Ana Sayfa / Basın / 
03.12.2008
01.10.2006 08:29

Cola Kurda! - Ece Temelkuran

 

Cola Turca çıktığı günden beri, her biri dev birer sosyolojik araştırma meselesi olabilecek reklamlarıyla bir milleti duygudan duyguya sürükledi.

 

Önceleri "gençlere göre milliyetçilik" kaidesi üzerine kurulan reklamlar ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde direksiyon kırdı ve yeni sosyolojik deryalara yelken açtı.

 

Yeni reklam şöyle. Bir masada, güneş batarken dedeyi görürüz. Torunuyla masada oturmaktadır. İftar masası. Sonra masa uzar uzar, Türkiye'yi sarar. Güneydoğu'dan başlayan masa Karadeniz'i dolaşıp Marmara'dan geçip Ege kıyılarından denize atlayıp Gökçeada'dan çıkmak suretiyle memleketi birbirine bağlar. Ezcümle: Cola Turka ile masaya oturan halkımız, yani biz, hepimiz aynı sofradayızdır. "İnanç Dünyası" tonuyla bir adam şöyle der:

 

"Şükürler olsun bizi aynı sofrada buluşturana!"

 

Vesaire vesaire...

 

Kürt meselesinin ve azınlık haklarının tartışıldığı şu günlerde efervesan gibi reklam; gaz giderici.

 

Cola Turca ile masaya oturanların hepsine Türkçe konuşturunca ne sevimli görünüyor her şey değil mi?

 

Meseleye "Bizi birleştiren tek şey aslında dinimiz" demek ne şeker oluyor millet birbirini boğazlarken.

 

Ve iftar sofrasına oturmayan tek bir kişi kalmayınca memlekette ve herkes bundan mutluyken...

 

Cola Kurda, Cola Lazka, Cola Ermenika olmasa bütün memleket Turca!

 

Survivor ve milliyetçiliğin bozuk asabı Show

 

TV'de "Survivor" diye bir yarışma yayımlanıyor. Türkçesi "Ayakta Kalan" ya da "Hayatta Kalan" diye çevrilebilir. İki ada var bir okyanusun ortasında. Bir tanesine Yunanlıları koymuşlar, birine bizimkileri.

 

Daha başından çıldırtan bir sahneyle başladı yarışma. Yarışmacılara belli bir miktar para veriyorlar ve bu parayla bilmem kaç gün kalacakları adada ihtiyaçları olan şeyleri kısa bir sürede edinmelerini bekliyorlar. Yarışmacılar bir köye giriyor. Önce satın almaya çalışıyorlar fakat baktılar olmuyor, Türk yarışmacılar hırsızlığa başlıyor. Zavallı bir okyanus köyünü talan ediyorlar.

 

Sonra Yunanlılar da katılıyor talana. Bizimkilerin çıldırasıya yaptıkları hırsızlığın etkisini azaltmak için herhalde Yunanlı bir yarışmacının aldığı tavuğun oracıkta boğazını eliyle kopardığını kerelerce ve ağır çekimde gösteriyorlar. Buraya kadar normal olan bölümü.

 

Gerçekten... Asıl kıyamet sonra kopuyor. Küçük yarışmalar yapılıyor ve yarışmalar sırasında öğreniyoruz ki, Yunan ekibinden bir kadın aslında Türkçe biliyor ama bizimkilere belli etmiyor: Planlarını önceden anlayabilmek için!

 

O adada bir patoloji sürerken bizim adada da şöyle bir hadise cereyan ediyor. Dandik oyunlardan galip çıkan Türk ekibi, okyanusun ortasında, minnacık bir adada, koca koca adamlar ve kadınlar olarak kol kola girip, "Çıktık açık alınla" diye başlıyor marş söylemeye.

 

Yarışmacılar içinde en yaşlı olanı kırklı yaşlarında bir adam. Rakibini yenince oyunda ağlamaya başlıyor, bağırıyor:

 

"Ben Yunanlıyı on kere yenerim. On kere!"

 

Bir tür histeri krizi.

 

Yunanlılardan tavuk kafası koparan da en az bizimkiler kadar tuhaf:

 

"Eğer bu yarışmayı bir Türk kazanırsa ikinci Atatürk olur."

 

Bu derece asabı bozuk bir milliyetçilik... Bu derece şuurunu kaybetmiş bir düşmanlık...

 

Ve korkarım bu yarışmayı heyecanlanarak ve ciddiye alarak seyreden kalabalıklar var iki ülkede de.

 

(Milliyet, 1 Ekim 06)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4