Ana Sayfa / Basın / 
03.12.2008
24.10.2006 09:35

ABD'nin Irak'taki tek şansı çekilmek - Simon Jenkins

 

ABD'nin Kongre seçimleri sonrasında Irak'ta strateji değişikliğine gideceğine kesin gözüyle bakılıyor. Irak'ı hangi yeni stratejinin felaketten kurtaracağı bilinmez ama en azından ABD demokrasisi üç yıl önce yalan ve dualarla savaşa giren Bush yönetimini denetleyebiliyor

Irak'tan çıkış stratejisiyle ilgili Amerikan medyasına sızan Baker raporu sansasyonel olduğu kadar mantıklı da görünüyor. 'Sonuna kadar kararlı devam etmeyi' artık akla yatkın olmadığı için reddeden rapor 'kirişi kırıp kaçmaktan' başka alternatifler bulma arayışına giriyor. Sonra da tatlı üslubu bir kenara bırakıp bir alternatif bulunmadığı neticesine varıyor. Amerika Irak'tan önşartsız ayrılmalı ve nefret ettiği komşuları Suriye'yle İran'ın ardında bıraktığı karışıklığı temizlemesini ummalı. Bu tavsiye herhangi bir savaş karşıtı gruba değil, Başkan George W. Bush'un onayıyla Kongre tarafından kurulan ve başına Cumhuriyetçi eski dışişleri bakanı James Baker'ın getirildiği Irak çalışma grubuna ait. Tıpkı Vietnam'daki gibi ayrılma zamanı gelip çattı.

İşgücünün üçte biri kaçtı

Hafta başında Bush, Irak Başbakanı Nuri el Maliki'yi arayarak ona güvence verdi; zira Washington'da fayda sağlamadığı için Pentagon'un Maliki'yi devireceği yönünde söylentiler dolaşıyor. Irak ordusunu ve günde 100 kişinin canına mal olan şiddeti denetim altına almak için Maliki'ye sadece iki ay süre verildiği belirtiliyor. İddialara göre milisleri hizaya çekmek ve Irak'taki güvensiz ortamda merkezi otoriteyi sağlamak için ABD yeni bir 'güçlü lider' arayışında.

Söylentileri güçlendiren bir diğer vaka, Cumhuriyetçi senatör John Warner'ın çekilme konusunda 'son tarih'ten ve bir tür 'üçlü devletten' bahsetmesi. Halihazırda Iraklı Kürtler özerk. Aynısını Sünni ve Şiilere de verelim deniyor. Zaten ülkenin batısındaki altı vilayetlik bölgenin denetimi için Mücahit Şûrası diye Sünni bir yapılanma belirdi. Güneydeyse İranlılar Britanya'nın denetimi bırakmasını ve sekiz vilayetlik olası bir 'konfederasyonun' zahmetsizce kendi himayelerine girmesini bekliyor. Şimdilerde ABD'deki tüm düşünce kuruluşları Irak'ın geleceğiyle ilgili alternatif arayışı içinde.

Eksiksiz haber akışı neredeyse imkânsız olduğundan, üç yıllık ABD-Britanya işgali altındaki çöküşün boyutlarını saptamak çok zor. İç savaş genellikle ölü sayısı ve nüfus hareketleriyle tanımlanıyor. Sivil kayıp rakamının 50 bin mi yoksa bunun 10 kat fazlası mı olduğunu tartışmak önemsiz; ya da bunlar işgalin kifayetsizliğini gösteren tüyler ürpertici yorumlar. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği sadece bu yıl 365 bin kişinin Irak içinde başka bir yere sığınmak zorunda kaldığını tahmin ediyor. Daha fazla Iraklı da yurtdışında sığınma arıyor.

Irak'taki profesyonel işgücünün üçte birinin Ürdün'e kaçtığı söyleniyor ki, bu Saddam dönemindekinden çok daha fazla. BM gözlemcileri artık günde 2 bin kişinin Suriye sınırını geçtiğini rapor ediyor. Bağdat Üniversitesi'nin yüzden fazla öğretim görevlisi öldürüldü, çoğunlukla da kadınları eğittikleri gerekçesiyle. Irak'ta kadınların yalnız ve peçesiz gidebileceği pek az yer kaldı. Bu ay başında silahlı kişiler Bağdat'taki televizyon binasını basarak, bir düzine çalışanı katletti ki, bu olay medyada güç bela yer buldu. Ulusal Müze duvarlarla korunuyor. Elektrik günde dört saat verilebiliyor. Hiçbir polis üniformasına güvenemezsiniz. Ordu birimlerinin herhangi bir yere gelişi bir katliamın habercisi olabileceği gibi Amerika'nın 'güvenlik transferi' siyasetinin hicvedilmesi de oluyor.

Gelen tüm bilgiler artık Irak'ta işler bir devletin bulunmadığını gösteriyor.

Avrupalıların sıklıkla dile getirdiği ihlallerine karşı Amerikan siyasi sürecinin güçlü bir yanı da var; kendini düzeltme yetisi. Amerikan Anayasası bu ülkenin yeni şartlara güçlü bir çoğulculukla yanıt vermesini olanaklı kılıyor. Amerika üç yıl önce yalanlar ve dualarla savaşa girdi. Bu savaş açıkça başarısız oldu ve buna dair fikir birliği de parçalanıyor. Kongre halen görevli ve emekli generalleri sorgulamalara tabi tutuyor. Üst düzey yetkililer Bağdat'a gidiyor ve korumalarından kurtuldukları zaman bağımsız şekilde durumu bildiriyorlar. Britanya'daki parlamento komitelerinin idareye hürmetinden ve ağzı mühürlü 'vefalı muhalefetten' eser yok. Amerika'nın Irak'a dair tartışması artık gerçekle acımasız bir karşılaşmaya dönüştü.

Söz konusu tartışma acı veren ama alışılmadık da olmayan emperyal çekilme deneyimini içermeli. Vietnam, Lübnan ve Somali'deki gibi bunun zamanı ertelenebilir ama nihai eylem etkin olacaktır. Kasımdaki Kongre seçimlerinden sonra tam olarak zuhur edecek Baker Komisyonu kan banyosunun anlamsızlığını fark etti. Haberlere göre komisyon yabancı güçlerin sürekli varlığının karmaşayı engellemek yerine artırdığını kabul ediyor. Amerikan birlikleri işgali sağlıyor ama denetimi değil. Ayrılmaları, Bağdat'taki ayrıcalıklılara ait yeşil bölge hariç, güvenliği çok az zayıflatacaktır.

Çöküşe dair şaşırtıcı bir önlem önerisi, Amerika'nın oluşturulacak yeni rejimi İran ve Suriye'ye danışarak bulması. Bu sadece karanlık milislerin, savaş beylerinin ve şeyhlerin bölgesel liderlikleri üstleneceği umuduyla belli bir konfederasyonu kabul etmek manasına gelebilir. Amerika'nın Bağdat büyükelçisi Zalmay Halilzad'la görüşülerek geçen yıl kabul edilen Irak Anayasası bunun için en iyi kalıbı sunuyor. Bu ortamda Maliki'nin US Today gazetesine kısa süre önce verdiği mülakatta Sünni ve Şiilere de Kürtlerinki gibi özerklik verilmesi olasılığından bahsetmesi önemli. Bağdat ve çevresinde sivillere yönelik şiddetin bu kadar dolu dizgin sürmesi hesaba katıldığında böylesi bir özerkliğin bedeli nüfusun göç etmesi olabilir ki, halihazırda bu zaten kitlesel boyutlarda gerçekleşiyor: Irak kendi kendini bölüyor. Bu durum en azından barış ve refah için esas teşkil eden bir çeşit siyasi yeniden inşanın belirtisi de olabilir.

Blair hâlâ kendini haklı görüyor

Britanyalılar içinse, böylesi bir değerlendirmeye dair hükümetten tek bir fısıltı bile gelmemesi onur kırıcı. Başbakanlık entelektüel anlamda uyuşmuş halde, tıpkı çökmekte olan Roma İmparatorluğu'nun unutulmuş uzak bir ileri karakoluna benziyor. Barbarların kapıya dayandığını görüyor ve harekete geçmesi gerektiğini biliyor ama Roma'dan yeni talimat gelmediği için eylemde bulunmaya cüret edemiyor. Parlamentoda, muhalefette, üniversitelerde, düşünce kuruluşlarında ve medyanın çoğunda zombi uyuşukluğu hâkim. Genelkurmay Başkanı Sir Richard Dannatt'ın olağandışı açıklamalarıyla ilgili geçen haftaki tartışma bile sözlerine değil de bunları söyleyip söylememesi gerektiği üzerinde yoğunlaştı. Herkes ABD'nin bir şeyler yapmasını bekliyor.

Başbakan Tony Blair'in Irak'a dair son yorumu bir çekilmenin 'korkakça teslimiyet' olacağı ve Britanya'nın güvenliğini tehlikeye atacağı yönündeydi. Bu çılgınlık. Bush bile 'Irak konusunda yeni fikirlere açık olduğunu' kabul ediyor. Görünüşe göre Blair'in Baker raporundan haberi yok. Belki de patrondan yeni talimatlar almak için Washington'a koşturmalı. (18 Ekim 2006)

(Radikal, 24 Ekim 06)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4