Ana Sayfa / Basın / 
04.12.2008
19.10.2006 07:01

Behiç Aşçı'nın kavgası - Toktamış Ateş

 

Ftipi cezaevleri yaşama geçirildiği günden beri, cezalarını buralarda çeken mahkûmların yoğun tepkileri görüldü.

 

O zamanki Adalet Bakanı Sayın Prof. Dr. Hikmet Sami Türk'ün, bu tür cezaevlerinin rahat ve konforlu cezaevleri olduğu iddiası, doğrusu pek ikna edici olmadı ve bu cezaevlerine karşı yürütülen mücadelede, şimdiye dek 120 küsur insan öldü ve 600'ün üzerinde insan (bir bölümü ağır olmak üzere) yaralandı.

 

Bu uygulamayı savunan ve sürdüren Adalet Bakanlığı'nın görüş ve iddiasına göre, koğuş sistemine dönülmesini isteyen siyasal suçluların amacı, cezaevlerini bir okul gibi kullanmak ve bunun yanı sıra, örgüt bağlantılarını hapishanelerde de sürdürmek.

F tipi cezaevlerinde bunu yapamadıkları için, karşı çıktıklarını iddia ediyorlar. Bu uygulamaya karşı çıkan siyasal tutuklular ise F tipi cezaevlerinin amacının "tecrit" olduğunu ve tecridin, bir tür işkence olduğunu ileri sürüyorlar. Zira tecridin insanlarda psikolojik çöküntüye neden olduğunu ve bunun da bir tür işkence olduğunu düşünüyorlar.

 

Bana sorarsanız, eğer F tipi cezaevleri insanlarda gerçekten psikolojik sorunlar yaratıyorsa, ivedilikle bu uygulamadan vazgeçmelidir. Zira bu durumda, mahkûmlara "ikinci bir ceza" verilmiş olmaktadır. Oysaki bu cezaevlerindeki mahkûmların cezaları, zaten bu konudaki tek yetkili makam tarafından, mahkeme tarafından verilmiştir.

İkinci bir ceza vermeye; ne Adalet Bakanlığı'nın ne cezaevi yönetiminin ve ne de hükümetin hakkı yoktur. Bu uygulamanın, kimi olumlu yönleri olduğu iddia edilebilir. Fakat eğer bunu yaşayanlar bu uygulamadan şikayetçi ise olumlu olabilecek yönlerini ortaya koymanın hiçbir yararı yoktur. Bu cezaevlerinde kalan insanlar, devletin koruyuculuğu altında olması gereken insanlardır. Bir sayın bakanın geçmişte dile getirdiği üzere; elbette cezaevleri, "lüks birer otel" değildir.

 

Böyle mantıksız bir talebi, kimse dile getirmez. Fakat cezaevlerindeki mahkûmlara iyi muamele etmek, devletin sorumluluğu altındadır. Devletimizin bunu yaptığını ileri sürmek, zordur...

 

***

 

Ftipi cezaevlerine karşı girişilen mücadelede, yukarda da vurguladığım gibi, şimdiye dek 120'den fazla insan öldü, yüzlercesi de yaralandı. Şu anda gündemde olan isim; İstanbul Barosu avukatlarından Sayın Behiç Aşçı. Behiç Aşçı, yaklaşık 7 aydır açlık grevindeymiş ve korkarım, yolun sonuna gelmiş. Doğrusunu isterseniz, inancı ve amacı ne olursa olsun, açlık greviyle kendini silah yerine koyan bir iradeye, saygı duymak zorundayız.

 

Behiç Aşçı'nın arkadaşları, dün (18 Ekim Çarşamba), evinin önünde bir basın açıklaması yapacaklar ve akşam saat 24,00'te de, sanatçı ağırlıklı bir grup halinde, Ankara'ya gideceklerdi. Programa göre, bugün de Adalet Bakanlı- ğı'nı ziyaret edecekler ve bir basın açıklaması yapacaklar. Bakanlık önünde yapılacak olan konuşmanın çerçeve metnini, bana da göndermişler. Bu çerçeve metinden ilginç bulduğum noktaları sizlerle paylaşmak istiyorum:

 

"...Ermeni tehçiriyle ilgili Fransa'yı terbiye ederken yalan sözcüğünü" "Yalana yalan demek yasaklanmaz!" diyerek, çok güzel sloganlaştırdınız. Birer darağacına dönüşen, darağacından farkı, uzun ve zahmetli bir ölüme yol açan F tipleri konusunda siz de gerçekleri saklıyorsunuz Sayın Bakan! Kapalı kapılar ardında sesinizi fısıltıya dönüştürerek, kitle örgütleri temsilcilerine, "Hem ortak alanları, işlikleri kullanmıyorlar, hem de şikayet ediyorlar!", dediğinizi biliyoruz. Sesinizi yükseltmeyişinizin nedeni, hapishanelerdeki uygulamalar! Ortak alanlar evet var ama treatman, iyileştirme dayatması ve disiplin ihlalleri tehdidi altı nda. Ortak alanların kullanımı, muhalif kimliğinden vazgeçmeyi, giderek itirafçılaşmayı gerektiriyor...

 

...Ortak alan ve işlik yerine, F tiplerinde insansı zlığı yeğleyenler, muhalif kimliklerinden olmamak, itirafçılaştırılmamak için, yalnızlıklara direnmenin yöntemini bulamazlarsa, çıldırıp, intihar ediyorlar..."

 

***

 

Arkadaşlarının bu gayretleri, Av. Behiç Aşçı' yı kurtarmaya yetecek mi, bilemiyorum. Çünkü bu olay, ne ilk olay ve korkarım ki, ne de son olay olacak. Ancak sonuç ne olursa olsun bu çaba, kulaklarımızda bir çığlık olarak, uzun bir süre çınlayacak. Bundan öncekilerde çınladığı gibi ve korkarım, bundan sonrakilerde de çınlayacağı gibi...

 

(Bugün, 19 Ekim ’06)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4