30.09.2006 08:28
Kürt sorunu ve kökler... - Ali Bayramoğlu
Bu topraklara egemen his şöyle tanımlanabilir: Tarihî miras olarak siyasi büyüklük duygusu ile yine tarihî miras olarak aşırı siyasi kırılganlık arasına sıkışmışlık, daha doğrusu bu iki uç arasında gidiş geliş...
Türk milliyetçiliğini de, Türk solculuğunu da tanımlayan temel olarak bu yırtılma halidir... Ancak asıl önemlisi, doğal olarak, bu yırtılmanın ülkenin temel sorunlarının arka planını oluşturmasıdır.
Nitekim imparatorluk kalıntısı bu ülkede toplumsal bütünleşmenin tam olarak sağlandığı iddia edilemez. Birbirinden kopuk coğrafi, kültürel, hattâ etnik toplumsal gruplar arasındaki mesafeli ilişkinin bir etkileşim sistemine döndüğünü söylemek mümkün değildir. Örneğin Hatay ve Adana civarında Nuseyri-Sünni ilişkisi, örneğin Kayseri civarında Çerkez-yerli ilişkisi, örneğin tüm Orta Anadolu'da Alevi-Sünni ilişkisi, daha doğrususu ilişkisizliği bu duruma sadece birkaç misaldir.
Bu sorun Türk toplumsal ve siyasal sistemine günümüzün milletler sistemi olarak tabir edilebilecek bir ağırlık katar. Bu ağırlık ülkeye ciddi faturayla, cemaatçi bir anlayışla geri döner. Özetle, gelenek, imparatorluk dönemindekini andırır.
Nitekim Cumhuriyet öncesi Osmanlı dönemi, özellikle Balkan savaşlarından itibaren karşı karşıya kaldığı milliyetçi hareketler ve kendi içinde ürettiği yetersizliklerle siyasi kırılganlık hissini çok ağır yaşamıştır. Buna karşılık aynı dönem kâh toprak kayıplarıyla, kâh Balkan savaşlarından sonra korkutulup kaçırılan Rumlarla, kâh Ermeni tehciriyle, kâh kaybedilen topraklardan akın akın gelen Müslüman tebaayla Anadolu nüfusunun önemli ölçüde İslamlaşması, daha doğrusu İslam etrafında türdeşleşmesi sonucunu yaratmıştır. Dememiz odur ki, Osmanlı, toplumsal yapı itibariyle Cumhuriyet'e gayrimüslim unsurların önemli ölçüde tasfiye edildiği bir yapı bırakmıştır.
Cumhuriyet ise bu mirası yönetmek ve şekillendirmek için iki önemli projeye sahip olacaktır.
1. 1800'lerin ortalarından itibaren Kafkasya'dan, Kırım'dan, Balkanlar'dan Anadolu'ya akın akın gelen (Cumhuriyet başındaki toplam nüfusun üçte biri bu göçmenlerden oluşmaktadır) çoğu etnik olarak Türk olmayan Müslümanları Türkleştirmek...
2. Ulusal birliğin asli yapıştırıcısı İslamı, agresif laiklik ve Güneş Dil teorisi tarzı şaman-laik Türk köken vurgusuyla dönüştürmek...
Mirasın güçlü olduğu ortadadır...
Türkiye'nin bugün hâlâ damardan iki toplumsal meselesinden birisi Kürt meselesi, diğeri ise din-siyaset-toplum ilişkileri meselesidir...
Nitekim bu iki proje kısmen başarılı kısmen başarısız olmuştur...
Başarılı yön şudur:
Kürtler dışındaki tüm Müslüman unsurlar Türkleştirilmişler, mal ve kimlik edinerek en azından Türk bilincine sahip olmuşlardır.
Bu hiç azımsanmayacak devasa bir başarıdır...
Buna karşılık bu projenin başarısızlığı Kürtlerle başlamıştır... Zira bir dönemler müstakbel Türkler arasında sayılan Kürtler bu projeye direnen grup olmuştur. Ve direndikleri ölçüde projenin altında yatan anlayış, felsefe, politika da anlamsız hale gelmiştir.
Bu da hiç azımsanmayacak bir başarısızlıktır...
Bugün Kürtlerin Türkleşeceklerine yönelik inanç her şeyden önce devlet katında yok olmuştur. Kürtlerin kendi ulus bilinci arttıkça, Kürt milliyetçiliği yükseldikçe aynı inanç Türk toplumu nezdinde azalmaya başlamıştır. Yeni Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ devir-teslim konuşmasında “Kürt ve terör sorununun yok olmayacağını ancak kontrol altında tutulabileceğini” muhtemelen bu mantıkla söylemişti.
Bu durumda şunu görmek gerekir:
Kürt sorunu denilen mesele sanıldığından daha derine inmektedir. Bu sorunun varlığı ya da ortadan kaldırılamamış olması devasa bir projenin başarısızlığına işaret etmektedir. Bugün devletin geldiği noktada yaptığı tanımın, yani bu “sorunu patlamaya dönüştürmeden kontrol altından tutma” politikasının stratejik bir düşünceye tekabül etmediği çok açıktır... Nitekim Kürt sorununun etrafında uygulanan yan politikalar, örneğin “ulusal birliğin anti Kürt ve PKK karşıtı duygularla pekiştirilmesi”, kopuk toplumsal gruplar arasındaki boşlukların bu tür girdilerle doldurulması başka ciddi bir tehlikeye işaret etmektedir.
“Bizden-sizden”, hainlik, “hesaplaşma”, milliyetçilik ve benzeri söylemler sorun çözmemekte, sorunu azdırmaktadır.
Bilmek gerekir ki bu sorun köklüdür ve tarihten bugüne mirastır.
Ve bilmek gerekir ki karşı karşıya kaldığımız tablo aslında bir ölçüde bu iflasla ilgilidir...Kürt sorunu iflas etmiş bir proje üzerinde büyümektedir.
(Yeni Şafak, 30 Eylül '06)