04.11.2006 09:33
'Genç Bakış' programına inat bir film - Kürşad Bumin
Geçen hafta gösterime giren “Eve Dönüş” filminin yönetmeni Ömer Uğur anlatıyor: “Ne acı... Abbas Güçlü'nün 'Genç Bakış' programında insanlar alkışlarken yazık dedim... Medya da öyle bir tavır sergiledi ki, öğrenciler okulun önünde gösteri yapıyorlar tek kamera yok. Sadece içerde alkışlayanları çekiyordu.”
Memleketin ileri gelen bir televizyon kanalı Kenan Evren'i 21. yüzyılda hâlâ bir üniversite salonunda sahneye çıkartıp öğrenci alkışlarıyla uğurlatmanın peşinde mi? Öyle ise al sana “Eve Dönüş”. Gençlere bir fırsat tanınsın ki sözlerini alkışlarla kestikleri kişinin geçmişte hangi filmlerde oynadığını öğrenebilsinler...
“Eve Dönüş” sinematografik açıdan öyledir-böyledir tartışılacaktır muhakkak. Ama her toplum gibi içinde yaşadığımız toplumun da temel ihtiyaçlarından birisi olan “hafıza tazeleme” sürecine yaptığı bu katkıdan dolayı Ömer Uğur'a teşekkür borcumuz var. Öyle olmalı; eğer bir demokrasi olmayı istiyorsak bu sürece yönelik her olumlu katkıyı teşekkürle karşılamalıyız.
Yakın zamanda ölen ünlü Fransız tarihçi Pierre Vidal-Naquet bir kitabına bir başka tarihçiden ödünç aldığını söylediği şu adı vermiş: “Hafıza katilleri kimlerdir?” Çok şeyi açıklayan bir başlık doğrusu. Muhakkak ki her toplumun üzerinde kafa yorması gereken bir soru. Bu sürecin enerjisini “kin”den alıp amacını “cezalandırmak” olarak belirlemesi gerektiğini söylüyor değilim tabii ki... Bu sürecin tek amacı olmalıdır: “Anlamak” ve bugününü anlamış olarak yaşamak.
12 Eylül depremi üzerinden 25 yıldan fazla zaman geçti. Peki biz toplum olarak bu 25 yılda bu toplumsal-siyasal depremi ne kadar anladık ve buradan hareketle gereken dersleri ne derece çıkarttık. Benzetmeyi mazur görün ama bu sorunun cevabı 1999 büyük depremi ile olan ilişkimizden pek farklı değildir. Benzer bir unutkanlık, benzer bir ihmal, benzer bir sorumsuzluk...
Memlekette bunun aksi şeyler gerçekleşmiş olsa “Genç Bakış” yayınlanabilir ya da İstanbul bugün olduğu gibi kollarını kavuşturmuş olarak deprem uzmanlarının her biri diğerinden ürkütücü açıklamalarını büyük bir çaresizlik içinde dinliyor olabilir miydi? Demek ki bir ülke “hafıza kaybı” ile malul ise geçirdiği “depremler”in türü farketmiyor.
Bugünden söylemek belki doğru değil ama “Eve Dönüş”ün “büyük medya” tarafından ihmal edileceğini sandığımı yine de hatırlatacağım. Nedeni basit: Bu film onlara göre bir film değil sanki... Hatta bakın “büyük medya” içindekiler arasında sayılmasa da çok tirajlı bir gazetede film hakkında daha ilk günde neler söyleniyor: “Bir darbenin yol açtığı olumsuzları, hem de siyasetle hiç ilgisi olmayan birine yaşattıklarından hareketle, pek çok açıdan işlemeye müsait olan film, maalesef bu konuda yetkinlik gösteremiyor...” İşte size tamamı 20 satırdan oluşan bir “Eve Dönüş” haberi....
Oysa Radikal'den Uğur Vardar'ın yaptığı gibi filmin eleştirisine “sinematografik açıdan film belki o denli güçlü değil” diyerek başlayıp “ama ne gam, sonradan başkaları meselenin bu yanını tamamlayabilir” diyerek devam etmek ve “Ömer Uğur'un yapıtı her şeyiyle bu ülkede 12 Eylül üzerine yapılmış en cesur ve sesi gür çıkan film olarak kuşkusuz tarihteki yeri alacak” diyerek nokta koymak da var. Bana sorarsanız işin doğrusu da bu zaten.
Yazıyı bitirmeden, bence gereğinden fazla yer tutan işkence sahneleri dolayısıyla seyri hayli zor olan bu “sert” film hakkında Uğur Vardar'ın yayınladığı eleştiriden birkaç satır daha aktarayım:
Sibel Kekilli hakkında: “Sibel Kekilli'nin özel bir performansı olduğunu iddia etmek zor. Antalya'da 'En İyi Kadın'da heykel alması, bence jürinin en kötü kararıydı...” (Bence de.)
Filmde emekli Kore gazisi kayınpeder rolündeki Savaş Dinçel hakkında: “Durmadan oynayan kaşları ve mimikleriyle, emekli Kore gazisini hayatın içinden alıp perdeye monte ediveriyor.”
Ve nihayet filmde “işkenceci başı” rolünü oynayan Civan Cenova hakkında: “... işkenceyi sıradan bir memurluk refleksine indirgeyen polis şefinde dünya standartlarında mükemmel bir iş çıkarmış.”
Gerçekten de.... Eski zamanlarda olsa, seyirci film sonrasında sahnede karşısında bulduğu Cenova'yı mutlaka taş yağmuruna tutardı!
Son olarak da bir soru: 12 Eylül'de polisin eline düşmüş “siyasiler”in değil de dünyadan habersiz bir işçinin başından geçenleri anlatan “Eve Dönüş”ün yüceltmekten özellikle kaçındığı bu grubun (siyasiler) biraz hakkını yediği söylenemez mi?
(Yeni Şafak, 4 Kasım 06)