18.11.2006 12:25
Kalkan: Türkiye Anayasası değiştirilmeli - Mehmet Ekinci - ANF
BEHDİNAN (18.11.2006)- Türkiye Anayasası’nı değerlendiren Koma Komalen Kürdistan (KKK) Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Duran Kalkan, yeni bir anayasa için temel pratik adımların bir an önce atılması gerektiğini belirtti. Kalkan, ‘’ sivil yeni bir anayasa tartışmaları için çok geç kalınmıştır’’ dedi.
Koma Komalen Kürdistan (KKK) Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Duran Kalkan, Türkiye Anayasası’nı değerlendirdi. Türkiye’de yeni bir anayasa tartışmaları yapılmasının büyük önem arz ettiğine dikkat çeken Kalkan “bu yönlü arayışların yoğunlaştırılarak sürdürülmesi ve temel pratik adımların biran önce atılması gerekiyor” şeklinde ifade etti.
Kalkan devamla şu değerlendirmelerde bulundu: “sivil yeni bir anayasa tartışmaları için çok geç kalınmıştır. 90’ların başında 12 eylül darbecilerinin hazırlanıp topluma onaylatılan anayasanın toplumu yönetmek için yetmediği ve çok dar geldiği toplumca ret edildiği ortaya çıkmıştı. Yeni bir anayasa gerekliliği tartışmaları 90’ların başında da gündeme gelmişti. 82 anayasasının kabul edilişinin sekiz on yıl geçtiği zamanda anayasa geçerliliğini yitirmiş, yönetim gücünü kaybetmişti. Toplum yeni bir anayasa tartışma ve arayışları başlatmıştı. Bazı hükümetler yama anlamında çeşitli maddelerde değişiklikler yaparak güya sahiplenilebilir, onunla yaşanılabilir bir anayasa ortaya çıkarmış gibi oldular. Gerçekte ise askeri cunta yönetiminin hazırlanıp topluma onaylatan anayasa ruhundan özünden içeriğinden hiçbir şey kaybetmedi. Seksenli yıllarda yasaklı, ya da hapisteyken anayasaya şiddetle karşı çıkanlar bu tür değişiklikleri öne sürerek güya anayasayı sahip çıkılır gibi topluma göstermeye daha doğrusu bu anayasaya dayalı yönetim olma durumlarını toplumca kabul edilir hale getirmeye çalıştılar. Bu ikiyüzlü yaklaşımla bu siyasiler kendi iktidarcı, pragmatist yönlerini gizlemeye çalıştılar. 82 anayasanın referandumu kabulü üzerinden 25. yıla giriyor.
Türkiye daha sekiz on yılı dolduğunda bile artık bu anayasa ile Türkiye toplumu yönetilemez denilen anayasa ile 25 yıldır yönetilmeye çalışılıyor. Halen bu anayasa yürürlüktedir. Anayasanın içeriğinde yasaklar, ve baskı gibi anti demokratik kısıtlayıcılıkları içeriyor. 12 eylül darbesinin yarattığı askeri mantık her kelimesine, her cümle ve satırına yansımış durumdadır. Bunun değişerek yerine sivil bir anayasa gerekiyor. Toplumun ihtiyaçlarından çıkan ve onları gözeten bir anayasa gerekiyor. Askeri yönetimin en üst kademesinin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş bir anayasa toplumu yönetmek mümkün değil. ordu yönetiminin en üst yönetimi ile 80 milyona varan Türkiye toplumunun ihtiyaçları aynı değildir. Bazı şeylerin değiştirilmesinin bile imkânsız olduğu, değiştirilmesi için teklifin bile suç olduğu, yazılıdır. Dolayısı ile tartışmamanın bile önü kapatılmış durumdadır.”
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ YÖNETMELİĞİ GİBİ
82 anayasasının toplum ihtiyaçlarından uzak detay ve kafa karıştırıcı maddelerle dolu bir düzenlemeyi içerdiğine vurgu yapan Kalkan, “elime alıp okuduğumda ilk aklıma gelen Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetmeliği gibi olmuştur” şeklinde değerlendirdi.
Türkiye toplumunun can alıcı yaşam alanları görmezden gelindiğini belirten Kalkan şöyle konuştu: “spor vb. şeylerle baskıcı sistem hafifletilmeye çalışılarak toplum üzerindeki yasaklardan oluşan maddeler toplamını içeren bir yasal, hukuksal mevzuat ortaya çıkarılmış durumda. Bu kadar süre Türkiye toplunun böyle bir anayasa ile yönetilme çalışılması, topluma dayatılması bir talipsizliktir. Türkiye’nin 21.yy. girişi açısından demokrasi ve özgürlükler alanında Avrupa ve Asya arasında olan bir ülkenin katletmesi gereken gelişmeleri engellenmesini ifade etmesi bakımından cinayet gibi bir şey. Bu sadece Türkiye toplumunun baskı altına alınması gelişmelerden alı konulması değil. İstanbul’da medeniyetler ittifakı tartışılıyor.
Küreselleşme ve halkların yakınlaşması ve kaynaşmasından bahsediliyor. Türkiye’nin böyle bir anayasa ile yönetilmeye çalışılması, böyle bir anayasa altında Türkiye’nin özgürlükçü demokratik gelişmelerden alıkonulması en büyük darbeyi vuran etken durumundadır. 20.yy.’ın başında cumhuriyetin kuruluşunda ordunun belirgin bir rolü oldu. Şimdi ise Türkiye’de sivil toplum gelişti. Tarih içerisinde Türkler kendilerini silahla ve ordu ile kendilerini var ederek, siyasallaştırıp, uygarlık geliştirdiler. 21. yy.a girmiş bir Türkiye’de aynı anlayışların hüküm sürmesini istemek, 21.yy.da toplumu aynı görmek ordu millet felsefesine esas alan bir toplum yaşamı ekonomi, siyaset, sosyalite, kültürde aramak çağdışı yeni bir durumdur. Görüyoruz ki, Türkiye ordusunun en üst kademesinde dayatmalar tehdit edici bir biçimde sürüyor. Bu çok militarist, baskıcı diktatör yel bir yaklaşımdır. Özellikle resmileşmiş toplum içinde de böyle istem, beklenti var. Adeta ordu Tevfik ediliyor. Toplumda korku ve ürküntü hâkim kılınmış. Bir toplum bu şekilde demokrasi ve özgürlükler alanında gelişemez. Öncelikle bu askeri ruh ve içerik ortadan kaldırmalıdır. Bazılarının yamalarak bazı maddelerinde değişiklikle yapmak istedikleri gibi olmuyor. Tartışmasız yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır. 12 Eylül anayasası değişikliklerle özgürlükçü demokratik bir anayasa haline getirilemez. Bu anayasa 21.yy.da Türkiye yi yönetecek bir anayasa olamaz.”
DARBECİLER CEZALANDIRILMALI
82 Anayasanın ilk üç maddesinin her şeyi engelleyen, tekçiliği esas alan ve ulus tanımına dayandığını bundan dolayı da değiştirilemez maddeler olarak Türkiye gerçeği ile bağdaşmadığına dikkat çeken Kalkan, “ilk 15 maddesi 12 Eylül darbecilerinin korunmasını ifade ediyor. Bunlar anayasal korunmadan çıkarılarak 27 yıllık darbe süreci sorgulanarak yargılanmalı, kim ne yapmışsa suçları açığa çıkartılıp cezalandırılmalıdır” dedi.
Mevcut anayasa altında devletin birçok kesimi yargıladığına dikkat çeken Kalkan devamla şunları kaydetti: ‘’12 eylül darbesini yapanlar da yargılanmalılar. İkincisi bu tekçi sistem ve buna dayanan ulus devlet tanımı değiştirilmelidir. Bunlar değişmediği sürece yeni bir anayasa da çıkarılsa bu anayasanın ruhu, özü değişmez. Bunun düğümlendiği yer ulus tanımıdır. ‘vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür’ deniliyor. Anti bilimsel bir tanım olarak Türkiye gerçeği ile bağdaşır bir yanı yoktur. Sosyal bir kavramdır. Türkiye cumhuriyeti ise bir devlettir. Ve siyasi kavramdır. Nasıl bir sosyal olgu devlet uyruklu bir tanımla tanımlanabilinir. Türk ulusu nasıl Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıyla tanımlanabilinir. Türkiye Cumhuriyeti dışında bu dünyada Türk yok mudur? Türkiye cumhuriyeti yokken yer yüzünde Türk yok muydu? Peki, bundan 83 yıl önce Türk yok muydu? Bu yaklaşım tarihi bir inkardır. Anti bilimsel bir görüşle Türk tarihini ret ediyor. Anayasadaki ulus devlet milliyetçiliği buna yol açıyor. Esas olarak ta Kürdün inkarı buna yol açıyor. Kültür zenginliklerini yok sayarak ana dolunun bu zengin kültür mirasını hepsine Türklüğün hizmetine verme gibi şoven yaklaşım buna yol açıyor.”
ANAYACA TOPLUM İHTİYAÇLARINDAN DOĞMALIDIR
Yine sivil bir anayasanın demokratik hak ve özgürlüklere dayalı bir anayasanın olması gerektiğini belirten Kalkan, “O kadar ayrıntılı yer verilmiş ki, spor kulüpleri böyle olmalı gibi. Onlardan ayıklanmalı. Diğer bir nokta şuna hak vardır, ama diyor şunlar şunlar yoktur. Diğer hakları ortadan kaldırıyor’’ dedi. Kalkan, böyle bir cümle oyunu ile önce hakları veren daha sonra ortadan kaldıran kelime oyununa boğulmaması gerektiğine dikkat çekerek, ‘’Buna dayalı 25 yıldır Türkiye yasal mevzuat geliştirdi. Hukukunu bu temelde yeniledi. Böyle bir anayasaya göre yasal mevzuat olmaz. O yasal mevzuat topluma mahveder. Zaten Türkiye toplumu böyle birde anayasa altında mahfe diliyor. Demokratik hak ve özgürlüklere vurgu yapan çok kısa sade özlü okuyana heyecan veren sahip çıkan, geliştiren, yaşam tutkusunu yaratan bir anayasa olmalıdır. Buna göre oluşmalı. Anayasa toplum ihtiyaçlarından doğarak onu karşılamaya dönük olmalıdır. Toplum ihtiyaçları da demokratik, özgürlükçü toplum dayanışmacı ve paylaşımcı toplum ilkelerine dayandırmalıdır. İçerik buna uygun şekillenmelidir. Felsefesini doğru oluşturmak gerekiyor.” şeklinde konuştu.
OSMANLIDA TÜRKLÜK ALT KİMLİKTİ
“Osmanlı sistemi içerisinde Türklük bir üst kimlik değil, alt kimlikti” diyen Kalkan, şöyle devam etti: ‘’Türk kimliği gibi 24 kimlik, 42 dil vardı. Onları da sayarsak, bunların hepsi kimlikti. Dolayısıyla Osmanlı sistemi aşılıp, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Osmanlıda bir alt kimlik olan Türklüğü bir üst kimlikmiş gibi ifade edilerek diğer tüm alt kimlikleri inkârı Türkiye gerçeğine uymuyor. Bu tarihi yanlışlığın ortadan kaldırılması gerekiyor.
Ulus tanımı, siyaset ve devletle bağlama durumundan kurtulun malı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı olunacaksa başından belli Türkiye diyor. Cumhuriyet Türk Cumhuriyeti değildir. Türkiye Cumhuriyetidir. Kimliklerin tanımı önemlidir. Türkiyelilik kimliği geliştirilmelidir. Türkiye toplumu denilebilir. Önder APO’ da ifade etti. Türkiye ulusu olabilir. Eğer bir üst kimlikten söz edilecekse bu Türkiyelilik kimliği olmalıdır. Türk bir üst kimlik değildir. Mevcut anayasanın anti demokratlığının esası buradadır. Bu anayasa ile Türkiye toplumunun yönetilemeyişinin esas nedeni de burasıdır. Ecevit’te öyle, Cumhurbaşkanı da her fırsatta öyle tanımlıyor. 12 Eylül anayasasını hazırlayan Generaller bu anlayıştaydılar. Şimdiki generaller sürekli bunu tekrarlıyor. Alt kimlikleri yok edeyim derken kendisini de inkar ediyor. Onun bilimsel tanımlamasını inkar ediyor. Türkiye toplumu esastır. Bunun için diğer alt kimlikler ki, bunlar ulusal ve etnik kimliklerdir. Cesaretle korkusuz ve özgürce tanımlanmalıdır. Ne kadar kimlik ve kültür varsa ortaya konularak, hak ve özgürlükleri olduğu kendilerini ifade edebilecekleri belirtilmeli ve güvenceye alınmalıdır. Bu Türkiye toplumu ve ulusunun güvencesi olur. Ulusal kimlik ve kültürleri inkar eden bir zihniyet değil, onları esas alarak anayasal güvenceye alan zenginlik oralar gören ve kendilerini özgürce ifade etmeyi anayasa içeriğinin esası olarak şekillendiren bir anayasa olmalı. Buna ihtiyaç vardır.”
MEDENİYETLER İTTİFAKI
25 yıldır yürürlükte olan anayasanın Medeniyetler İttifakı olan hakların birlik ve dayanışmanın önünü aldığına dikkat çeken Kalkan, “Bu anayasa kültürleri, demokrasiyi ve özgürlükleri her gün katlediyor. 82 anayasası bütün demokratik uygarlıkların gelişimine özgür insanlık gelişimine verdiği çok ciddi bir zararlar vardır. Türkiye’deki her topluluk yeniden tanımlanmalı, kendi kültürünü özgürce yaşayabilmelidir. Bu Türkiye toplumunda kültürler mozaiğini ancak böyle yaratabilir. Medeniyetler ittifakı böyle oluşabilir. Kendi içinde her türlü medeniyeti yok eden bir devlet kalıpta dünyada medeniyetler ittifakı yaratacağım iddiasına soyunması gülünç oluyor. Türkiye Başbakanı Tayip Erdoğan İstanbul’da medeniyetler ittifakına giriyor, önce kendi içine baksın. Sen bir defa kendi içinde her türlü medeniyeti, Kültürleri, Uygarlıkları yok ediyorsun. Buna rağmen kalmışsın dünyaya diyorsun ki, ben medeniyetleri ittifak haline getireceğim. Bu çok tehlikeli bir zihniyettir, kendi uygarlıkları katleden yüzünü maskelemek için geliştirilen bir çaba oluyor. Türkiye’yi tanımayanlarda zannediyorlar ki, Türkiye ne kadar kültürler ittifakı ve birleşimine fırsat tanıyor. Bu konuda terslik ve karşıtlık var. Bu konuda cesur tutarlı bir şekilde bu yaklaşım düzeltilmelidir’’ diye konuştu.
KÜRT KİMLİĞİ ANAYASAL GÜVENCEYE ALINMALI
Kürtler açısından demokratik, özgürlükçü bir anayasanın esas olduğuna dikkat çeken Kalkan, “Kürtler, Türklerle uzlaşalım, birleşelim diğerlerini bastıralım demiyorlar. Kürler özgürlükçü ve demokrattırlar Bütün kültürler ve etnik guruplar için benzer haklar tanınmasını istiyorlar. Herkese olduğu kadar kendilerine özgürlük ve demokrasi istiyorlar. Türk’e, araba, Çerkez’e ne kadar özgürlük varsa kendilerine de o kadar istiyorlar. Devlet tanımı olacaksa Türkiye toplumunun bir kurucu öğesi olarak Kürtler konulmalıdır. Kürt halkının demokratik hak ve özgürlükleri anayasada güvence altına alınmalıdır. Bu özgürce örgütlenerek, kendi demokratik haklarını Türkiye’nin birliği içinde onun etkin bir öğesi olarak demokratik ölçüde kullanma temelinde anayasada yer verilmelidir. Bu Türkiye gerçeğine uygun olduğu kadar 21.yy. uygarlık düzeyini yansıtacak ölçü yaklaşım budur’’ dedi.
Kalkan, sivil yeni bir anayasa çalışmaları için demokratik kurumlara sivil toplum örgülerine, aydın ve sanatçılara önemli bir rolün düştüğünü belirterek “Kendi açılarından nasıl bir anayasa istediklerini tartışarak ortaya koymalılar” diye konuştu. Ordunun günlük olarak tehdit eden bir durumdan uzaklaşması gerektiğini vurgulayan Kalkan şunları ifade etti: “Türkiye’nin korkulu ve ürküntülü bir yapısı vardır bundan dolayı ordu her şeyin dışında olsun demiyoruz, görüşlerini belirtebilir, ama gerçeği belirleyen bir konumdan çıkarmalıdır. Bu tür çalışmaları hazırlayan ve ortaya çıkartan konumdan da kendisini çıkartmalıdır. Genel toplumun tümünü temsil eden bir anayasa komisyonu olabilir. Bu komisyon hazırlık çalışmaları içerisinde devlet temsilcileri yer alabilmeli. Üniversiteler, bilim kuruluşları, aydınlar, sanatçılar ve sivil toplum etkin rol oynayabilmeli. Anayasa taslakları çıkartılıp aktif tartışılmalıdır. Devlet korkulan bir pozisyondan arındırılmalı. Mevcut anayasayı tartışmayı madde halinde yasaklamıştır. Her geçen zaman Türkiye ye kaybettiriyor, daha fazla gecikme yaşanmamalıdır. Bazıları erteleyerek, zamana yayarak durumu kurtaracaklarını sanıyorlar. Bu Türkiye’ye özgür geleceğinin kaybından başka bir şey değildir. Bu çevreler kendi ceplerini doldurarak kendi rantçı yaklaşımlarını kurtarıyorlar.”
KÜRTLER BİRLİKTE ISRARCI OLMALI
Yine bir anayasa için sivil toplum ve sorumlu çevreler gibi Kürtler etkin katılması gerektiğini” belirten Kalkan, “Kürt toplumu demokrasi ve özgürlüklerde ısrarını herkes için istemelidir. Özgürlükçü ve demokratik taleplerinde birlikçi olmalıdır. Türkiye’nin bölünme, küçülme korku ve kaygıları var. Milliyetçilik böyle bir zayıflığı ifade ediyor. Dolayısıyla her türlü demokratik gelişmeden korkuluyor. Bunun kırılabilmesi için demokrasinin Türkiye’yi zayıflatmayacağı, tam tersine Türkiye toplumumun yaşadığı bütün zayıf ve güvensizlikleri aşarak, birliği, ittifakı, ilişkiyi sistem içerisinde oluşturacaklarının duruşu, güvencesi ortaya çıkmalıdır. Kürtler demokrasi ve özgürlükte ısrarcı oldukları kadar, birlikte de ısrarcı olunmalıdır. Sadece Türkiye toplumunun birliğinde değil, Ortadoğu toplumunun birliğinde ısrarcı olunmalıdır. Ortadoğu birliği bir bütündür. 20.yy.ın ilk çeyreğinde emperyalist güçler ve Avrupa devletleri bölünmeyi yaratarak, paylaşmaya çalıştılar. Oysa Ortadoğu Ortadoğulularındır. Ortadoğu’nun demokratik birliğinde Kürtler tutarlı olmalılar. Güven veren, halkların kardeşliği ve toplumların demokratik sistemi temelinde bunu yaratmayı ön görmeliler. Böyle olursa daha etkin bir katılımı ve Ortadoğu toplumunun demokratik değişiminde öncülüğü diğer toplumlara güven vermeyi sağlarlar.”
(ANF NEWS AGENCY)