26.10.2006 06:39
Irak'ta zafer değil istikrar gerekli - The New York Times
Başkan Bush'un ne dediği bir yana, mesele Amerika'nın Irak'ta kazanıp kazanamayacağı değil. Buradaki tek mesele, ABD'nin arkasında Ortadoğu'ya karmaşa ve acı yayıp, küresel çapta terörizmi besleyecek sonu gelmez bir iç savaş bırakmaksızın yakayı bu işten sıyırıp sıyıramayacağı.
Irak tartışması, Amerika çekildikten sonra ne olabileceği etrafında dönüyor. Yeni stratejilere ve takvimlere dair bütün o imalarına karşın yönetimin iki yıl daha ayak sürüyüp sorunu Bush'un halefine paslamayı umduğu açık. Bu sonbaharda yaşanan seçim tartışmaları pek az seçmen için öğreticiydi, zira hiçbir taraf askeri çekilmenin korkunç sonuçlarına ve Amerikan güçlerinin kalsa bile başarının önündeki dev engellere dair dürüst olmaya hazır değil.
New York Times gereksizce telaşlı ve tek yanlı bir işgale, Bush yönetiminin bu işi adam gibi kotarmaya hazır olmadığı alenen görülmeden önce bile karşı çıktı. Fakat işgal gerçekleşince, Amerika'nın kalması ve yol açtığı enkazı kaldırmaya çalışması gerektiğini savunduk; başarıya varabilecek makul bir yol olduğu sürece.
İşte o yol kapanıyor. Bugün felaketi mümkün olduğunca insani bir biçimde dizginlemek adına bir strateji önermek istiyoruz. Pek zafer reçetesi de sayılmaz. Amerikalılar Bush yönetiminin başarının Irak'ı istikrarlı, zengin bir demokrasiye, bölgenin otokratlarının yüreğine korku salarken, yeni bir demokratlar nesline de ilham kaynağı olacak bir modele dönüştüreceğine inandığı günlere şaşkınlıkla dönüp bakabilir ancak. Geçen sonbaharda bile Beyaz Saray stratejisini bir dizi muzaffer aşamaya bölüyordu. Irak'ta 'terörizmle savaşta düzenli ilerleme sağlamayı' kısa vadeli hedef olarak ortaya konuyordu. Orta vadede Irak 'kendi güvenliğini sağlar hale gelecek' ve 'ekonomik potansiyelini kendi başına kullanma' yoluna girecekti. Nihai aşamadaysa 'barışçı, birleşik, istikrarlı ve güvenli' bir ülke ortaya çıkacaktı.
Amerikan askeri işgali bu hedeflere ulaşır mıydı ulaşamaz mıydı bilinmez, fakat gelinen noktada bu seçenek ortadan kalkmış durumda. Şurası son derece açık: Amerika elinden gelenin en iyisini yapsa bile Irak gelecek yıllarda da kendisiyle savaşacak, hükümeti zayıf ve derinden bölünmüş olacak, ekonomisi can çekişmeye ve dış yardıma ihtiyaç duymaya devam edecek. ABD'nin bugün en fazla yapabileceği, çatışmayı dizginleyebilmeleri ve bu çatışmanın Irak toplumunu harabeye çevirip Irak'ın komşularına sıçramaması için Irak güvenlik güçlerini inşa etmeye ve Iraklı liderlere, ülkelerinin bütünlüğünü korumayı tercih ettikleri takdirde ihtiyaç duyacakları siyasi çerçeveye yönelik bir başlangıç noktası sunmaya çalışmak.
Ülke içinden başlayın
Trajedi şu ki, bu marjinal hedef bile artık neredeyse ulaşılmaz görünüyor. Fakat Amerika eğer son bir atılım yapacaksa, askerlerin çekilmesinin ardından topyekûn karmaşa ihtimalini azaltacak adımlar söz konusu:
Irak için bütün o takvim gevezeliklerine rağmen, George W. Bush'a sunulması gereken asıl takvime dair pek az tartışma yapıldı. Başkan koltuğunu, iç savaşın eşiğine gelen bir Irak'ta hâlâ Amerikan askerleri ölmeye devam ederken bırakamaz. Bush, bugün 'aynen devam etmek' söyleminin yerine koyduğu 'işi tamamlamak'tan gayrı hiçbir somut hedefe dayanmayan böyle bir karar alamaz. Yönetimin, Iraklı siyasetçilerle kapalı kapılar ardında anlaşmalar yaptığına dair mevcut muğlak sözleri hiçbir anlam taşımıyor. Amerikalılar, Iraklılar ve dünyanın geri kalanının, ilerlemeye dair açık, sarih işaretlere ihtiyacı var.
Bush ilk adımı Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'i kovmakla atabilir. Rumsfeld Pentagon'u kontrol ettiği sürece hiçbir strateji değişikliği ihtimali yok. Yönetimin planları vahim biçimde yanlış gitti ve başkanın bunu itiraf etmesi pek muhtemel değilse de, Rumsfeld'i görevden alarak bir mesaj gönderebilir. Aynı zamanda yönetimin sahadaki ordu komutanlarına, neye ihtiyaç duyduklarına, bu enkazdan neyin kurtarılabilir, neyin kurtarılamaz olduğuna dair gerçekleri artık duyabileceği yönünde sinyal vermesi anlamına gelir.
Başkan ayrıca, ABD'nin Irak'ta kalıcı üslerini tutmayacağını ilk ve son olarak açıkça ortaya koymalı. Irak ve Ortadoğu'nun her köşesindeki insanlar, askerlerin orada bulunma amaçlarının Amerika'nın emperyalist ajandasının hayata geçirilmesi olmadığına dair güçlü bir işarete ihtiyaç duyuyor.
Uzlaşma görüşmeleri talep edin
Irak Başbakanı Nuri Kemal el Maliki, ülkenin üst düzey siyasetçileri arasındaki uzlaşma görüşmelerini belirsiz bir tarihe erteledi. Maliki'ye süreci başlatması için derhal bir süre verilmeli. Yarın çok erken değil; yılın sonuysa çok geç.
Iraklı liderlerin son birkaç yıldır aldığı kararlar, en zor başa çıkılacak bütün kritik sorunların bir kenara itilmesiyle mümkün oldu. Bush yönetimi sadece yeni görüşmelerin başlamasını değil, azınlık haklarının korunması, Irak'ın petrol gelirlerinin paylaşımı, dinin devlet içindeki rolü, silahlarını bırakmaya gönüllü direnişçiler için af çıkarılması ve milislerin etkisinin kırılıp silahsızlandırılması gibi kritik meselelerde bir şekilde anlaşmaya varılana dek sürmesini talep etmeli.
Dış yardımın çoğaltılması, Iraklı liderlerin görüşme isteklerini de artırabilir. Ondan sonra bile Amerika'nın çekilme tehdidi, gerçek tavizler koparılmasının tek yolu olabilir. Uzlaşma görüşmelerine paralel olarak, ABD de Iraklı liderlerle Amerikan askerlerinin çekilmesi takvimine yönelik kendi görüşmelerine başlamalı; Amerika'nın daha uzun süre kalma niyetinin, Iraklıların gerçek tavizler verme niyetine bağlı olacağını açıkça ifade etmeli. Iraklı siyasetçiler, ülkeleri topyekûn iç savaşa sürüklenirse kaybedecek daha fazla şeyleri olduğunu bilmeli.
Irak'ın, Bosna savaşını nihayet bitiren modeli kullanarak, üç etnik bölgeye ayrılması çağrılarına kuşkuyla bakıyoruz. Kürtler dışında Iraklıların çoğunluğu bu fikre pek az ilgi gösteriyor. Birçok insanı evlerinden sürmeksizin net etnik sınırlar çizmek mümkün değil; tahammül edilemez düzeyde bir etnik temizlik zaten işleri bu yöne zorlasa bile. Herhangi bir uzlaşma çabasının, iktidarın ve kaynakların bölgesel ve yerel yönetimlere aktarılmasını gerektireceği neredeyse kesin. Fakat ülkelerinin nihai yapısına karar vermek Iraklılara bırakılmalı.
Bağdat'ı istikrara kavuşturun
Iraklıların büyük bölümü güvenliğin ne olduğunu unutmuş durumda; hatırlıyorlarsa bile, bu Saddam Hüseyin diktatörlüğünün idealize edilmiş bir görünümünden ibaret. Ne hükümet ne Amerikan işgali temel hizmetleri veya güvenliği sağlayabildiği için, Iraklıların korunmak adına yüzlerini milislere dönmesinde şaşılacak pek bir şey yok. Böyle bir ortamda intikam, daima siyasi pazarlığın belirsizliklerine galebe çalacaktır.
Amerikalı komutanlar Bağdat sokaklarını geri almak için bir dizi 'Ya hep ya hiç' harekâtı başlattı. Sorun sadece askeri stratejide değil; komutanların direnişçileri 'temizleme', mahalleleri 'ele geçirme' ve altyapıyı çabucak yeniden inşa etme fikri belki de işe yarayabilecek yegâne şey. Sorun şu ki, Bağdat'taki komutanlara ihtiyaç duydukları birliklerin sadece bir kısmı verildi.
Irak'ta hiçbir zaman kâfi sayıda asker yoktu; Rumsfeld'in generallerine kulak vermek yerine, Irak'ı çocukça askeri teorileri için deneme tahtasına çevirmek yönünde aldığı umursamaz kararın sonucu bu işte. Ve kara ve deniz kuvvetleri Irak'ta çoktan tükenme noktasına geldiğinden dolayı da Bağdat'ta sınırlı bir asayiş sağlamak için bile tek umut, binlerce Amerikan askerinin ülkenin diğer bölgelerinden başkente nakledilmesi. Bu da muhtemelen personelin Sünni ağırlıklı batıdan çekilmesi ve Anbar gibi bir yerde daha da fazla karmaşa yaşanması anlamına geliyor.
Fakat Iraklıların güvenlik ve yeniden inşanın mümkün olduğuna dair daha açık göstergelere ihtiyacı var. Bağdat karmaşa içinde kalmaya devam ettikçe, Iraklıların mezhep kökenli milisler ve çete adaletinden başka bir şeye inanmaları için hiçbir sebep yok. Washington bir kez Bağdat'ı istikrara kavuşturmak yönünde muteber bir çaba gösterse, Iraklı siyasetçilerin uzlaşma görüşmelerine katılma isteği de artar. Dalga tersine döner gibi görünürken kimse reddiyeci olmak istemez.
Komşuları toplayın
Amerika'nın bölgedeki en yakın müttefikleri, Washington'ın savaşı bu kadar berbat yönetmesinden dolayı hop oturup hop kalkıyor. Fakat Amerika'nın zor durumuna düştüğünü görmekten memnun olan İran ve Suriye'nin bile Irak'ta patlak verecek ve sınırlarına mültecileri yığacak topyekûn bir iç savaşta kaybedecek çok şeyi var. Bu öz çıkar, Irak'ın komşularını, Irak içindeki maşalarına geri adım atmaları yönünde baskı yapmaya sevk edecek bir tartışmanın çıkış noktasını oluşturabilir. Suudi Arabistan ve diğer petrol zengini komşulara, iş programlarını ve yeniden inşayı desteklemek için kesenin ağzını açmak konusunda baskı yapılması gerek.
Ortadoğu'da kendi çıkarının bilincinde olmak pek nadir bir durumdur. Bush yönetimi, Şam ve Tahran'la diyaloğu Irak meselesinin ötesine genişletme ve Ortadoğu barışında samimi bir arabuluculuk yapma yönünde ciddi bir niyet göstererek muhtemelen çok daha fazla gerçek yardım toplayacaktır. Bu, stratejinin en kolay kısmı olmalı; herhalde başka bir ülkeyle konuşmaya gönül indirmeyi sadece bu Beyaz Saray büyük bir taviz gibi görüyor.
Gerçeği kabullenin
Yukarıda izah edilen strateji bizim için en iyi kumar gibi görünse de, aleyhine işleyen zorluklar da hâlâ çok fazla. Bu noktada felaketten kaçınma yönündeki bütün planların, olmayacak duaya amin demekle eşdeğer bir tarafı var. Amerika'da neredeyse kimse masada ne kadar az seçenek kaldığına ve daha fazlası yapılmadıkça ABD'nin çekilmesini takip etmesi hemen hemen kesin olan karmaşaya dair acı gerçeği halka anlatmak istemiyor.
Gerçek bizi rahatsız edecektir, fakat bir yerden başlamanın da doğru yolu bu. Amerikalılar muhtemelen gelecek nesili, ehil bir yönetim altında Irak işgalinin başarıya ulaşıp ulaşamayacağını tartışmakla geçirecek. Bugünse, Amerikan tarihindeki en vahim dış politika felaketi olmaya aday bir meseleye tepkiyi ifade etmenin en iyi yolu oy vermek. Fakat bir başkana öfke duymak, bir sonraki aşamada ne olacağına dair bir plan değil.
Irak konusunda yakın geleceğe dair tüm seçenekler berbat ve çirkin.
Fakat hâlâ peşinden gidilecek birkaç seçenek de var ve alternatifler o kadar korkunç ki, bir kez daha denemeye değer. Herkes şunu bir an önce anlamalı: Çok az zaman kaldı ve zorluklar had safhada. (Başyazı, 24 Ekim 2006)
(Radikal, 26 Ekim ’06)