31.10.2006 07:48
Üçüncü sayfa - Murat Belge
Bir zaman önce bir dizi cinayet izledik ve şaşırdık. İki delikanlı, eğlence için, iki-üç günlük bir süre içinde, yedi kişi öldürmüş.
Gerçekten 'korkunç' denilecek bir olay. Bu kadar insanın hayatını kaybetmiş olması korkunç. Ama hayatta böyle şeyler yapabilen insanların var olabilmesi olgusu daha da korkunç.
Korkunç ama ne yazık ki bilinmeyen bir şey değil. İnsanı insan yapan, 'bilinçlilik' denilen şey, zıvanasından çıktığı zaman, bunlar da oluyor.
Bizim toplumda 'zıvanadan çıkma'nın bu türlüsü pek olmazdı. Onun için belki, olunca yadırgıyoruz.
Ama biraz çevreye bakınınca, biraz düşününce, belki de yadırganacak fazla bir şey kalmıyor.
Örneğin bu iki adam araba çalıp yollara düşüp benzin istasyonunda birilerini öldüreceklerine o pompalı tüfekleriyle papaz öldürseler, bu kadar yadırgamazdık. Günübirlik karşımıza çıkan çeşit çeşit 'linç' olaylarının başarılı failleri olarak görseydik, yadırgamayacağımız gibi,
içimizden bazıları takdir de ederdi. 'Vatanperver çocuklarmış, yazık oldu' diyenimiz olurdu.
Olaydan sonra anneler, babalar konuştu, medya da bu 'demeç'leri topluma duyurdu. Aslında ikisinin de 'Rahşan affı' ile hapisten çıktığını öğrendik. Demek ki bu işlerin bir 'evveliyat'ı var. Ama örneğin birinin annesi, oğlunun öteki adamla tanışıncaya kadar normal bir insan olduğunu anlatabiliyor. Tipik durum! 'Benim oğlum iyidir, arkadaşı kötüydü, onu yoldan çıkardı.' Bizim memleketin en açıklayıcı açıklaması. Böylece sorumluluk, bir başkasına doğru havalanıp gidiyor, işin içinde bizim bir payımız kalıyor.
Şimdi bu, yalnız o sözleri söyleyen o kadına özgü bir durum mu, yoksa biz hepimiz, zaten her durumda tam da böyle davranmaz mıyız?
Öteki katilin de babası var. Oğlunun bu yaptıklarından çok utanmış, 'Onu idam etsinler' diyor. Yani, 'Böylelerini sallandıracaksın, bak bir daha yapan olur mu?' diye ifade edilen, en az 5 bin yıldır ifade edilen o derin bilgeliğin yeni bir örneğini veriyor. Tekrar ediyorum, 'sallandırılacak' kişi, benzer işlerden ötürü hapisteymiş, çıkmış. Şimdiye kadar her şey normal gidiyordu, şu son karar gökten mi düştü, ne oldu? 'İdam etsinler' diye yol gösteren baba, şimdiye kadar, oğluna yol gösterecek hiçbir fırsat bulamadı mı? Ya da, göstereceği yol, bundan mı ibaretti?
Bunlar, özel hayat konuları. Kim neyin nesidir, bilemem. Ama ben de hayatımın çoğunu öğretim kurumlarında, genç insanlar arasında geçirdim. Sorunu olan öğrencilerimin ebeveynine baktığımda, çok zaman, sorunun kaynağını da gördüm. Oğlu için 'çözüm' olarak 'Onu idam etsinler' diyen babanın 'sorun'da payı olmaması pek akla yatkın gelmiyor. Türkiye'nin büyük eksiklerinden biri de 'pedagoji' dediğimiz şey. Pedagojinin 'p'sini bilmeden birbirini yetiştiren kuşakların işlediği 'müteselsil suç'un sonuçlarını yaşıyoruz.
Onun için, 'Onu idam etsinler' diyen babayı, bunun haberini yapan medya da yadırgamıyor. Çünkü o sözü söylemekle o kişi 'normal' oluyor, yani bu toplumun 'normlarına uygun biri oluyor.
Adamlara avukat veriyorlar, yasa gereği. Avukatlar, 'Biz böyle insanlara avukatlık yapmayız' diyor. Sanki avukatlık, sadece ahlaken desteklediğin kişiler için yapılan bir iş! Bir çarpıcı olay. Kötü. Ama çevresine bakıyorsun, onun kadar çarpıcı olmasa da, bir yığın sakatlık, yanlışlık, çarpıklık.
O zaman, o olayın kendisi bu kadar kuraldışı mı? Yoksa olağan mı?
'Üçüncü sayfa' derler. En çok okunan da oymuş. Gazete de oraya atınca 'izole ettik' diye düşünebilirler. Ama gerçek hayattaki sayfaların üçüncüsü, beşincisi yok.
(Radikal, 31 Ekim 06)