25.10.2006 10:27
Tartışma için bazı başlıklar - Delil Karakoçan
Önemli gelişme: Kürtlerle sınırlı kalan çözüm arayışı, sistem içi güçleri de kapsayarak giderek çift taraflı bir arayışa dönüşmüştür. Tam devlet diyemeyeceğimiz, (şimdilik) devlet içinde belli kesimlerle sınırlı duyarlılık, gelişerek 'güç'e dönüşüyor. Siyasal alanda Ağar ve Baykal'ın üstlenmiş gibi gözüktüğü çatışmalı eğilimler, düşen cismin suda yarattığı halkalar gibi giderek genişliyor...
* * *
Önemli yansıma: Bu gelişmenin Kürtler açısından yarattığı sonuç; çözüm istenci ve arayışının, 'dış dinamikler' den çıkartılıp, 'iç dinamikler'e oturtulmuş olmasıdır. Özellikle 2003'ler de Kürt hareketinin yaşadığı örgütsel kriz, bunun siyasal sonuçları, gelişen 'Güney eğilimi', AB ve ABD faktörlerinin yarattığı etkilenmeler düşünüldüğünde, bu, son derece önemli bir gelişmedir. Zira bu olgular (ABD'nin Irak müdahalesi, ortaya çıkan Kürt oluşumu ve AB üyelik süreci) iç problemlerle de beslenince Türkiye sahasında, özgücüne güvenmeyen, çözümü dış dinamiklere bağlayan/orada gören (bu eğilim hala da çok güçlü) pragmatist, olgucu bir anlayışın gelişmesine yol açmıştı.
Bu anlayışın aşılması demokratik Kürt hareketinin önemli sorunlarından biridir. Değişmezse, bu kez de ilgi-dikkat Ağar’a odaklanacak, bir başka 'bekle-gör' durumu yaşanacaktır.
* * *
Yeniden yapılanırken, temel çıkış noktası da sanırım burası olacaktır. Kürt iç dinamiği nasıl bir dinamiktir? Çözüm anlayışı, perspektifi, duygusu, ideolojisi nedir? Yönü-doğrultusu nereyedir? 'Dış dinamikler' hangi etkileri yaratmıştır? Bunun siyasal sonucu, biçimi, üslubu ne olmuştur? Tüm bunların tartışılması çözüm hareketine ivme kazandıracaktır.
Tartışma gerektiren bir diğer konu da, 'sistem sorunu'dur. Hatta bu sorun, tüm sorunların başında gelir diyebiliriz. Demokratik mücadele pratiğine rağmen, yeni paradigmaya uygun, devlet/iktidar eksenli olmayan; demokratik, katılımcı, işlevsel ve çözüme yatkın, irade ve inisiyatif içeren yeni bir sistemin, buna uygun kadronun, birey ve toplum refleksinin yaratılmamış olması süreci tıkamış, yıpratmıştır.
Vardığım sonuç şu: Alanda görülen kurumsal tutuculuk, bürokrasi ve yabancılaşmanın nedenleri; iktidar eksenli örgütlenme ve kadro şekillenmesinin yol açtığı sonuçlar iyi irdelenebilirse hem süreç ilerletilebilir hem de sonuç alınabilir.
Bu başlık altında karşılık bulması gereken şu soru kümesi var: Türkiye sahasının neden yazılı bir tarihi yok? Bu saha, bugüne kadar neden bir tanıma kavuşmadı? Alan güçleri neden ihtiyaç duymadı? Demokrasi mücadelesinde belirleyici kimlikler oldukları halde neden paylaşılmış, topluma/halka mal edilmiş bir yerel yönetimler değerlendirmesi; siyasi parti değerlendirmesi; sivil toplum örgütleri değerlendirmesi yok? Kurum ve kadro tanımı olmayan ya da güçlü yapılmayan, yine, kolektif tartışmalarla kendi tanımını yapmayan ve tarihini oluşturmayan yapılar nasıl değişebilir? Sürecin dilini, eylemini nasıl geliştirebilir?
* * *
Yeni paradigmanın sosyal tabanı kimdir? Bu tabana ulaşılmış mıdır? İdeolojik, siyasal doğrultusu ne olmalıdır? Öncelikleri nelerdir? (Yine bu soru kümesi içinde); Türkiyelilik; ideolojik, sosyolojik, kültürel ve politik bir içerik ise, neden geliştirilemedi? Türkiyelileşme, Türkiye demokratik dinamikleriyle buluşmada neden zorlanılıyor, 'iç direnç' noktaları nelerdir ve hangi sonuçlara yol açmıştır?
Yine, sistemsel düşünüldüğünde Öcalan nasıl okunuyor? Projelerinin hayata geçirilmemiş olması neyle açıklanabilir? Duygusal bağlılığın ötesindeki bağları (ideolojik, düşünsel, siyasal, kültürel ve ahlaki) ne belirliyor?
Tartışmak gerekiyor.
(Özgür Gündem, 25 Ekim 06)