuanda tutuklanmamak için ortaya çıkmayan başka kişilerde mutlaka vardır. Bunların sayısı yarın artacaktır. Elde listelerle insan avına çıkmak, yıllardır evi ve işyeri bilinen kişileri birdenbire “aranan şahıs” ilan etmek, “büyük komplo”nun boyutları hakkında fikir vericidir. Bu süreç, faali meçhullere açık bir süreçtir. Fakat biz, muhalif kimliğimizden, sosyalist dünya görüşümüzden, devrimci yaşam tarzımızdan geri adım atacak değiliz. Görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Mevzilerimi elbette savunacağız, koruyacağız, güçlendireceğiz. İşçilerin ve bütün ezilenlerin hakları için… Militarizme ve şovenizme karşı durmak için… Emperyalist savaşa karşı ezilenleri aydınlatmak, örgütlemek için… Barış, Özgürlük adalet için… Bildiğimiz yoldan yürümeye devam edeceğiz. Hukuki olarak da haklarımızı arayacak, üstümüzde estirilen terörün sorumlularının yargılanmasını talep edeceğiz. 

 

En önemlisi de, başta terörle mücadele yasasının uygulamaları olmak üzere, faşist baskı ve saldırılara karşı birleşik direniş cephesi oluşturmaya yoğunlaşacağız. Yazılarımız, şarkılarımız, filmlerimiz, haberlerimiz, oyunlarımız, yine sömürgeciliği lanetleyecek, yine emperyalizmi yargılayacak, yine özgürlüğü ve evrensel kardeşliği dile getirecek.

 

Sizi de bize daha yakın olmaya, bizi yalnız bırakmamaya çağırıyoruz.

 

Sağlık ve başarı dileyerek…

 

Tekrar dostlukla…

 

HACI ORMAN 
BEKSAV Yönetim Kurulu Başkanı

İrtibat için : 0(216) 349 91 55 – 0(216) 346 85 70

...”

 

***      ***      ***

 

Şimdi...

 

Söz sizin sevgili sansursuz.com okuyucuları...

 

(sansursuz.com, 28 Eylül ’06)

 


YAZICIYA GONDER


September
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 1 2 3 4 5