13.10.2006 05:24
Olmak ya da ölmek; İşte bütün mesele bu - Ece Temelkuran
Randevu... Kolayca yaptığımız bir şey değil mi? Cep telefonu çıktığından beri daha da kolay. Hatta cep telefonu çıkmadan önce nasıl yaptığımızı bile hatırlamıyoruz artık.
O kadar kolay konuşuyoruz ki birbirimizle, herkes birbirinin o kadar elinin altında ki, birine ulaşmamak, birini bulamamak mümkün değil gibi artık. Ama Şişli'de bir evde...
"Adalet Bakanı'ndan randevu istiyoruz sadece" diyor Avukat Behiç Aşçı. 190 gündür bir şey yemiyor. Onu ilk gördüğümün dörtte biri kadar kaldı. Ve Şişli'de bir evde, bir yatakta, yanında dantel örtülü bir sehpada radyosu, duvarda kendinden önce ölüm oruçlarında ölenlerin fotoğrafları, cezaevlerinden gelen boncuk işleri, yapma çiçekler, hediyelik eşyalarla ölüyor.
Ölürken, Adalet Bakanı'ndan bir randevu bekliyor. Randevu... Kolayca alıp verdiğimiz bir şey olarak o evin içinde, tavandan pamuk ipliğinin ucunda asılı bir kılıç gibi bekliyor.
Bir başka yerde de ölmek ile olmak arasında, sona ermek ile sürmek arasında bir keskin bıçak gibi duruyor "randevu" sözcüğü. Uşak Cezaevi'nde Sevgi Saymaz 1 Mayıs'tan beri ölüm orucunda. Ve işe bakın ki bir türlü, bir tanecik randevu alınamıyor, verilmiyor...
Kurbanlar nereye kadar?
Randevu alınsa konuşulacak şey, F tipi cezaevleri meselesinin yeniden tartışmaya açılması. Daha insani, daha az zalim bir yöntem bulunması. Binlerce insanın insanlıktan çıkarılmasının önüne geçmek için ne yapılabilir, bu konuşulacak.
Avrupa Birliği'nin desteğiyle yapılan F tipi cezaevlerinin Türkiye'deki uygulamasının artık Avrupa Birliği tarafından da kınandığı söylenecek. Yalnızlıktan intihar eden insanlar, insan haklarına aykırı uygulamalar sonucu yaşamını yitirenler, delirenler, konuştuklarıyla düşündüklerini karıştıracak kadar yalnızlaştırılmış ve çıldırtılmış insanlar anlatılacak ve denecek ki "Bir yöntem bulalım".
"Teröristlerle pazarlık" olarak görülüp reddedilen bu "randevu" aslında bir çok gencecik insanın hayatını kurtaracak. Bu randevu verilmezse hükümet genç kızların ve genç erkeklerin siyaseten katline karar vermiş olacak... Örgütün kurban vermek konusunda geri adım atmayacağı ortadayken bu randevuyu vermemek bu kurban edişe katılmak olacak.
Yasaklanan kitabım
Susmak, yok saymak Türkiye'de F tipi cezaevleri meselesini çözmüyor. Bizim sessizliğimiz de muktedirin sessizliğine benziyor giderek. Hatta konuşulmazsa kendi kendine bitecek, bir örgüt kendi kendini kurban ederek yok olacak diye bakılıyor belki.
Oysa biz bu sorunu ve onları yok saydıkça bizim de alanımız daralıyor. İşte, şimdi de, benim yazdığım "Ne Anlatayım Ben Sana" adlı kitap Ankara Sincan Cezaevi'nde yasaklanıyor. Elimde şu anda cezaevinin "Eğitim Kurulu Kararı"nı tutuyorum. Doğru dürüst bir gerekçe bile yazmayı becerememişler, sağ olsunlar.
Kararın gerekçesinde, "Hayata Dönüş Operasyonu'nu övmek" yazıyor. O kanlı operasyonun ancak ve sadece yerilmiş olduğu kitabı okumadıkları, içine bile bakmadıkları çok belli. Ama soramıyoruz, engelleyemiyoruz. Çünkü artık Türkiye, F tipi cezaevleri meselesini bile yok sayıyor. Oralarda yıllarını, hatta ömürlerini geçirmek zorunda olan insanlarla birlikte topyekûn bu meseleyi yok sayıyor.
Çözülmesi güç bir mesele, doğrudur. Ama insanlar ölürken bir randevu vermek de mi bu kadar zor? İnsan bunu merak ediyor...
(Milliyet, 13 Ekim 06)