Ana Sayfa / Basın / 
04.12.2008
27.10.2006 02:17

Ağar'ı nasıl bilirsiniz? - Hasan Bildirici

 

Mehmet Ağar üzerine tartışmamız sürecek. Sürmeli. Çünkü Mehmet Ağar siyasette kolay hazmedilecek bir isim değil. Günahkardır. Devlet adına katillik ve işkence denince akla o gelir. Kürt sorununda bir iki laf eden bu şahsiyetin niyetini ve özelliklerini Kürtler çok iyi bilmek durumunda. Bütün yaşamı insan haklarına ters biçimde icra edilmiş bir isim bir iki farklı lafla iktidara taşınacaksa, yine yazık olacağız.

Türkiye’de ve Kürt topraklarında özgürlük ve demokrasi mücadelesi verdiğini söyleyenler, bir kirlilik abidesi olarak anılan Mehmet Ağar hakkında bir şeyler söylerken dikkatli olmak zorundadırlar.

Mehmet Ağar’ın suç ve günahlarını hiçbir din ve mahkeme temize çıkaramaz.

Türkiye’de son 30 yıl içinde Kürtlere ve Türk sol örgütlerine karşı işlenmiş tüm cinayetlerde Mehmet Ağar’ın bir şekilde imzası vardır. Onun sorumluluğu siyasi değil, uygulamalı tetikçiliktir. İstanbul’da Siyasi Şube Müdürü iken sonu ölümle biten ev baskınlarında bizzat görev almış, işkence tezgahlarında milletin canına okumuştur.

Türk polis teşkilatının MHP’lileşmesinde birinci derecede rol oynamış ve emniyetin tüm kritik noktalarına MHP’li komiserleri atamıştır. Mehmet Ağar gönlü orada, fiziği DYP’de olan radikal bir MHP’lidir.

Susurluk çetesinin baş aktörüdür.

Güya mahkemelerin aradığı ünlü faşist katillerin tümü; Çatlı, Kırcı, Oral Çelik ve Çakıcılar uzun yıllar Mehmet Ağar’ın koruması altında yaşamıştır. Birlikte resim çektirecek kadar bağlı olduğu bu katillere verilen devlet pasaportlarında Mehmet Ağar imzası ve arzusu vardır.

Türk İntikam Tugayı(TİT), JİTEM ve devlet içindeki katil çeteleri örgütleyen veya geliştiren Mehmet Ağar’dır.

Çiller ve Doğan Güreş döneminin baskı, cinayet ve işkence seanslarını örgütleyen adamdır.

Öldürülecek Kürtlerin isim listesi Mehmet Ağar tarafından çıkarılmış, cinayetler onun kontrolünde sürdürülmüştür. Kürde ve Sola yönelik bin operasyonda yer aldığını bizzat kendisi söylemiştir.

Mehmet Ağar budur. Son otuz yılda daha da kararıp çeteleşmiş Türk rejimin askeri ve istihbarat alanındaki en kirli ve karanlık portresidir.

Eğer Türkiye demokrasi, insan hakları ve Kürt sorununda bir adım atamaz hale gelmişse, memleketi bu hale getirenlerin başında Mehmet Ağar gelmektedir.

Rejim yenilseydi ve uluslar arası bir mahkeme kurulmuş olsaydı, hiç kuşkunuz olmasın Mehmet Ağar o mahkemede ömür boyu hapis cezasına çarptırılacaktı.

Fakat şimdi karşımıza Kürt sorununun çözümünde iktidara layık olgun siyasetçi rolünde çıkarılmış, bir kısım Kürt de bu işe balıklama atlamıştır. Fakat sonu hüsranla bitecek bir serüvendir bu.

Kürtler şunu iyi bilmelidirler ki, Türkiye’de devletin ciddiye aldığı bir siyasetçinin Kürt sorunundan başka gündeme gelme şansı yoktur. Ekonomi mi? Ekonomi AB ve ABD’nin denetimindedir. Memur maaşları ve ürün alış fiyatları bile İMF’nin kontrolünde bulunuyor. Birbirinin benzeri partilerin milliyetçilik yarışında söyleyecekleri çok farklı bir şey de kalmamıştır. AB ve ABD karşıtı bir partinin Türkiye’de iktidara gelme şansı sıfırdır.

O zaman farklı ne söyleyip, ne yapacaklardır?

Devletin ve Türk toplumunun ciddiye aldığı bir siyasetçi ancak işin ve tıkanmanın püf noktası olan Kürt sorununda gündeme gelebilir.

Mehmet Ağar’ın yaptığı da budur.

Üstelik henüz bir şey söylememiştir. Söylediklerinin de çoğunu daha sonra kıvırtmış, ovada siyaset yapalım derken PKK’ye doğru olan dağ akışını durdurmak istediğini belirtmiştir. Örnekleri de acımasızdır. “Her eşkıyanın kafasında bir gün düze inme fikri vardır” demiştir. “Düze indirmek”, boğmanın diğer adıdır.

Başka? “Üniter devlet yetmez, bir de üniter toplum gerekir” demiştir.

21. yüzyıl Osmanlıcılığa soyunan Mehmet Ağar’ın söyledikleri; Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki Kürt söyleminden, Özal’ın “federasyonu da tartışalım” sözünden, Çiller’in “Bask modeli düşünülebilir” fikrinden, Mesut Yılmaz’ın “AB yolu Diyarbakır’dan geçer” beyanından daha ileri değildir.

Türk basınının, 30 yıllık devlet suçlarının bir özeti olan Mehmet Ağar’ı öne çıkarması anlaşılır bir şeydir. Bir iki tartışma dışında ordunun Mehmet Ağar’ı izlemeye başlaması da bir ölçüde anlaşılabilir. Fakat PKK sorumlularının Mehmet Ağar’ın, henüz doğru dürüst bir açık vermemiş sözlerine “anlam biçip, değer vermesi” anlaşılır değildir. İnsan biraz izler, bakar, bir şey söylemeden önce sabreder.

Ancak Kürt siyasetinde işler böyle yürümüyor. PKK’nin de dahil olduğu Kürtlerin siyaset tarihinde böyle bir anda değer verilmiş bir çok şahsiyet var. Daha sonra zamanın büyük bir kısmı da, değer verilen bu şahsiyetlerin daha sonraki düşmanlıklarıyla boğuşarak heba edilmiştir.

Eğer bazı Kürt siyasetçileri Mehmet Ağar’ın görüşlerine değer biçeceklerse, onun devlet içinde dayandığı güçlerin de kontra ve çete güçler olduğunu bilmeleri gerekir. Kürt sorunu kirlenmiş ve boğazına kadar suça gömülmüş bu güçler çözemez... Tabiatlarına aykırıdır. Ancak ikna edilmeleri de önemlidir. Onları ikna etme görevi de PKK’ye ait değil, Türk rejim yöneticileri, AB ve ABD’ye aittir.

Siyasetin kan davası üzerine sürdürülmesine aklı başında kimse taraftar olmaz. Mehmet Ağar değişmişse değişmiştir. Ayrıca ne kadar değişip değişmediği, hangi konularda değiştiği icraatlarıyla ortaya çıkacaktır. Kürdistan şehirlerini kontralaştırmış bir adamın Kürtlerin kaşına gözüne hayran olmadığı da kesindir.

Adamın üstlendiği misyon, Kürt sorunundan dolayı tıkanmış Türk rejiminin kanallarını açmak, Türk sağına soluk aldırmak ve Türk Özel savaş makinesine bağlı güçleri siyaset alanında temize çıkarmaktır. Tıkanmanın nedeni olan Kürt sorunu burada bir kaldıraç, bir manivela olarak düşünülmüştür.

Türk savaş rejimini anlamayan veya anlamakta sıkıntı çeken Kürtlere şunları söyleyelim: Türk siyaset ve devlet tarzı sorunu çözme değil, zaman kazanma ve süründürme tarzıdır. Ermeni sorununda, Kıbrıs sorununda, Rumlar ve Yunanlılar ile ilişkilerde bu böyledir. Kürt sorunu ise Türk rejimin ağzında çekilip uzatılan bir sakızdır.

Türk rejiminin bu özelliği bilinmeden siyaset yapılırsa, işte böyle her sene bir iki açıklamaya “olumlu gelişmedir” diye koşulur, sonra yine başa dönülür.

Güney Afrika’daki ırkçı devlet başkanı hapishanedeki Mandela ile görüşmek istediğinde Mandela bu görüşme talebini reddetmişti. Özgür olmadığı ve ırkçı yasalar yürürlükte olduğu için reddetmişti.

Mehmet Ağar’ın askerlerle çatışıyor görünmesi bir Türk siyaset ve oyun tarzıdır. Sağ bunu hep yapmaktadır.

Demokratik Parti 1950 li yıllarda ordu ile çatışarak iktidara gelmiştir. 12 Eylülden sonraki seçimlerde Özal bunu denemiş ve oyları silip süpürmüştür. AKP’nin de bir ölçüde denediği budur. Seçildikten sonra ordunun güdümüne girmiş olmak Adnan Menders’in kellesini kurtarmaya yetmemiştir. Özal döneminde PKK affı diye başlatılan sürecin nasıl PKK aleyhine çevrildiğini gördük. Cezaevlerinde bulunan Türk solcularının cezasında üçte bir oranında bir indirim yapılırken, Kürt tutsaklarda bu oran beşte bir olarak tutulmuştu.

İktidara geldiğinde Mehmet Ağar; Adnan Menderes, Özal ve Erdoğan’dan daha kişiliksiz bir Kürt politikası uygulayacaktır. İlişki ve yaşam tarzıyla buna mahkumdur.

Ağar’ın taktiği açıktır. Kürdistan’dan AKP’nin aldığı kadar bir oy alırsa tek başına iktidara gelecektir. O zaman ne mi olacaktır ? İşlem tamamdır. Bir dönemin savaş suçluları “kuş cıvıltılı” iki demeç vermekle temize çıkacak, meclisi ve bürokrasiyi ele geçirecek ve bir on yıl daha Kürdün canına okuyacaklardır.

Yaşayıp göreceğiz...

 

(kurdistan-post.com, 26.10.06)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4