31.10.2006 18:43
"... Oturturum Cumhuriyeti" - Ahmat Kahraman
Medyada mucidi bilinmeyen aynı cümlesiyle, cumhuriyetin 83. yılı, bir kere daha “görmemişin cumhuriyeti olmuş, bayramını ne yapacağını, nereye koyacağını bilememiş” havalarında, “bütün yurtta, yavru vatan Kıbrıs ve dış temsilciliklerde” coşku ve heyecanla kutlandı...
Hem birlik ve beraberlik ruhu içinde...
Öyle birlik ve beraberlik ki, 1920’lerde top ve tüfeğe tutulan Kürt çocukları, yaşadıkları köyler, dağları bu kez, çağın teknolojisiyle yerden, havadan bombalanıyordu.
Dünyada bir başka şekli, biçimi, örneği, eşi görülmemişlikle, Kürtlerin iyiliği ile birlik beraberlik adına köyleri yerle bir ediliyor, yaylalarını, topraklarını kullanmaları yasaklanarak, hukuksuzluğun doruklarına tüy dikiliyordu.
Öyle bir birlik ve beraberlik ki, Kürtler için emre dayalı ve erken kalkanın hukuku geçerli. Linç, yakıp yıkma seferleri emirle şekillenen hukuktur, reva görülen...
Bir zamanlar ölüm mangalarının mensubu olan A. Aygan, ölüm seferlerini, hücrelere doldurulan kurbanların sesleri kesilip, ruhları teslim alınana kadar süren işkenceleri anlatıyordu. Hukuksuz cumhuriyetin kimileri madalyalı katillerin adlarını tek tek sayarak...
Alman askerleri, arazide buldukları insan başı kemikleriyle fotoğraf çektirince medeni dünya birbirine giriyor, Almanya ayağa kalkıyor ve askerler hakkında derhal işlem yapılıyordu. Bir kaç yıl öncesini hatırlıyorum. Kürt gençlerinin kesilip koparılmış, kan damlayan başlarıyla poz veren vahşetin fotoğrafları ortaya çıktığında, söylenenleri!...
“İftira” dediler fotoğraflara. Üstüne de “Türkün savaşkan gücünü kırmak istiyorlar” söylemini örterek...
Kesilmiş gerilla kulakları, öldürülmüş köylü burunlarının hikayesi kitaplara geçiyordu. Kendilerine yakışan şanla, şerefle anlatanlar, kestiği her kulağa karşılık ödül aldığını söyleyenler vardı...
İnsanlık onuru ve vicdanı bir yana, savaşı da kirleterek, eserlerini gururla anlatanlar hakkında, bir işlem yapıldığını duyan var mı?
Cumhuriyetin başarısını göklere çıkaran nutuklar birbirine dolanıyor, ama demokrasi ve insan haklarından söz eden, “iç düşman” oluyor, ardından tehdit yağmuru başlıyordu:
“Haddini bil, yoksa kodum mu oturturum!..”
“Kodum mu oturturum cumhuriyeti”, o kadar başarılıydı ki, istatistiklerine göre, hala motor sesi duymamış, atsız, öküzsüz yürüyen “gavur icadı” araba görmemiş sayısız köy!..
Üç günlük bayramda, şehirler arası yolculuğa çıkanların, yol yokluğundan birbirini ezip yarlardan aşağı yuvarlaması sonucu 112 ölü 500 kadar yaralı...
Ama bunların ötesinde şatafatlı nutuklar, köşklerde, saray yavrularında oturan, halkın vergileriyle satın alınmış lüks arabalara kurulanlar...
Dünya genelinin 96 basamak altında bir hayat kalitesi...
1920’lerde, rejim ve yeni sultanlarına laf edenler, ölüm içinde ölümü beğenmek zorundaydılar. 83 yıl sonra, mahkeme koridorlarını, yargılanmak için sırasını bekleyen yazarlarla doluyordu...
Cumhuriyet adını taşıyan Saddam’ın rejiminin manzaraları, çok mu farklıydı? Yasakçı, inkarcı, “kodum mu oturturum” naralı, bugünkü İran ve Suriye rejimleri de birer cumhuriyet değil mi?
O halde demokrasi ve insan haklarının yeşermediği, evrensel hukukun geçerli olmadığı bir rejime bakıp, “bizim cumhuriyetimiz var?” diye övünmek, ayıp düşmüyor mu, bu çağda?
(Y. Özgür Politika, 31 Ekim ’06)