Ana Sayfa / Basın / 
04.12.2008
11.10.2006 11:05

Finansal Çözülmeye Karşın Büyümenin Bedeli - Erinç Yeldan

 

Değerli okurlarım,

Bu haftaki yazımızın başlığı daha doğru olarak, "Türk Finans Piyasalarında Mayıs-Haziran Aylarında Yaşa­nan Çalkantının Maliyeti Kim Tarafından, Nasıl Karşı­landı? Finans Piyasalarındaki Çözülmeye Rağmen Türkiye 2006'nın İlk Yarısında Nasıl Büyüyebildi?" şek­linde olmalıydı. Ancak, şüphesiz, bir başlığa sığmaya­cak kadar uzun olan bu sorulan yazının ana fikri olarak doğrudan ilk cümlede sizlere iletmeyi uygun buldum.

 

Bilindiği gibi Türk finansal piyasalarındaki hassas ve kırılgan dengeler mayıs ayının ortasından başlayarak bir "çözülme" sürecine sürüklendi. Türk Lirası mayıs boyunca yabancı dövizler karşısında yüzde 14 ile yüz­de 20 arasında değer kaybına uğradı. Devlet iç borç­lanma senetlerinin faizi yüzde 13.5 düzeyinden yüzde 16 düzeyine kadar çıktı; İstanbul Menkul Kıymetler Bor­sası'nda da sert değer kayıplan yaşandı. Tüketici fiyat­ları enflasyonu yüzde 10 sınırını aştı ve ekonominin ge­nel bir durgunluğa sürükleneceği endişesi yaygınlaştı.

Ancak eylül ayında açıklanan milli gelir istatistikleri, Türkiye'nin milli gelirinin artış hızını 2006'nın ikinci çey­reğinde koruyabildiğini, hatta daha da artırarak yüzde 8.5'e yükselttiğini gösterdi. Ortada finans piyasaların­daki çalkantıdan kaynaklanan net bir maliyet olması­na karşın, ürün piyasalarında söz konusu maliyetin olumsuz etkileri nasıl bertaraf edilebilmişti?

 

***

 

Mayıs ayı sonunda Ekonomi Politik köşesinde ma­yıs ayındaki finansal çözülmenin sadece kamu sektö­rüne olan maliyetini hesaplamaya çalışmış ve şu so­nuçlara ulaşmış idik: "Mayıs ayında yaşanan finansal çözülmenin kamu maliyesine getirmiş olduğu ek yük, 4.5 milyar YTL olarak hesaplanmakta, bu yükün 1.8 milyar YTL'lik kısmı iç borçlardan kaynaklanmaktadır. Dalgalanmanın dış borç ödemeleri sebebiyle kur et­kisi aracılığıyla getirmiş olduğu yük ise 2.7 milyar YTL olarak öngörülmektedir."

O günkü çalışmamızda yılın geri kalan bölümü için (mayıs sonrası) şu varsayımlara yer verilmiş idi: (i) Ha­ziran ve sonrasında dolar kurunda Hazine tarafından nisan ayı için kullanılmış bulunan 1.31 YTL/USD düze­yi yerine, 1.50 YTL/USD geçerli olacak, yani ulusal pa­ra yüzde 14.42 oranında değer yitirmiş olacak; (ii) dev­let iç borçlanma senetlerinin ortalama faiz oranı 2006'nın geri kalan aylannda yüzde 16 düzeyinde ola­caktır.

 

Yukarıdaki varsayımlar çerçevesinde yapılan ek he­saplamalara göre ise ulusal paradaki bu değer kaybı, 2006'nın ilk çeyreği itibanyla, toplam borç stoklarını 28.3 milyar USD, başka bir anlatımla 42.4 milyar YTL artırmıştır. Bu miktar milli gelirin yüzde 7.8'ine denk düşmektedir. Mayıs ayı sonrasında yaşanan dönemde kur ortalama olarak 1.50 düzeyinde seyretmiş, kamu­nun borçlanma oranlan ise yüzde 20'yi aşmıştır. Yani söz konusu maliyetlerin 2006 için oldukça "iyimser" tahminlere dayandığı söylenebilir.

 

Dolayısıyla, finans piyasalarında mayıs-haziran ve daha sonrasında da geçen eylül ayında yaşanan çal­kantıların ulusal ekonomiye önemli düzeyde bir mali­yeti olmuştur. Nitekim, geçen hafta yayımlanan dış borç istatistikleri, Türkiye'nin 2006'nın ilk yarısında toplam ana para ve faiz bedeli olmak üzere dış borç servisinin 35 mil­yar dolan aştığını belirtmektedir. Dış borçlanmanın servis mali­yetleri 2004'te 30 milyar, 2005'te ise 36 milyar düzeyin­de idi. Söz konusu rakamlar milli gelirimizin yüzde 10'unu aşmaktadır. Ulusal gelirimiz, bütün bunlara karşın artışını sürdürebilmiş ise, söz konusu maliyetlerin bedelinin birilerinin tarafından ödenmiş olması ge­rekir.

 

Bu bedeli kim, nasıl ödemiştir?

 

Sorunun sınıfsal açıdan öne­mi yeterince açıktır. Yanıtının ipuçlannı ise geçen haftaki ya­zımda "büyümenin maliyeti" konusu altında değerlendirme­ye çalışmış idim. Başta sanayi sektörleri olmak üzere, Türk ekonomisinde işçi başına üre­tim artar iken işçilerin reel ücret­lerinin neredeyse sabit kaldığı­nı verilerden açık olarak izleye­bilmiş idik. Sanayi işçisinin ya­rattığı üretim değeri ile eline ge­çen ücreti arasında giderek açı­lan fark, emeğin üretim sürecin­de artan sömürüsünü yansıt­maktadır. Türkiye dış borçlan­maya dayalı bu "hormonlu"'bü­yüme süreci ile bir ucuz ithalat ve ucuz emek cennetine dö­nüştürülmüş durumdadır.

 

Oysa iktisat medyasındaki yaygın inanç "bunu da atlattık" şeklindedir. Resmi çevreler ve IMF yetkilileri söz konusu finan­sal çalkantıların "kazasız" atla­tıldığını ileri sürmekte ve Türki­ye'nin "üretkenlik artışlarına dayalı sürdürülebilir büyüme içinde" olduğunu savlamakta­dır.

 

Türkiye'nin (aslında son de­rece tartışmalı resmi rakamlar ile öne sürülen) büyüme süreci yoksullaşanadır; ve özü itiba­rıyla kamunun varlıklarının tala­nına ve özel sektörün sınırsız bir iştah ile borçlanmasına da­yanmaktadır.


(Cumhuriyet, 11 Ekim 2006)

 


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4