15.11.2006 09:36
ABD yenilgiyi hazmedemez - Ergin Yıldızoğlu
"Amerika'nın yaşamsal çıkarları ve en derin inançları, şimdi, bir ve aynı şeydir"
George W. Bush
Pazartesi günkü yazımda, üç nedenden dolayı, ABD dış politikasında köklü bir değişiklik beklemediğimi yazmıştım. Bugün bunlara bir dördüncüsünü eklemek istiyorum: Küresel hegemonyasının gerilemekte olduğunu kabullenemeyen ABD toplumu, Irak'ta bir yenilgi olasılığına asla sağlıklı bir biçimde yaklaşamaz. Hâlâ aşılamayan bir Vietnam sendromu üzerine, 11 Eylül'den sonra kendini, kendi toprağında tehlikede hissettiği dönemde, gelecek bir "Irak yenilgisi" ABD halkının ve seçkinlerinin kolektif bilincinde büyük bir "travma" yaratarak çok çirkin sonuçlara yol açabilir.
1620 - 2006
Prof. Arthur Kroker, geçen yıl İmparatorluk Altında Siyaset konulu bir konferansta yaptığı 'Yeniden doğan ideoloji" başlıklı konuşmasında, "neden geçenlerde, Amerikan deniz piyadelerinin Bağdat'ın güneyinde gerçekleştirdikleri bir taarruz harekâtının ismi 'Plymouth Kayalarıydı', neden askerler, savaşa 'kamuflaj Incilleriyle' gidiyorlar, neden Felluce saldırısı sırasında kullanılmış kovanlardan bir vaftiz çeşmesi yaparak, kendilerini vaftiz ediyorlardı" diye soruyordu. Kroker'e göre, kendilerini Pilgrim (kutsal yolcu/hacı) olarak niteleyen ilk göçmenlerin 1620'de, Amerika'ya, Plymouth kayalıklarında ayak bastıklarından bu yana ABD egemen ideolojisinde çok özel bir tema belirleyici olmuştur.
Deniel Webster'ın, 1823'te Pilgrimlerin ruhunun özünü canlandırmak amacıyla yaptığı ünlü konuşmasından, Lincoln'un Gettysburg nutkuna, John F. Kennedy'nin göreve başlarken yaptığı konuşmada, Nixon'un, Reagan'ın ve Bush'ların siyasi retoriklerinde sürekli tekrarlanan, bu "Tepenin Üzerindeki Kent", "Ahlaki Cumhuriyet" temasının kökü, Plymouth kayalıklarında kıyıya çıkanların, Mayflower'e binmeden önce, John Winthrope'un Mâtta'nın Incili'ne dayanarak yaptığı bir konuşma üzerine "Tanrı'ya verdikleri bir söze"dayanıyor. Bu "söz", "tepe üzerindeki kenti" kurmaktan, "tüm dünyanın gözlerinin üzerlerinde olduğundan", bu görevlerini yerine getiremedikleri takdirde tanrı tarafından lanetlenmekten söz ediyor.
Kroker'e göre Mayflower'la yol çıkanların, ekonomik sorunlara değil, dini duyarlılıklara göre şekillenmiş öznelliklerinin, "psikolojik coğrafyasında" iki Amerika var. Biri, Tanrı'nın "seçilmiş kullarına", Musa gibi, "suyu geçerek gelenlere", "tepenin üzerindeki" ahlak timsali kenti kuranlara, Amerikan cumhuriyetinin yükselmesine, dünyaya örnek olmasına, "mesajı yaymasına" ilişkin. Diğeriyse, başarısızlık korkusuna, lanetlenmeye, çorak, terk edilmiş, düşmüş bir Amerika'ya ilişkin. Amerikan siyasi kültür geleneğinin belirleyici kodları işte bu iki Amerika'nın birlikteliğine dayanıyor: Kurtarıcı şiddet (Tanrı adına imha edilen yerlileri düşünün) ve güvensizlik paniği, savaşkan bir ruh ve melankolik kadercilik.
Modernite öncesinden inanç temelli siyasete
Kroker'in çözümlemelerinde ortaya çıkan çarpıcı bir gerçek de, Amerikan siyasi geleneğinin Avrupa Aydınlanmasını yaşamadan gelenlerin duyarlılıktan üzerine kurulmuş olması. Kroker, "Amerikan kapitalizminin kökleri üzerine çok yazıldığına" ama, kökleri Eski Ahit'in psikolojik coğrafyasında (sembolik evreninde -E.Y) yatan "Amerikan istisnailiği" (exceptionalism) kavramının kökenleri üzerine bir çalışma olmadığına, Pilgrimlerin Plymouth kayalıklarına çıkarkenki, sonra yerlileri katlederkenki ruh haliyle, Bush'un özgürlük yayma savlarının kodları arasındaki sürekliliğe dikkat çekiyor. Disiplin ve özveriye, olağanüstü cinsel baskıya dayanan Püritanizmin, intikamcı ruh haliyle ("Birisi kendimi kötü hissetmemin bedelini ödemelidir") 11 Eylül sonrası patlak veren intikamcı duyarlılıklar arasındaki paralelliği de görmemek olanaksız.
Emperyal projelerin kurgulayıcılarının, Amerikan hegemonyasındaki gerileme, lider ülke konumunu kaybetme olasılığı karşısında, gereksinim duydukları toplumsal enerjiyi yedeklerine almak için dini akımlarla işbirliği yapmaya yönelmeleri, inanç temelli bir siyasete, Evanjelik kodlara sarılmaları da rastlantı değil. Kroker'e göre, Evanjelik Hıristiyanlığın etkisi, liberal-modern bir geçmişten kopuş değil; aksine, Prüten geleneğin "ağ-merkezli" imparatorluk savaşlarıyla bütünleşerek "yeniden doğuşu"; teknolojiyle din arasında, kültürel faşizme" açılan çok tehlikeli bir sentezin oluşması anlamına geliyor.
Şimdi Amerikan seçkinlerinin, kendi halklarından saklamak durumunda oldukları gerçek, en son teknolojiyle donanmış 145 bin kişilik, Amerikan ve Hıristiyan bir ordunun, en fazla 15 bin kişilik, hafif silahlarla savaşan Müslüman direnişçi bir güç karşısında iktidarsız kalmasıdır. ABD seçkinlerinin, bu iktidarsızlığı itiraf etmeleri halinde, meşruiyetlerinin temeli, Amerikan istisnailiği miti bir kez daha sarsılacak, panik güvensizliği artacak, melankoli güçlenerek, bir taraftan çöküş psikolojisinden, diğer taraftan, halkın dinci tepkilerinden beslenen "kültürel faşizmin"önü açılacaktır. Bu nedenlerle Irak'ta bir "U" dönüşü, yenilgi saklanamaz hale gelene kadar olanaksız.
(Cumhuriyet, 15 Kasım 06)