Ana Sayfa / Basın / 
04.12.2008
25.10.2006 10:19

Kalkan: Ağar'a değer biçiyoruz - Hasan Güneş

 

Koma Komelan Kurdistan Yürütme Konseyi Başkanı Yardımcısı Duran Kalkan, ateşkes sonrası meydana gelen iç ve dış gelişmeleri ANF'ye anlattı. DYP lideri Mehmet Ağar'ın 'Dağda silahlı dolaşacaklarına ovada siyaset yapsınlar' sözlerini değerlendiren Kalkan, 'Ağar ateşkes isteyen güçleri çoğalttı, onlara cesaret verdi, değer biçiyoruz. Ağar ve hükümet işbirliği ederlerse klasik siyaseti geriletebilirler' dedi.

 

1 Ekim tarihi itibariyle ilan ettiğiniz ateşkes ile birlikte neler görünürlük kazandı. Ateşkes hangi sosyal, siyasal faktörlerin ortaya çıkmasını sağladı?

 

İlan ettiğimiz ateşkes ile birlikte ordu ile AKP arasında yaşanan çelişki ve mücadele daha açıkça görülür hale geldi. Ordu yönetimi bilinen klasik inkar ve imha siyasetini bütünlüklü bir biçimde bir kere daha dillendirdi. Bunun dışında muhalefet partilerinden yeni tutum ve açıklamalar geldi. Özellikle DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın ateşkes sürecinin olumlu değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin görüşleri, bu temelde şiddetin durmasını, demokratik siyasetin önünün açılmasını ifade eden açıklamaları yeni gelişmeler olarak kuşkusuz önem arzetti. CHP dışında MHP'yi de saymazsak Türkiye'nin diğer siyasi partilerinde, genelde ateşkes sürecine olumlu yaklaşıp değerlendirilmesini isteyen tutumlar gözüktü. Fakat mevcut düzeyin çok yetersiz olduğu tartışma götürmez gerçektir. Yine ABD'nin görevlendirdiği PKK koordinatörlüğü denen oluşum bu süreçte faal çalıştı. Öyle anlaşılıyor ki, ABD gecikmeden ateşkes sürecini kendi siyaseti doğrultusunda değerlendirmek istiyor.

 

1 Ekim ateşkes kararı, sistem içindeki çatışmalı unsurların ihtilaflı halini su yüzüne çıkardı. Hükümet, MİT, emniyet, medyanın bir kısmı, liberal aydınlar, Baykal hariç muhalefet partileri ateşkesi çözüm için bir fırsat olarak nitelerken, ordu tek kişi kalıncaya kadar mücadele taraftarı bir görüntü vermektedir. Bu durumun önümüzdeki dönemde hangi yöne evirileceği beklentisi içerisindesiniz?

 

İki eğilim yönetim çevreleri içerisinde açıkça gözüküyor. Birisi klasik inkar ve imha siyasetini olduğu gibi sürdürmek, yani Kürt Özgürlük Hareketi'ni ve Türkiye demokrasi güçlerini ezmek isteyen eğilim, böyle bir sonuç alma öngörülüyor. Diğeri ise bazı demokratik açılımlarla siyasi yöntemler kullanılarak sorunları bir biçimde çözmeyi öngören bir eğilim oluyor. Bunun hangi yönde evrileceğini aslında bu mücadelenin sonuçları belirleyecektir. Mücadele eden güçler içinde hangi taraf daha akıllı, yöntemli, etkili çalışır, mücadelede başarılı olursa süreci kendi eğilimi doğrultusunda ilerletecektir. Bu bakımdan şu tarafa doğru olacak diye bir belirleme yapmak mümkün de değil, doğru da olmaz. Çünkü öyle bir belirginlik de yok. İki tarafından da önü açıktır. Özellikle ilk on beş günün bilançosu açıklanıp, tartışması yürütüldükten sonra operasyonlarda kısmi bir azalma eğilimi gözleniyor. Tabi tam öyle bir duruma ulaşıldı demek için erken. Artık hangi yönde sürecin evrileceğini önümüzdeki üç-dört hafta gösterecek. O nedenle önümüzdeki haftalar ateşkes sürecinin yönünün belirlenmesi açısından kritik bir dönemi ifade ediyor.

 

Türkiye'de bazı odaklar ateşkesi bozmak için operasyon, provokasyon, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a tecrit dahil her türlü provoke edici yöntemi kullanmaktan kaçınmayacak. Şiddet yanlısı odakları etkisiz kılmaya dönük, örgüt ne tür strateji düşünmektedir?

 

Söz konusu edilen baskıların sürdürüldüğü açık bir gerçek. Önder APO ile görüşmeler engellenmiştir, gerillaya yönelik operasyonlar sürdürülmüştür, yine halk üzerinde de baskı devam ediyor. Özellikle Önder APO ile görüşmelerin engellenmesi gerillada çok ciddi bir duyarlılık ortaya çıkarmıştır. Bir öfke durumu gelişiyor. En hassas nokta aslında burasıdır. Eğer mevcut durum, görüştürmeme sürerse bunu gerilla kendisine bir saldırı olarak algılayacak, saldırılar karşısında nasıl savunma yapıyorsa o tarzda savunma yapacaktır. Bu da ateşkesin bir parçası olarak sürecektir. Başka türlüsü olamaz. Bunun dışında karşı taraftan gelişen şiddeti önleyecek herhangi bir yöntemimiz yoktur. Gerillanın daha dikkatli, duyarlı hareket etmesi ile operasyonları boşa çıkarmaya çalışmak bir yöntemimiz. Halk üzerindeki baskıların engellenmesi için de kitlelerin demokratik eylemi daha çok geliştirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Halka çağrımız da bu temeldedir. Önder Apo'ya yönelik baskılar ise hem örgütümüz, gerilla hem de halk açısından en hassas bir durumdur. Baskının sürdüğü, görüşmelerin olmadığı ortamda kitlelerin demokratik tepkisini geliştirmesi gerekir.Önder Apo'ya yönelik baskı, işkence uygulamaları da tüm gerillaya yönelik, Özgürlük Hareketimize, Kürt halkına yöneltilmiş imha amaçlı bir saldırı demektir. Bu da herkese savunma hakkını ve görevini yüklemektedir.

 

DYP Lideri Mehmet Ağar'ın 'Dağda silahlı dolaşacaklarına ovada siyaset yapsınlar' şeklinde siyasi af içerikli açıklamaları oldu. Özellikle Büyükanıt'ın Ağar'a yönelik sert tepkisi oldu. Ağar'ın Kürt sorununa takındığı tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

DYP Lideri Mehmet Ağar'ın tutumunu ve açıklamalarını dikkatle izliyor ve değerlendiriyoruz. Özellikle Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'la tartışmalarını da takip etmeye çalışıyoruz. Bu konuda Yaşar Büyükanıt'ın tepkileri aslında kendisi açısından da bir talihsizlik olmuştur. Bu kadar gerçeklere gözünü kapatan bir tutumun Türk ordusunu ve Türkiye'yi yönetmesi zordur. Ağar'a tepkisi de Mehmet Ağar'ın söz ve tutumunun Türkiye toplumu üzerinde fazlasıyla etkide bulunacağını görmesi ve hesap etmesinden ileri geliyor. Mehmet Ağar PKK'ye karşı her ordu komutanı kadar hatta onlardan daha fazla savaşmış, savaş meydanlarına gitmiş bir polis şefi. Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış, PKK'ye karşı mücadelede kontrgerilla örgütleri oluşturmuş ve bizzat yönetmiş bir kişi. Yüzler değil, binlerce operasyondan söz edebiliriz diyordu. Bu durumu bütün kamuoyu, Türkiye toplumu yakından biliyor. Mehmet Ağar en fazla da PKK'ye karşı yürüttüğü mücadele ile tanınıyor. Dolayısıyla böyle bir kişilik eğer ateşkes sürecinin değerlendirilmesi gerektiğini, şiddetle bu işin olmayacağını söylerse bunun Türkiye toplumu üzerinde derin etkide bulunacağını hesap ediyor Yaşar Büyükanıt. Gerçek olan da zaten bu, yanılmıyor bu değerlendirmesinde. Dolayısıyla ilk defa Mehmet Ağar'ın açıklamalarıyla toplumun etkileneceğini görüyorlar. Kendilerinin inkar ve imha siyaseti doğrultusundaki açıklamalarının artık toplum üzerindeki etkisini yavaş yavaş kaybedeceğini hesap ediyorlar.

 

Ağar'ın Büyükanıt'a verdiği yanıtı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Mehmet Ağar'ın cevapları da kendi çizgisini sürdürecek içerik ve ağırlıkta olmuştur. Bu yönüyle önemli de olmuştur. Mehmet Ağar'ı önemli ölçüde tanıyoruz. Hiç kimse herhalde PKK'lidir diyemez. Herhalde hiç kimse PKK işbirlikçisi oldu diyemez. Gerçekten de PKK ile savaş içerisinde önemli yeri olan bir kişi. Pratiği bu doğrultuda olmuştur. Şimdi böyle bir kişi bile sonunda geçmişte yaptıklarıyla sonuç alınamadığını görüyor, barışçıl ve demokratik yöntemlerle sorunları çözmek gerektiğini söylüyorsa bu önemli bir gelişmeyi ifade ediyor demektir. Gerçekten de Mehmet Ağar'ın geldiği nokta ve sergilediği tutum önemlidir. Bir kere daha kanıtlanmıştır ki, çözüm barış ve demokrasidedir. Mehmet Ağar'ın bu açıklamaları şimdiden böyle bir kanıtlama rolü oynuyor. Bunun Türkiye toplumu üzerinde, aydınları, sanatçıları, siyasetçileri üzerinde önemli bir etkisinin olduğunu, dolayısıyla savaş yanlısı güçleri zayıflattığını, ateşkes isteyen güçleri çoğalttığını ve onlara cesaret verdiğini rahatlıkla ifade edebiliriz. Şuna da inanıyoruz: barışı ancak savaşmış olanlar yapabilirler. Bu bakımdan da Mehmet Ağar açısından bir geleceğin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. n BEHDİNAN

 

Ağar ve hükümet elbirliği yapsın

 

Bazı yazarlar Mehmet Ağar, bu sözlerle kurşunu ayağına sıktı dediler. Hatta bazıları ayağına değil başına sıktı, siyasi yaşamına son verdi gibi değerlendirmeler yaptılar.

 

Biz bu kanaatte değiliz. Bu değerlendirmelerin yanlış, maksatlı, Mehmet Ağar'ı yöneliminden caydırmaya yönelik olduğu kesindir. Tersine Mehmet Ağar Türkiye toplumu içerisinde önemli bir açılım yaptı. Kendisinin de belirttiği gibi birilerinin söylemesi gereken ama yönetim çevreleri içerisinde kimsenin açıkça söyleyemediğini ilk kez Mehmet Ağar söyledi. Bu kendisine ciddi bir siyasi puan kazandırmıştır. Doğru ve gerçek olan budur. Fakat tabi bunun daha ileriye götürülmesi önemli. Biz isteriz ki, ileriye götürülsün. Sonuç alma yönünde ilerletilsin. O bakımdan da henüz söylenenler bir söz niteliğinde. Böyle sözleri geçmişte de çok gördük. Söz düzeyinde geçmişte de bu tür şeyler söylendi. Bunun yeterli olmadığı, önemli fakat yetersiz bir düzey arz ettiği görülmüştür. Bu bakımdan artık bunu aşmak gerekiyor şimdi. Sadece işte böyle söz düzeyinde kalmamalı. Ne demek ovaya inip siyaset yapsınlar, nasıl olacak bu? Kısaca bu sözün içini, altını döşemek gerekiyor. Bir programa kavuşturmak lazım. Elbette, dağdan indirip siyaset içine çekmek Kürt sorununun çözümü ile olacaktır, Türkiye'nin demokratikleşmesi ile olacaktır. O zaman Türkiye'nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun demokratik çözümü nasıl gerçekleşecek, bunu bir siyasi programa kavuşturmak gerekiyor. Çözüm önerilerini bu temelde geliştirmek gerekli.

 

Şimdi süreç böyle bir süreçtir. Aslında Mehmet Ağar da, hükümet de elbirliği etseler böyle bir siyasi program geliştirebilirler ve inkarcı, imhacı klasik siyaseti geriletebilirler. Bunun ortamı, koşulları var. Türkiye toplumu buna destek veriyor, ABD ve AB buna destek veriyor. Fakat bu tür gelişmeler olmazsa, mevcut sözler çok anlam ifade etmez, geçmişi çok fazla aşmaz. İstiyoruz ki, Türkiye yönetimi içinde barış ve demokratik çözümü programlayan ve pratiğe döken bir eğilim çıksın, bunun cesareti, gücü gösterilsin. Mehmet Ağar eğer böyle bir şeye yönelirse, riskli de olsa aslında önü açık olan, gelişme yaratabilecek açılımı yapmış olur. Bu kendisi açısından da güçlü bir siyasi çıkışı ifade eder.

 

Ağar için 'Kürt sorununda çözümün en önemli ayağını, Türklerin nasıl ikna edilecekleri sorunu oluşturmaktadır. Şimdi bu görev Ağar'a verildi' şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır. Katılıyor musunuz?

 

İlla birilerinin Mehmet Ağar'a ya da Türkiye'de yaşayan başkalarına bu tür görevler vermesi gerekmiyor. Türkiye'nin insanları da böyle bir görev ve sorumluluklarının olduğunu görecek, bilecek kadar bir düşünce gücüne ve tarihsel sorumluluğa sahiptir. O nedenle biz böyle görev verilmiştir biçimindeki yaklaşımı yadırgıyoruz, küçümseyici bir yaklaşım oluyor bu. Bu sadece Mehmet Ağar'a dönük bir küçümseme değil, aslında Türkiye insanına dönük bir küçümsemedir. Ve kökeni işbirlikçilikten gelir. Biz Mehmet Ağar'ın da böyle olacağını düşünmüyoruz. Kendisi de bir irade olabilir, bir çıkış yapabilir. Bu anlamda da Türkiye toplumunun ilerleyişinde söz sahibi olan önemli bir kişilik haline gelebilir. Bu mümkündür. Mevcut durumda Türkiye toplumunun ikna edilmesi, Kürt sorununun çözümüne dönük bir demokrasiyi Türkiye'de ister hale getirilmesi önem arz ediyor. Bu doğrudur, Kürtler zaten kendilerini örgütlemişler, ikna etmişler. Kürt sorununun demokratik çözümü için gerekli Kürt ayağını yaratmış durumdalar. Eğer Kürt sorununun çözümü daha öteye gitmiyorsa bu Kürtlerden değil de sorunun çözümünün diğer ayağı olan Türkiye'den kaynaklanıyor. Bir siyasi parti genel başkanı olarak Mehmet Ağar böyle bir tutum gösteriyor, bunları söylüyorsa bunlar onun asli görevini oluşturuyor. Birilerinin bunu Mehmet Ağar'a söylemesi gerekmiyor. Ağar yapması gereken görevi yapmış bulunuyor.

 

(Özgür Gündem, 25 Ekim 06)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4