01.11.2006 13:53
Sir Nicholas Stern'ün İklim Raporu Üzerine Çeşitlemeler - Ergin Yıldızoğlu
Dünya Bankası'nın eski baş ekonomisti, İngiltere hükümetinin danışmanı Sir Nicholas Stern, kapitalizme, çokuluslu şirketlere ve küreselleşmeye düşman biri değil. Ancak, onun liderliğinde hazırlanarak, pazartesi günü basına resmen açıklanan 700 sayfalık rapor, küresel ısınmanın, engellenmezse, dünya ekonomisinde iki dünya savaşı ve 1930'lardaki depresyon sırasında oluşandan büyük bir yıkıma yol açacağını muazzam bir veri tabanına dayanarak savunuyor. Diğer bir deyişle, durum son derecede vahim.
Bu noktaya iki projenin çakışmasıyla geldik. Bunlardan biri neoliberalizmin, küresel serbest piyasa oluşturma projesi, diğeriyse postmodernizmin aydınlanma geleneğini imha projesi. İkincisi için, hazırlıksız yakalandığımızı söyleyerek mazeret beyan edebiliriz. Ama birincisi için böyle bir hakkımız yok.
Bile bile lades
Daha 1940'larda uyarıldık. Prof. Karl Polanyi o zaman, "Büyük Dönüşüm" adlı bir çalışmasında, bir önceki yüzyıldaki serbest piyasa projesini irdeledikten sonra, "Piyasa güçleri serbest bırakıldıkları takdirde, kendilerini kucaklayan toplumu ve doğayı yıkıma uğratırlar" sonucuna ulaşıyordu, Öyleyse, 1980'ler-de Reagan-Thatcher ikilisi dünya ekonomisine müdahale etmeye başladıklarında, yolun buraya çıkacağı daha baştan belliydi. Nitekim, yol boyunca özellikle 1990'lann sonuna doğru bu projenin gerçek yüzü ortaya çıkmaya başladı. Saygın ve çoğu kez de spektrumun sağındaki iktisatçılar, örneğin Prof. Stiglitz, Prof. Bhagvvati, Prof. Paul Samuelson, sırasıyla IMF politikalarını, mali sermayenin serbest dolaşımını, serbest ticaretin yan etkilerini eleştirmeye başladılar. Bu sırada Harvard'dan Prof. Rodrik ve Rodriguez, neoliberalizmin tezlerini, yine onun verileriyle test edip vaatlerinin hiçbirini yerine getiremediğini gösterdiler. Eylül ayında, IMF ekonomisti Raguran Rajan, bir konuşmasında "Ne kadar az yabancı sermayeye, ne kadar çok kendi kaynaklarınıza dayanırsanız o kadar daha istikrarlı ve başarılı bir büyüme gerçekleştirebilirsiniz" dedi ve savını verilerle destekledi. Geçen hafta da Morgan Stanley Başekonomisti Stepnen Roach, bu serbest piyasa projesi döneminde üretkenlik artışıyla ücret artışı arasındaki ilişkinin koptuğunu gösterdi, Özetle projenin arkasındaki savlar lime lime dökülüyor. Ama bu proje sırasında, dünyada tüketim körüklendi, dolayısıyla da karbondioksit üretimi özellikle projeyi dünyaya dayatan ve projeden en çok yararlanan ülkelerde hızla arttı.
Milyon ton C02
ABD Çin Hindistan Japonya
1984 4.597.85 1.707.91 400.55 895.68
2004 5.912.21 4.707.28 1.112.84 1.262.10
Aydınlanmadan narsisizme
Postmodemizmin projesiyse, insan aklının doğayı ve toplumu anlayabileceğini ve dönüştürebileceğini savunan Aydınlanma geleneğini hedef alıyordu. Hakikat ve akıl adeta bir yanılsamaydı postmodemizmin düşünürleri için. Onlar her türlü toplumsal projeye "toplumsal mühendislik", totaliterliğe açılır diyerek karşı çıktılar. Tek gerçek bireyin bedeni, dolayısıyla hazları ve acılarıydı. Bu yaklaşımlar, bireyin hazlarını ve narsisizmini, tüketim eğilimini, meta kültürünü körükleyen söylemler üretirken bir başka "toplumsal mühendislik"projesi pupa yelken ilerliyor, postmodemizmin nefret nesnesi devletin eliyle küresel serbest piyasa inşa ediliyordu. Neoliberalizm ve postmodernizm örtüşerek bizi bu noktaya getirdiler. Her ikisi de hem sonuçlarına aldırmadan tüketimi körüklediler hem de sürece yönelik eleştirileri "piyasa sinyallerini bozar" ya da "totaliter dayatmacı", Jacoben" vb. suçlamalarıyla felç ettiler.
Ancak şimdi geldiğimiz noktada, bizzat Sir Nicholas Stern'ün raporundan çıkan ve İngiltere İşçi Partisi hükümetince benimsenen, Muhafazakâr Parti ve Liberal Parti tarafından desteklenen en önemli sonuç, bu toplumsal sorunun hiçbir biçimde piyasa güçlerine havale edilemeyeceği doğrultusunda. Buradan hareketle ilk kez, genel toplumsal çıkar adına vergilerde büyük artışlar ve bu artışlarla oluşacak kaynaklarla toplumsal harcamalar gerçekleştirmek gündeme geliyor. Ancak sorun İngiltere'yle sınırlı değil. Bu yüzden küresel düzeyde benzer bir siyasi müdahaleyi gerektiriyor. Kısacası, önemli bir paradigma değişikliği söz konusu. Sorunu ne piyasaya ne de Tann'ya havale etmek olanaklı. İnsanlık var olmaya devam etmek istiyorsa, kaçınılmaz olarak neoliberalizmden hızla uzaklaşacak, Aydınlanma geleneğine, tabii ki eleştirel mesafesini koruyarak ve onu geliştirerek geri dönecek.
(Cumhuriyet, 1 Kasım 06)