29.10.2006 12:37
Öcalan: Mayıs'a kadar adım atın - ANF
İSTANBUL (29.10.2006)- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatlarıyla yaptığı görüşmede, Koma Komalên Kurdistan'ın tek taraflı ilan ettiği ateşkes sürecini değerlendirerek, hükümetin Mayıs ayına kadar çözüme yönelik adım atılması gerektiğini kaydetti. Bu ateşkesin son şans olduğunu vurgulayan Öcalan, "Önemli olan ateşkes sürecinin sürdürülmesi değil, başarıya ulaştırılmasıdır. Bu son şanstır. Her şeyin bir sınırı vardır, ben ancak altı ay bu ateşkes üzerinde etkili olabilirim. Ondan sonra etkili olmak istesem de olamam. Ne PKK beni dinler ne de ben bir şey yapabilirim" dedi.
Üç hafta aradan sonra geçtiğimiz cuma günü avukatlarıyla görüşen Abdullah Öcalan, açıklamalarda bulundu. Kürt sorununun çözümü için ateşkes sürecinin sürdürülmesi değil, başarıya ulaştırılmasının önemli olduğuna vurgu yaptı. Her şeyin bir sınırının olduğunu ifade eden Öcalan, "Operasyonlarla imha amaçlı üzerlerine giderlerse, doğal olarak savunma hakkı doğar. Eğer bu şans da kullanılamazsa, zaten her şeyin bir sınırı vardır, ben ancak beş-altı ay bu ateşkes üzerinde etkili olabilirim. Ondan sonra etkili olmak istesem de olamam. Çünkü bu süreç de değerlendirilmezse ne PKK beni dinler artık, ne de ben bir şey yapabilirim. Bu son şanstır. Önümüzdeki Mayıs'a kadar, çözüme yönelik adım atılması gerekir. Bu sosyolojik olarak da böyledir. Eğer çözüm için adım atılmazsa önümüzdeki altı aylık sürenin sonunda süreç değişecektir" şeklinde uyarıda bulundu.
PKK için "Düz ovada siyaset yapsınlar" diyen DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'a değinen Öcalan, "Kesin olarak söylemiyorum ama Ağar çözüm için samimiyse ve bir rol oynarsa bu önemlidir. Ağar'ın geçmişi ortadadır, Ağar konusunda şu an kesin konuşmak istemiyorum" dedi. Hükümetin Nisan-Mayıs ayına kadar adım atması gerektiğini ifade eden Öcalan, devletin içinde bulunduğu durumu şöyle özetledi: "Öyle anlaşılıyor ki devlet içindeki çelişki ve çatışmalar çok şiddetli bir şekilde devam ediyor ve Cumhurbaşkanlığı seçimiyle de bu sona ermeyecek. Bir belirsizlik var. Cumhurbaşkanlığını AKP istiyor, öyle olursa var olan sıkışıklıkları daha da artacak. Aslında buna gerek yok."
ÖCALAN’SIZ BU İŞ OLMAZ
"Benim ne yapmaya çalıştığım ortada. Bunlar neden hâlâ benden çekiniyorlar? Barış ve demokratik çözüm istediğim için mi tehlikeli oluyorum?" diyen Öcalan, şunları kaydetti: "Aslında bazı kesimlerin benden rahatsız olduklarını ve çekindiklerini biliyorum. Öcalan denilince 'bu iş olmaz' diyorlar. Oysa bunun başka yolu yok. Öcalansız bu iş olmaz. Çünkü beni halk istiyor. Herkes bıraksa da beni halk bırakmaz. Zaten benim önerdiğim çözüm dışında mantıklı ve makul bir yol ve çözüm öneren de yok. Beni burada bir şekilde tecrit, fiziken veya zihnen imha etseler bile bu işi başka şekilde çözemeyecekleri çok açık. Fikirlerim halkımızca benimsenmiştir ve ben olmasam da fikirlerim hep var olacaktır. Bizim çözüm önerilerimiz yok sayılırsa, dikkate alınmazsa, bir başka olasılık olarak Kürdistan'da radikal İslamcılık akımının gelişme olasılığı vardır."
Herkesin bütün gücüyle çalışması ve sürece katkı sunması gerektiğini vurgulayan Öcalan, "Bizimkiler ne yapıyor? Barışa ne kadar katkı sunuyor? Boşa zaman harcamasınlar, birbirleriyle uğraşmasınlar. Daha önceki süreçlerde bazıları koptular, şimdi onların durumları ortada, rezil olmuşlar. Bazı cezaevlerinde, halktan ve çeşitli çevrelerden mektuplar alıyorum. Yazan çizenler vardır, gelen mektuplarında beni sevdiklerini söylüyorlar. Bu yetmez, sevgi tek başına bir şey değiştirmiyor, sevgi büyük mücadele gerektirir. Beni sevenler sevgisini var gücüyle demokrasi, barış ve kimliğinin tanınması uğruna mücadele ederek kanıtlayabilirler. Sevgiyi böyle ele alıyorum."
ÖNCE DEMOKRASİ VE BARIŞ
Seçim ve seçim barajına kısaca değinen Öcalan, şunları kaydetti: "Bana verilen gazetelerden takip ediyorum. Tek dertleri baraj gibi görünüyor. Kendilerini kandırmasınlar. Onlarca Belediye kazansan da on-onbeş milletvekili meclise koyarsan neye yarar, bir şey değiştirmedikten sonra. Çünkü senin kimliğin tanınmadığı müddetçe belediye başkanı, milletvekili olmak çok önemli değil. Olanlar ne yaptı ki! Önce, demokrasiyi, barışı ve kimliğini kazanmalılar. Bu olduktan sonra makam bir anlam ifade eder. Burada bu koşullarda ben günde birkaç defa kendimi değerlendirip irademe sahip çıkmaya çalışıyorum."
Ateşkes sürecini dikkate almayan güçlerin olduğuna dikkat çeken Öcalan, şunları dile getirdi: "Sadece askerler değil, Baykal onların bile önündedir, başka görünmeyen güçler de vardır. Tabii ki demokrasiyi istemeyen kişiler ve kurumlardır bunlar. Sorunun çözülmesini istemeyenleri daha önce de ifade etmiştim, küçük bir azınlıktır. Bu azınlığın içinde bir kısım Kürtler de var. Bunlar adeta devleti ele geçirmişler ve ellerindeki güçleri kaybetmekten korkuyorlar. Mustafa Kemal, akıllı davranarak, yetmiş yaşındaki bir Kürt büyüğünün elini öpmüştü, Yavuz Selim Kürt beylerine kendi isteklerini beyan etmeleri için imzalı boş sayfalar göndermiş ve onyedi Kürt beyliğini kurdurtmuştu. Alparslan, Malazgirt savaşına gitmeden önce 16 Mayıs'ta Silvan'daydı. Mervani Kürt beyleriyle ve diğer Kürt aşiretleriyle görüşmeler yapmış ve onların desteğini kazandıktan sonra gidip zafer elde edebilmiştir. Tarihe dikkat edin 16 Mayıs diyorum. Herkes iyi araştırsın bunları."
'TÜRKİYE’Yİ YIKMAK İSTİYORLAR’
Öcalan, azınlıkta olan bu kesimi şu benzetmeyle değerlendirdi: "Bahsettiğim azınlığın durumu, güzel bir kadını seven kaba bir adamın haline benzer. Kaba adam güçlü kollarıyla yapışmış kadına, fiziki gücüyle onu elde etmeye çalışıyor. Bu kaba adam bu haliyle 'ben aşığım' diyor. Aslında farkında değil ki kadını boğarak öldürmek üzeredir. Bu azınlığın Türkiye'ye yaptığı bu. Bunlar aynı Envercilerin, ittihatçıların Osmanlı'ya yaptığı gibi Türkiye'yi yıkmak üzeredirler, farkında değiller. Atatürk gibi ciddi bir devlet adamı olsaydı veya Türkiye tarihinde bazı ciddi devlet adamları gibi kişiler olsaydı bu sorunu şimdi çözerdi."
Geçtiğimiz günlerde kan şekeri düşerek hastaneye kaldırılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a geçmiş olsun dileklerinde bulunan Öcalan, "Başbakan'ın yaşadıklarını anlamak zor, hasta mıdır? Kendisine de geçmiş olsun diyorum. Bu azınlık, küreselleşmeyle birlikte bazı egemenlik yetkilerini koruyamayacaklarını anladıkları için Kızılelmacılar koalisyonu adı altında toplanmış ve devleti yönetmeye çalışıyorlar. Sağ-sol kavramları iç içe geçmiş bunlarda. Bunlar Atatürk'ün otuzlarda söylediği bir sözün ebediyete kadar geçerli olacağını sanıyorlar, aynen Kuran'ın bir ayeti gibi. Boşuna dememiştim bunların laikçiliği, daha doğrusu laisizmi adeta din haline getirdiklerini. CHP'nin laikçiliği en az AKP'nin dinciliği kadar tehlikelidir demiştim. Laisizm, en az dini tutuculuk kadar hatta ondan daha tehlikelidir" şeklinde ifade etti.
Öcalan, Genelkurmay ile diğer komutanların açıklamalarına cevaben şunları söyledi: "Mustafa Kemal'in kendisi bu kadar dogmatik değildi. O'nun işaret ettiği muasır medeniyet seviyesine bu tutuculukla, bu zihniyetle ulaşılamaz. Bu günlerde bir Mustafa Kemal'in cesurca ortaya çıkmasına ihtiyaç vardır. Bu süreci zorlayanlar ulus-devlet zihniyetinden bir türlü kurtulamayanlardır. Bunlar aynı zamanda ulus-devlet anlayışının geri planındaki pozitivist düşünce sistemini de bir türlü aşamıyorlar. Ortaçağ ve sonrasının devlet modeli mutlakiyetlerdir. Daha sonra gelişen ulus-devlet anlayışı, 17, 18, 19. yüzyılda hakim düşüncedir. Ve arka planda onu besleyen o zamanki bilim felsefesi ise pozitivizmdir. Pozitivizm, dogmatik bir düşüncedir. Günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. Bugünkü demokrasi sistemini yaşayan devletler, bu düşünce sistemini aşarak bu noktaya gelmişlerdir."
SORUN ULUS DEVLET ANLAYIŞINDA
Bu sürecin insanlığa pahalıya mal olduğunu kaydeden Öcalan, "Ulus-devlet anlayışı ancak iki cihan harbinden sonra aşılabilmiştir. Etkileri bugün bile sürmektedir. Bugünkü Avrupa Birliği'nin yaşadığı yapısal krizlerin temelinde de bazı üye devletlerin ulus-devlet zihniyetini tam bırakamamış olmaları yatmaktadır. İngiltere, kendisini bundan kurtardı. ABD'de aynı şekilde bu yönüyle ulus-devlet anlayışını aşmıştır, tutucu değildir. Cihan imparatoru olmasının nedeni sadece güçlü ekonomisi ve silahından değil, onun gerisindeki felsefesindendir. Aslında Türkiye'de bugün bir İngiltere ya da Almanya olabilirdi. Neden Türkiye bir Almanya ya da İngiltere olamadı sorusu üzerinde düşünmeye değer. Fakat Cumhuriyet kurulduktan sonra sorunlarına köklü çözümler getirmek yerine parçalanma paronayasıyla ulus-devlet anlayışında ısrar etmiştir. Bu durum da Türkiye'yi bugünkü tıkanma noktasına getirmiştir. Her açıdan Türkiye tıkanmış vaziyettedir. Ekonomik açıdan kabaca söylüyorum işte her ay dört milyar dolar faiz ödendiği söyleniyor" şeklinde konuştu.
İçinde bulunulan durumun Birinci Dünya Savaşı sonrası döneme benzediğini ifade eden Öcalan, o dönemi şöyle özetledi: "O zaman ittihatçılar yanlış politikalarıyla Osmanlı'nın çöküşüne neden oldu. Şimdi de bu zihniyetin temsilcileri, Türkiye'yi parçalanmaya doğru götürmektedir. Birinci Dünya Savaşı sonrası süreçte Mustafa Kemal, İttihat ve Terrakicileri tasfiye etmiş, akılcı davranıp Kürtlere dayanarak Cumhuriyeti kurabilmiştir. Bugün de Türkiye'nin Kürtlere dayanmaktan başka şansı yoktur. Ben bunları çok önceden beri söylüyorum. Fakat artık Türk milliyetçisi olduğu bilinen bazı isimler de, örneğin Avni Özgürel, Mümtaz Türköne gibileri de aynı tehlikelere dikkat çekmektedirler. Bunların da mı samimiyetine inanmıyorlar. Bunların bahsettiğim yapay Türkçülük akımına ilişkin de benzer önemli tespitleri olmuştur."
"Beni burada bitirme, Kürt güçlerini de dağda bitirme hesabını yapıyorlarsa PKK bitse bile ben onların yakasını bırakmam" diyen Öcalan, şunları kaydetti: "Biz devletin demokratikleşmesini istiyoruz. Öyle devleti üç-beş çapulcuya bırakmam. Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, Meclis Başkanı'na Türkiye'nin demokratikleşmesi ve sorunlarının çözümü için mektup yollamıştım. Bunlar tenezzül edip mektubu bile okumuyorlar. Sorunların çözümü için ciddi devlet adamı olmak lazım."
'ABD GÜNEY’E YERLEŞECEKTİR’
Türkiye'de asıl bölücülüğü Türkçülerin yaptığına vurgu yapan Öcalan, Türkçülük akımı ve ABD ilişkilerini ile Bölge'deki değişimi şöyle açtı: "Türkçülük anlayışının Türkiye'nin toplumsal yapısına uymadığını, 1950'li yıllardan itibaren Türkçülük akımının ABD tarafından desteklendiğini daha önce söylemiştim. O yıllarda Türkeş ve bazı kişiler, ABD'de Florida'da eğitimden geçirilmişlerdi. Altemur Kılıç'ın yanılmıyorsam hâlâ Florida'da evi var. ABD'yi hâlâ eski ABD sanıyorlar fakat bilmeleri gerekir ki artık ne ABD eski ABD ne de bölgedeki koşullar eskisi gibidir. ABD artık politikaları gereği Kürtlerin arkasındadır. Güney'deki Kürtler'in Şiilerle bir ittifak yapmaları da gündemdedir. Irak'taki gidişat böyle bir yapılanmayı getirmektedir. Bir Kürt-Şii ittifakı oluşuyor. ABD de buna göz yumabilir. Ama hâlâ bunu bile göremiyorlar. Yavuz Selim zamanında İran'la çizilen beşyüz yıllık sınırlar değişiyor. PKK de doğal olarak bu gelişmelere göre hareket edecektir. ABD'nin hazırladığı bazı haritalar da basına yansımış, gündeme gelmiştir. Amerika Güney'e yerleşecektir."
TÜRK-KÜRT SAVAŞI
"Bütün bu veriler bir Kürt-Türk Savaşı'nın habercileridir" diyen Öcalan, Kürt-Şii ittifakından sonra bir Türk-Kürt savaşı gelişirse PKK'nin de bu ittifaka dahil edilmesi ihtimal dahilinde olduğunu ifade etti. Türkiye'deki demokratik dönüşüme engel olan kesimlerin bu tehlikeleri görmesi gerektiğine dikkat çeken Öcalan, şunları ifade etti:
"İşte Irak'taki durum ortada, aynı ırktan oldukları halde Şiilerle Suniler birbirlerini kesiyorlar. Türkiye'de faşizm böyle körüklenirse, sorun çözümsüz kalırsa daha tehlikeli şeyler yaşanır. İttihatçıların Ermenilere yaptığı gibi, Kürt katliamını Türkiye'nin kaldıramayacağını ifade edenler var. Ermenilere ilişkin tasarılar bazı Avrupa devletlerinin parlamentolarında kabul ediliyor. Pontus, Süryaniler de sırada. Şimdi soruyorum; böyle bir durumda Türkiye kime dayanacaktır? İran'a mı? Zaten söylediğim gibi Kürtlerle ittifak geliştirme çabası var. Türkiye'nin İran ile tarihten gelen mezhep ve ırk kaynaklı çelişkiler biliniyor. Rusya mı? Durumu ortada. Çin mi? Uygur Türkleri ile ilgili çelişkileri bile hâlâ aşmış değiller."
(ANF NEWS AGENCY)