Ana Sayfa / Basın / 
03.12.2008
20.10.2006 07:02

Orhan Pamuk ya da "kendi köyünden peygamber olmaz"... - Cengiz Çandar

 

Acaba dile yerleşmiş özdeyişler, deyimler, tanımlamalar, bütün bunlar bir onları üreten insan topluluğunun -örneğin bir "ulus"un- yüzlerce yıllık düşünce ve davranış kalıplarını, gelenekleşmiş özelliklerini yansıtırlar mı?

 

Mesela, bizim dilimizde, Türkçe'de "Dürzi" hakaretamiz bir anlam yüklüdür. Keza, "Şafi köpeği" de öyle. Bunlar muhtemelen, uzun Osmanlı yüzyıllarında, resmi karakteri ve Müslüman toplumunun önemli bir bölümü "Sünni-Hanefi" olan ve "zihniyet kalıbı" öylesine kültürel dokularla dokunmuş bir toplumdan üremiş benzetmeler ya da tanımlamalardır. Olaylara, gelişmelere genel geçer bir "bakış açısı"nın ipuçlarını yansıtıyor olmalılar.

 

Buna benzer şekilde, son günlerde Orhan Pamuk ve bir ulusa kazandırılabilecek daha büyük bir "onur" olmayan "Nobel Ödülü" çevresindeki tartışmalar, "biz"e ait olan başka deyişleri benim aklımda canlandırdı. "Kendi köyünden peygamber olmaz". Ve, "meyve veren ağacı taşlarlar."

 

Orhan Pamuk ismine yönelik olarak kimi çevrelerde yükselen "rahatsızlıklar"ın acaba bu tür özdeyişleşmiş "karakteristiklerimiz"le hiç mi ilgisi yok? Muhtemelen var. Mesele, Orhan Pamuk'un bir İsviçre gazetesine geçen yıl verdiği bir mülakatta kullandığı bir cümle olamaz. Gerçi, bir çok insan, o cümleden gerçekten incinmiş bile olsa, o cümlenin bu "tepki havası"nda oynadığı rol ne kadardır, ölçmek mümkün değil.

 

Çünkü, benzeri bir "karakter katli" kampanyası, Nobel ile Orhan Pamuk'unun isminin hiç iliştirilmediği bir dönemde Nobel'in bir Türk yazarı olarak Yaşar Kemal'e verilebileceği tahminlerinin yapıldığı günlerde de söz konusu olmuştu. Yaşar Kemal'in her davranışı, her sözü, her açıklaması "Türkiye'yi kötüleyerek Nobel kazanmak" amacına bağlanmıştı. Bundan 10 yıl önce, zinhar Yaşar Kemal'e Nobel Ödülü verilmiş olsaydı, hali bugün Türk medyasına yansıtılan Orhan Pamuk'tan pek az farklı olacaktı.

 

***

 

Sözde "ulusalcı kabarış"ın Orhan Pamuk ismini hedef tahtası haline getirmesini bir yana bırakalım. Bunlar için, Turgut Özakman tipi bir yazar Nobel almadıkça -ki, böyle bir şey asla mümkün olamaz; Nobel ve edebiyat ile en ufak bir ilişkisi olanlar, böyle hezeyanlara kapılmazlar- tatmin olamazlardı. Yaşar Kemal de, bir "dev Türk romancısı" olduğu için, bunlardan nasibini alırdı. Kendisini "aydın" sayanların veya "hiçbir romanını elime alıp bitiremedim"cilerin tavrı daha ilginç.

 

Bunların bir kısmı, "Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek" adaletliliğinin görüntüsü içinde Orhan Pamuk'un Nobel almış olmasını önemsemiş ve kutlar göründükten sonra (veya önce) "Her ne kadar fikirlerine katılmıyorsam da" sözcüklerini eklemeyi ihmal etmiyorlar. Siz kimsiniz ki? Katılsanız ne olacak, katılmasanız? Hangi "özgün" fikrinizle, Türk düşünce hayatını zenginleştirdiniz? Bu ülkenin düşünce yapısına ne eklediniz? Sizden ve fikirlerinizden söz eden var mı? Oldu mu? Olamazdı da, zaten, çünkü siz "korkak"sınız ve bu tür korkaklar, düşünce üretemezler, "aydın" da olamazlar.

 

Geçiniz. Orhan Pamuk'un "hiçbir romanını bitiremeyen" ler ve "Türkçe'si üzerine" söz edenlere gelince; bunlar acaba James Joyce'un "Ulyssees" romanını ellerine alıp bir sayfadan fazla okuyabilirler mi? Bunların "anlama zorlukları" James Joyce'un ve özellikle o romanının, dünya edebiyatında bir "anıt" olduğu gerçeğini ortadan kaldırır mı? Hem Orhan Pamuk'un "okunmadığı" ve "okunamadığı"nı nereden çıkarıyorsunuz? Orhan Pamuk'un, çeyrek yüzyıldır yazdığı her roman Türkiye'de her seferinde "en çok satan kitaplar" listesinin başına oturdu. Türkçe yazdı ve 40 küsur yabancı dile çevrilmeden önce, Orhan Pamuk'un hakkını önce "Türk okuru" yeterince verdi. Orhan Pamuk, romanı üzerinde Türkçe "üç inceleme kitabı" yazılmış tek Türk romancısı.

 

Yani, Türk toplumu da, Türk edebiyat dünyası da Orhan Pamuk'a hakkını çoktan verdi. Medyada yansıyan -kimi genel yayın yönetmenleri ve köşe yazarlarının da katkısıyla- "çatlak sesli, gürültücü koro" kimseyi aldatmamalı. Orhan Pamuk ile aynı dönemde, aynı ödüle aday oldukları halde, büyük edebiyat şahsiyeti olduklarından kimsenin kuşkusu bulunmayan, Umberto Eco ve Adonis, bu ödülü kazanmış olsalardı, böylelerinin sesi çıkmayacaktı. Hatta, belki de kalemlerini Umberto Eco ve Adonis'i övmek için kullanacaklardı. "Kendi köyünden peygamber olmaz" durumu yani. Veya, "meyve veren ağacı taşlarlar" hesabı.

 

***

 

Neyse ki, Orhan Pamuk da, bu deyişleri biliyor. Dahası, onun "hammaddesi" zaten Türkiye, Türk insanı ve algıladığını dışavurum aracı Türkçe. Dolayısıyla, bu ülkedeki ve toplumdaki "cibilliyetsizler" kimler, neredeler, ne kadarlar, nasıllar; o, biliyor. Bu toplumu ve insanlarının "psikanalizi"ni zaten iyi, çok iyi yapmış olduğu için, kitapları Türkiye'de çok çok sattı, her kitabı ödüller kazandı, hemen her kitabı çok sayıda yabancı dile çevrilme değeri taşıdı ve Nobel'le taçlandırıldı. Birçoğumuzda olmayan, "tarihimiz ve toplumumuz"a ilişkin bir "ciddiyet"in ve "disiplin" in sahibi o.

 

Bakın, kimilerince en parlak eseri sayılan "Benim Adım Kırmızı"yı nasıl yazdığını kendisi nasıl anlatıyor? "Romanın bir de bilgi edinme süreci vardır. Mesela 'Benim Adım Kırmızı' için ben ta 1990'da kütüphaneye girmişim. Defterimin ilk sayfasında şu not var: '1 Haziran 1990... İran ve Türk minyatür sanatı üzerine bazı kitaplar istedim. Kitapları kütüphane memuru raflardan bulup getirmeye gitti. Masada beklerken kendi kendime bu notu almışım. O gün kitapları okumaya başladım ve roman tam dokuz yılda çıktı." İşte böyle; "düşünce özgürlüğü" namına "Orhan Pamuk'u beğenmeyenlerin eleştirme hakkı"ndan dem vuran ve kendisini "yazar" sayan, saydıranlara, onun bir çift lafını aktarmakta da yarar bulunuyor: "Yazarlığı gösterişli jestler, büyük dramatik hayatlar sanıyorsanız, bundan bir an önce caymanız lazım. Küçük bir odada, kendi kendinize, küçük alışkanlıklarınızla iğne ile kuyu kazarak ve aslında bütün gün bir sayfaya bakarak ve bunu yapmayı severek, hayal gücünüzü işleterek yaşamayı göze alabiliyorsanız, yazarlık serüvenine girişebilirsiniz." Orhan Pamuk, geçen hafta bugün, bir çeyrek yüzyıllık serüvenin sonunda Nobel kazanmıştı!

 

(Bugün, 20 Ekim 06)

 


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4