Ana Sayfa / Basın / 
03.12.2008
26.10.2006 00:38

Kalkan: Ateşkesi koruyalım - Hasan Güneş /ANF

 

Behdidan (26.10.06) - Ateşkesin bozulma ihtimalini gündeme getirmenin doğru olmadığını vurgulayan Duran Kalkan, 'Ateşkesi başarıya götüren çabanın sahibi olmalıyız. Doğru tutum budur' dedi

 

'NEDENLER KALDIRILSIN'

 

Ateşkesten sonra PKK'ye 'silah bırak' çağrısı yapanlara yanıt veren KKK Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Kalkan, her şeyden önce silahı ortaya çıkaran koşulların kaldırılması gerektiğini kaydetti. Kendilerinin de silahların susmasını istediklerini belirten Kalkan, 'Silahı alma nedenleri ortadan kaldırıldı mı ki, dağdan insin' dedi.

 

ATEŞKES BOZULURSA...

 

Ateşkes sürecini de değerlendiren Kalkan, herkesin üstüne düşeni yapması gerektiğini vurguladı. Ateşkesin bozulması durumunda ise risklerin büyük olacağına dikkat çeken Kalkan, 'Ateşkes bozulursa herkes altında kalır. Ama şimdi bu telaşla tedbirler geliştirmeye yönelmemeliyiz' uyarısında bulundu.

 

Koşullar oluşursa silah bırakılır

 

Koma Komalên Kurdistan Yürütme Konseyi Başkanı Yardımcısı Duran Kalkan, 'PKK silah bıraksın diyorlar. Bıraksın ama PKK silahı ne için ele aldı. Silahı almasına, dağa çıkmasına yol açan nedenler ortadan kaldırıldı mı ki dağdan insin ve silahı bıraksın' dedi. Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanı olmasını Türkiye için talihsiz olarak değerlendiren Kalkan, 'Özellikle '99'da başlatılmış barış ve demokratik çözüm arayışlarının karşılıksız kalmasında, Sezer'in yaklaşımları, tutumu önemli bir rol oynamıştır' diye konuştu.

 

ABD yönetimi ateşkesten sonra PKK'ye dönük açıklamalar yaptılar, çağrılarda bulundular. PKK'nin silah bırakması gerektiğini ifade ettiler... ABD nasıl bir PKK politikası içinde?

 

Ateşkes sürecinde en faal olan gücün ABD olduğu tartışma götürmez bir gerçek. ABD'nin PKK Koordinatörü Raltson yoğun bir çalışma içerisinde. Birkaç kez Türkiye'ye ve Irak'a gelip gitti. Koordinatörlük kurumunu işletmeye çalışıyor. Diğer yandan hem ABD koordinatörünün hem de dış işleri sözcülerinin ateşkese ilişkin birçok kez açıklamaları oldu. Bunların önemli bir bölümünün Türkiye'ye mesaj içerdiği açıktı. Biz öyle algıladık ve değerlendirdik. Bize yönelik söylenmekten çok bizim üzerimizden Türkiye yönetimine mesaj vermeyi içeriyordu. Amacı daha çok Türkiye yönetimini Büyük Ortadoğu Projesi içine çekmek için yani ABD, Türkiye, Irak üçlü ittifakına bütünüyle katmak için cesaretlendirmekti. Türkiye yönetimini bu doğrultuda teşvik etmeyi içeriyordu. Biz buna bir anlam vermeye çalıştık, böyle bir değerlendirme temelinde de yaklaşım gösterdik.

 

Sezer gelişimin önünde engel

Aslında yeni bir seçim sürecine girilmiş olsa da, önemli olan seçim sonuçlarının ne olacağından çok, bu CHP'nin, işte ordudaki bazı çevrelerin, Cumhurbaşkanının temsil ettiği mantığın, zihniyetin kırılması için mücadele etmek esastır. O kırılmadan Türkiye'de kırk seçim de olsa bir sonuç değiştiremez. Bu mantık gerçekten dar, şoven ve kompleksli bir mantık. Yani Cumhurbaşkanı çıktı meclisin açılışında 'tek millet, tek bayrak, tek bayrak tek tek...' yani sıraladı gitti. Şimdi birisi çıkıp diyebilir, Kürtleri bırakırsak gerisini tekleştirebilirsiniz belki. Ama mevcut durumuyla Kürtler böyleyken, Kürtlerin yarısı Türkiye'nin dışındayken, kendilerini örgütleyip devletleşmeye doğru giderken, sen nasıl böyle bir teklik uygulayacaksın. Bu kadar tekliğin demokrasi ile ne alakası var. Demokrasi çokluk rejimidir. Bundan da öteye gitti. Bir hukukçu olduğunu neredeyse unutarak, gerekirse bu teklikler tehlikeye giriyorsa, demokratik hak ve özgürlüklerden kısıtlama dahi yapılabilinir dedi. Meclisin önünde Terörle Mücadele Yasasını, onu daha çok aşacak yasaları çıkartmayı Cumhurbaşkanı savundu. Bir anayasa hukukçusu olarak gerçekten talihsiz bir söylem olmuştur bu.

 

Yedi yıldır Ahmet Necdet Sezer gibi birinin Türkiye Cumhurbaşkanı olması, Türkiye için bir talihsizlik olmuştur. Siyasetten anlamıyor, dar bir hukukçu çerçevesinde ve mevcut kanunları ezberlemiş. Onları savunuyor ve siyasete taşıyor. Türkiye gibi çok hızlı, hareketli ve çok değişken bir ortamda bu tutum, siyaseti çok daraltıyor. Bu bakımdan sürecin olumsuz gitmesinde, özellikle '99'da başlatılmış barış ve demokratik çözüm arayışlarının karşılıksız kalmasında, çürütme politikasıyla Önder Apo'nun geliştirdiği çizgiye karşılık verilmesinde, mevcut Cumhurbaşkanının yaklaşımları, tutumu önemli bir rol oynamıştır.

Ancak Amerika PKK'nin tümden silahlarını bırakması çağrısı da yaptı bu süreçte...

 

Evet, bazı açıklamalar bu amacı aşan, bununla çelişen bir duruma da gelmiştir. Başlangıçta bu yönlü PKK'yi küçümseyen, Türkiye'ye destek içeren açıklamalar Türkiye yönetimi için cesaretlendirici olurken, bunun çok daha ileriye götürülmesi, örneğin 'PKK silah bırakmalı, PKK ile hiçbir biçimde görüşme olmaz' gibi kesin sözleri söylemek ve bunu sık sık tekrarlamak aslında Türkiye'yi Kürt sorununun çözümünde cesaretlendirmekten öteye, Kürt sorununu çözmeme, PKK'ye karşı imha ve ezme eğilimini geliştirmede umut ve güven verici bir rol de oynuyor. Bu anlamda ABD'nin yaklaşımları çelişiyor, daha doğru hareket etmeleri gerektiği kanaatindeyiz biz. Başlangıçta işte Ağustos ortasında ateşkes çağrısını kendileri yapmışlardı. Ateşkes ardından olumlayan açıklamalar da yaptılar. O zaman ateşkes sürecinin çözüm yönünde ilerlemesi için tabii ABD'ye önemli bir sorumluluk düşüyor. Bunun gerçekleşmesi de ancak Türkiye'ye bazı gerçekleri netçe göstermekle olur. ABD politikalarının PKK'yi daraltmak, zayıflatmak olduğu bir gerçek. Biz bunun farkındayız, bilincindeyiz. Görüyoruz da. Fakat bunu şiddetle, imhayla değil de, farklı yöntemlerle yapmak istiyorlar. Onun da farkındayız. Bunu yine de değerlendirilebilir buluyoruz. Şiddet olmasın, şiddet dışı yöntemlerle mücadele edelim diyoruz. Biz böyle bir mücadeleye varız. İdeolojik mücadeleye, demokratik siyasi mücadeleye varız. Bu tür mücadele yöntemleriyle de başarılı olacağımızı, özgürlük davasının ilerleteceğimize görüyoruz. Bu konuda kendimizi güveniyoruz.

 

ABD dikkat etmeli

 

ABD'nin de böyle bir sürecin gelişmesine hizmet edici tutum içinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Mevcut tutumu çelişkilidir. Ateşkes sürecine destek veren yaklaşımları olduğu gibi onu zora sokan, ateşkes karşıtlarına umut, güven veren tutumları da oluyor. Bu çelişkinin herşeyden önce çözülmesi lazım. Gerçekten de tutumu ne ise netçe açığa çıkmalı yoksa daha kötü bir durum ifade eder. Böyle bir şey çok fazla menfaatçi, çıkarcı, güncel politika ifade eden bir tutuma tekabul eder ki bu durum ABD gibi küresel politika yürüten bir güç açısından çok geliştirici, sonuç verici olmaz. Çünkü ABD bazı hususları belirtirken de dikkat etmelidir tabii. PKK silah bıraksın diyorlar. Bıraksın ama silahı ne için ele aldı. Silahı almasına, dağa çıkmasına yol açan nedenler ortadan kaldırıldı mı ki dağdan insin ve silahı bıraksın. ABD bu tutumlardan uzak durmalı. Türkiye üzerideki etkisini gerçekten de en azından çatışmaların durdurulup siyasi mücadele yönteminin işleyeceği bir düzeyin yaratılması yönünde kullanmalıdır diyoruz.

 

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler süreci var. Ordunun irticai tehlike adı altında çıkışları görülüyor. Yoksa yeni bir 28 Şubat süreci mi geliştirilmek isteniyor?

 

Şimdi bir kere 28 Şubat süreci aşılmıştır. 28 Şubat '97 süreci çok farklıydı. O zaman bu inkarcı ve imhacı eğilim çok güçlüydü. Avrupa destek veriyordu, ABD destek veriyordu bu eğilime. Şimdi iç ve dış durumlar değişiktir. Toplumda desteği azdır, inkar ve imha eğiliminin. Türkiye barış istiyor, savaşın durmasını istiyor. Artık dikkat edilirse MHP de savaş mitingleri yapmıyor. Çünkü oradan oy gelmiyor. Taraftar bulmuyor o tür görüşler. Barış isteyen, savaşı durdurmak isteyen görüşler daha çok taraftar buluyor. Onun için Mehmet Ağar savaşın durdurulması gerektiğini meydanlarda söyledi ve çok büyük yankı yaptı bu sözler.

 

Ateşkes bozulursa herkes altında kalır

 

Ateşkes bozulursa ne olur?

 

Ateşkes bozulursa herkes altında kalır. Devlet yıkılırsa Türkiye'de, herkes bu enkazın altında kalır, zarar görür, diye söylenir. Benzer bir biçimde ateşkes bozulursa herkes altında kalır ve herkes zarar görür. Herkesi yakacak bir süreç gelişir. Özelliklede Türkiye'de yaşayan insanlar bundan en büyük zararı görürler. Türkler görür, Kürtler görür, Türkiye toplumunun tümü görür. Dolayısıyla tehlikelidir. Şimdi ateşkesin bozulması üzerine tartışmak, değerlendirme yapmaya kalkmak doğru değildir. Bu süreçte de uyumlu olmuyor. Ona göre hareket etmekten çok biz şimdi, ateşkes sürecini doğru ve başarılı bir şekilde nasıl değerlendirebiliriz sorusunu soruyor ve ona göre hareket ediyoruz. Doğru tutum budur. Herkesin yaklaşımı da bu olmalıdır. Pozitif bir tutum, olumlu tutum, sonuç alıcı tutum böyle olur. Diğeri bir tedbiri içeriyor. Kuşkusuz onu da dikkate alıyoruz. Toplumun tüm kesimleri de dikkate almalı. Ama şimdi ateşkes bozulursa ne olur telaşı içinde tedbirler geliştirmeye yönelmemeliyiz. O zaman ateşkesi kendi elimizle bozmuş oluruz zaten. Bu negatif bir bakış açısı olur. Tersinden ele alma olur.

 

O bakımdan da şimdi biz esas olarak ateşkes süreci nasıl gelişiyor, bize ne tür görevler yüklüyor, ateşkes sürecini başarıya nasıl götürebiliriz. Ateşkesin bozulacağı yönünde şimdi herhangi bir çözümleme yapamayız. Doğru da olmaz. Bir uyarı, bir tehdit oluyor. Tersine ateşkesi sahiplenen, doğru anlayan, ateşkes sürecinin yüklediği görev ve sorumlulukları pratikte başarıyla yerine getiren bir çaba içinde olan ve böylece ateşkesi başarıya götüren bir tutumun ve çabanın sahibi olmalıyız. Doğru tutum, doğru üslup budur.

 

ABD istese Öcalan'a tecrit uygulanmaz

 

İnkarcı ve imhacı güçler bir nebze de olsa ABD açıklamalarından destek alıyorlar. Bunun sonucunda işte operasyonları artırarak sürdürüyorlar. Önder Apo üzerinde baskılar uygulanıyor. Oysa ABD net ve kesin tutum takınsa bunlar olmaz. Net ve kesin tutumla işte ABD Kürt sorununun demokratik çözümünü istesin biçiminde olsun demiyoruz. Şiddetin durması, mücadelenin ideolojik ve demokratik siyaset alanına taşınması yönünde net tutumu olsun. Türkiye'nin işte şoven milliyetçi çevrelerce geliştirilen imha etme, ezme eğilimine karşı net tavır alsın. O zaman ABD böyle bir tavır alırsa bu eğilim yok olur. Türkiye'de ABD'ye karşı direnecek fazla bir güç olmaz. Dolayısıyla da mücadele demokratik siyaset alanına taşınır. İdeolojik alana taşınır. Demokratik yöntemlerle, tartışmayla mücadele yürütülür. Herkes görüşlerini, amaçlarını bu temelde savunur. Kim doğruysa, haklıysa, halkları ikna edebiliyorsa, taraftar buluyorsa o kazanır sonunda. Biz bu tarzda mücadele etmeye varız.

 

Ordu, seçime müdahale etmemeli

 

Bütün bunları aşan, yine siyaseti dar hukuksal kavrama mahkum etmeyen ama demokratik hukuku da gözeten bir cumhurbaşkanlığı seçimi önümüzdeki süreç açısından Türkiye'ye ne yararı olacaktır? Bunu herkes gözetmeli. Ordu da buna fazla müdahale etmemeli. Ordunun öyle dar iktidarcı yaklaşımı yanlıştır. Siyasi iktidarı sivil yönetime bırakmalı. Kendisi gerçekten de asker olarak kendine tanınan alana sahip çıkmalı, kendini onunla yetindirmeli. Her fırsatta böyle siyasi açıklama yaparsa, yine kendi düşüncesini devletin politikası olarak belirler, dikte ettirirse, o zaman ortada demokratik sivil yönetim diye bir şey kalmaz. Seçimler anlamsız olur. Kurumlar anlamsız olur. Cumhurbaşkanlığı, hükümet, parlamento, bunlar anlamsız hale gelir. Bir yandan bunları etkisizleştirip anlamsız hale getirip, diğer yandan da bunlara bağlıyım demek doğru değil. Ordu yönetiminin de bu anlamda hem iktidar yaklaşımını, siyaset karşısındaki duruşunu, hem de ulus kavramı karşısındaki duruşunu gözden geçirmesi gerekiyor.

 

İnkarcı güçler daraldı

 

İnkarcı-imhacı güçler çok daralmış durumdalar. O zaman her şeyi yönlendiren konumdaydılar. Şimdi o konumda da değiller. Yine bazı Kürt örgütleri, genelde Kürt işbirlikçiliği Türkiye yönetimi tarafından kullanılabiliniyordu. Özellikle ABD desteği ile PKK karşısında savaşan bir konumdaydılar. Şimdi öyle bir durum söz konusu değildir. Kürtlerde bir ulusal tutum söz konusu ve ateşkes bu çerçeve de ulusal bir destek görüyor. Dolayısıyla uluslararası komployu yaratan ittifakın Kürt ayağı ciddi biçimde zayıflamış, aşılmış bulunuyor. Yine Avrupa destek veriyordu Türkiye ye, ABD ne yaparsa yapsın Türkiye yönetiminin arkasındaydı o zaman. Avrupa Türkiye arasında bazı çelişki ve anlaşmazlıklar olsa da, ABD ve Türkiye yönetimi arasında kesinlikle herhangi bir politik çelişki yoktu. ABD'nin Türkiye yönetiminin dışında bir politikası da yoktu. Ne bölgeye yönelik, ne de Kürtlere yönelik. Hepsini Türkiye devletinin politikaları çerçevesinde ele alıp değerlendiriyordu. Bu anlamda da Türkiye'ye destek veriyordu. Şimdi bu durum söz konusu değildir. O nedenle de ateşkes sürecinden yararlanarak PKK'yi tasviye etmek isteyenler o zaman da vardılar şimdi de varlar. Ama o zaman içte ve dışta çok güçlüydüler, örgütlüydüler ve büyük desteğe sahiptiler. Şimdi ise zayıftırlar, daraltılmış durumdalar.

 

Barış güçleri genişledi

 

Yine bu güçler var, yine bu planlar var, yine bu doğrultuda çabalar var. Yanılmamalıyız. Risklidir durum. Süreç ciddidir. Hafife kesinlikle almamalıyız. Ama geçmişe kıyasla şimdi bu güçler zayıf ve daraltılmış bulunuyorlar. Bunun anlamı şu, ateşkesi sahiplenen güçler daha gelişmiş, artmış durumdalar. Demokratik çözümün zemini daha çok güçlenmiş. Ateşkesin taraftarı daha çok büyümüş bulunuyor. Dolayısıyla bu ateşkes sürecini demokratik çözüm yönünde ilerletmek geçmişe göre şimdi her zamankinden daha çok mümkündür. Zemini güçlü, koşulları var. Eğer el birliği edilir, cesaretli davranılır ve ateşkesi sahiplenerek demokratik çözümü yürütmek isteyen güçler etkili davranırlarsa geçmiş ateşkeslerde uğranılan durumu değiştirebilirler. Ateşkesin boşa çıkmasını önleyerek, aslında demokratik çözüm sürecini geliştirip ateşkes sürecini başarıya götürebilirler. Bu anlamda da koşullarda değişiklik var. Esas olarak bu değişiklikleri görmek ve ateşkes sürecinde bu değişikliklerle bu umutla ve inançla, güvenle yaklaşıp onu başarıya götürmek için daha cesur, daha fedakar bir çaba içerisinde olmalıyız. Doğru tutum, bu süreci doğru ele almak böyle olur.


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4