18.10.2006 10:27
Rekor büyüme, rekor borçlanma - Erinç Yeldan
Türkiye ekonomisi dört yıl boyunca üst üste yüksek oranlı bir büyüme temposu izliyor. Bu olgu tarihimizde bir rekor olarak yansıtılmaya çalışılmakta. Şüphesiz, ekonominin böylesine bir hızda büyümesini sürdürmesi, inişli çıkışlı iktisadi tarihimizde pek yeri olmayan bir durumdur. Ancak, söz konusu büyüme rekorunun ardında, genelde göz ardı edilerek "önemsiz" bir gelişme imiş gibi gösterilmeye çalışılan bir başka "rekor" daha vardır: Türkiye son üç buçuk sene içerisinde dış borç stokunu büyük bir hızla arttırmıştır.
Aşağıdaki tablodan Türkiye'nin 2003 başında, yani AKP iktidarının ilk aylarında, toplam dış borç stokunun 130.1 milyar dolar olduğu görülmektedir. En son veri dönemi olan 2006'nın haziran ayı itibarıyla toplam dış borç stoku 193.6 milyar dolara ulaşmış, yani Türkiye'nin dış borç stoku üç buçuk sene içerisinde toplam 63.5 milyar dolar artış göstermiştir. Söz konusu rakam dolar bazında yüzde 50'lik bir büyümeye işaret etmekte ve milli gelirin reel artış hızını aşmaktadır.
***
Bir ekonominin dış borçlanmasının ardındaki en önemli neden, kuşkusuz döviz açığı vermesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye'de de reel ekonominin döviz açığı, cari işlemler dengesi rakamlarında somut olarak gözlenebilmektedir. Aşağıdaki tablodaki verilere göre 2003 yılında toplam 8.1 milyar dolar düzeyinde seyreden cari işlemler açığı, 2006'nın daha ilk dokuz ayında 22.4 milyar dolara ulaşmıştır. Dış borçlanma temposu ile karşılaştırmak için cari işlemler açığının son üç buçuk seneki birikimli toplamını alırsak karşımıza 65.5 milyar dolar tutarında bir rakam çıkmaktadır.
Yani Türkiye 2001 krizi-sonrasında, IMF programı ve onun yürütücüsü AKP iktidarı altında toplam 65.5 milyar dolarlık döviz açığı yaratmış, bunu da dış borçlarında 63.5 milyar dolarlık bir artış ile karşılamıştır. Bu arada Türkiye'nin dış dengeleri inanılmaz derecede bozulmuş; dış borç yükümüz de tehlikeli bir biçimde artış göstermiştir. Türkiye, uluslararası finans spekülatörlerine yüksek reel faiz sunarak ve "özelleştirme" adı altında kamuya ait varlıkları "doğrudan yabancı sermaye yatırımı" öyküleri altında pazarlayarak döviz açığını finanse etmeye çalışmaktadır. Biçimi ne olursa olsun, döviz açığımızın finansmanı dış borç artırıcı öğeler içermektedir ve bu yönüyle Türkiye ekonomisi dengesiz ve kırılgan bir görünüm sergilemektedir.
Dolayısıyla son iki haftadır bu köşede belirtmeye çalıştığımız üzere, aslında "istihdam yaratmayan" ve "yoksullaştırıcı" nitelikleri ağır basan bu büyüme serüveninin ardında işte bu "sahte İsviçreleşme" olgusu yatmaktadır.
(Cumhuriyet, 18 Ekim '06)
