Ana Sayfa / Basın / 
04.12.2008
18.11.2006 08:49

Öcalan'ın Görüşme Notları

 

DEVLETE RAĞMEN TOPLUMU DEMOKRATİKLEŞTİRMEK GEREKİYOR

 

Bir radyo bana ulaştı ama TRT-1 yerine sadece müzik yayını yapan bir kanalı zor da olsa çekiyordu. Bu nedenle tamir etmek üzere tekrar aldılar. Ben bunun bilinçli olduğunu düşünüyorum. Roj Tv’nin bölgede engellenmesi gibi bir durum söz konusu. Tamir edeceğiz diyorlar haftalarca vermiyorlar. Bu engellenme dışarıdan yapılıyor. Devlet içindeki bir kesimin işi olabilir. Radyo dinleme hakkım yasal bir haktır. Bana gelen mahkeme kararında da radyo dinleme hakkım olduğu belirtiliyor. Bu engellemenin nasıl yapıldığı araştırılsın. Bunu bilecek olan da devlettir. Eğer devlet içinde bir kesim bunu yapıyorsa yapabilecek bir şeyimiz yok. Konu üzerine aciliyetle gidilmeli ve elden gelen yapılmalı. İki haftadır radyomla ilgili belirttiğim sorun nedeniyle gelişmeleri takip edemiyorum.

 

Daha önce de söylemiştim, Avrupa Adalet Divanı’nda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ya da Roma’daki mahkemeye benzer özel bir mahkemede yeni dava açılması gerekiyor. Çünkü Türkiye yeniden yargılama ile ilgili tavrını netleştirdi. Ankara’daki mahkemenin son kararı ulaşmıştır herhalde. Artık Türkiye’de hukuki olarak yapılacak bir şey yok. Bu Avrupa’da açılacak davalarla ilgili olarak İngiltere, Hollanda ve Roma’daki avukatlarımla beraber çalışılabilir. Yunanistan davası konusunda bir gelişme var mı? Bakanlar Komitesi bu yeniden yargılamanın reddi sonrası nasıl bir prosedür izleyecek? Bilemiyorum.

 

Bu yargılama bireysel bir yargılama değildir, milyonlarca insanın, bir halkın davasıdır. Sıradan bir dava gibi ele almamaları gerekir. Türkiye’nin yaşadığı birçok sorunun özellikle Kürt sorunun çözümü bu dava ile bağlantılıdır. Bu davamızın olumlu sonuçlanması bu sorunların çözümüne de katkı sunacaktır. Bakanlar Komitesi üzerinde iyi durulması gerekiyor. Bizimkilerin bu konuyu basit ele almaması lazım. Bakanlar Komitesi nezdinde girişimler sıklaştırılmalıdır.

 

AB, Kürt sorununun çözümünde samimi değildir. Türkiye’ye teslim edilmem karşılığında Kıbrıs, Ege ve diğer bazı finansal konularda taviz peşindeler. Gerginlik bizimle ilgilidir. Teslim edilmem karşılığında verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle yaşanan bir gerginliktir. Bence bu konuda Türkiye ile AB arasında bir anlaşma var. PKK’nin tasfiyesi, Öcalan’ın da bu AİHM kararı ile zamana yayılarak oyalanması ve benim burada İmralı’da tutulmam konusunda anlaşılmış görünüyor. Bu plana göre bir yandan Kıbrıs sorununda Denktaş vb. ulusalcı-milliyetçiler devre dışı bırakılacak; öte yandan biz de Kürt milliyetçisi bir hareket olarak değerlendirilerek devre dışı bırakılıyoruz. Ama bizim milliyetçilikle yakından uzaktan ilgimizin olmadığı nettir. Bu konudaki görüşlerimiz biliniyor. Kendilerine göre her iki taraftaki milliyetçi kesimler devre dışı bırakılıp, TÜSİAD vb. kurumların destek verdiği çözümler ön plana çıkarılıyor.

 

Daha önce Doğan Güreş’in 1991-92 yıllarında İngiltere’ye gidip yaptığı anlaşmadan söz etmiştim. İşte Türkiye’nin Kürt sorununu şiddetle bastırmasına göz yumulacak, karşılığında İngiltere’nin talepleri yerine getirilecekti. O zaman yaşanan kirli savaş sürecini herkes biliyor. Bu sürecin Türkiye’ye kaybettirdiği kesin. Şu anda da benzer bir süreç yaşıyoruz. Örneğin şu an Türkiye’nin yarısına yakınının satıldığı söyleniyor. İngilizlerle ticari ilişkiler kuran Türkiye’deki bazı kesimler, Türkiye’nin kıyılarında bulunan emlakların çoğunu İngiltere’ye satmıştır. Yine GAP projesi ile birlikte İsrail, Atatürk barajı bölgesindeki toprakların yarısından fazlasını satın almıştır ama bunlar kamuoyunca bilinmemektedir. Çünkü görünürde Türk şirketleri almış gösteriliyor ancak bunların arkasında İngiltere ve İsrail bulunmaktadır. Bu konuda Ecevit’in de bazı bilgileri vardı, bunu detaylı açıklamaya ömrü yetmedi. Rahşan Ecevit de bu konuda bir şeyler söylemeye çalışıyor ama tam ifade edemiyor.

 

Türkiye üzerinde aslında Sevr demek istemiyorum, yanlış anlaşılabilir ama Sevr benzeri bir plan var. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Ortadoğu’da Sykes-Pichot anlaşması ile yapılmak istenilenler biliniyor. Şu an için Türkiye üzerindeki emperyalist planda Kıbrıs ile ilgili hesaplar var, Ermeni katliamı ile ilgili hesaplar var, Kuzey Irak’taki gelişmeler var. ABD’nin de burada rolü vardır. Kuzey Irakta kurulmak istenen oluşum, Kuveyt, Birleşik Arap Emirliklerine benzer aileler, hanedanlar tarafından yönetilen, dış güçlere bağlı bir oluşumdur. Bu tür devletleşmeler anti-demokratiktir. İşte son olarak Afrika’da Zulular’ın yaşadığı bölgede kurulan yapay devleti örnek olarak verebiliriz. Plana göre Şırnak, Hakkari gibi sınırdaki bazı bölgeler de bu oluşuma katılacak. Resmen sınırlar değişmese bile fiilen böyle bir durum yaratılacak. Halihazırda da Kuzey Irak’taki oluşumu yöneten ailelerin bu bölgelerdeki halk ile ilişkileri vardır. Bunların birbirleriyle aşiretsel bağları da vardır. Türkiye’de de bazı kesimler buna destek veriyor. Türkiye’deki kamuoyu hatta devletin bazı kesimlerinin de bilmediği şeyler var. Kürtlerin Güney’e sürülmesini dillendirenler bu plana destek verenlerdir. Gündüz AKTAN ve Ümit ÖZDAĞ gibi ASAM’cılar daha önce bu konu ile ilgili fikirlerini açıklamışlardı. Milyonlarca Kürdün Güney’e sürülmesini savunmuşlardı. Bu konuda Baykal’a da dikkat etmek lazım. O da benzer tehlikeli fikirleri savunuyor. Ona sıradan yaklaşmamak lazım, tehlikelidir. Özel görevli olduğunu düşünüyorum. Menderes’e attığı tokadı unutmamak lazım. Bir Başbakan’a tokat atmak görevli olmayan bir kişinin yapabileceği bir şey değildir. Fakat bunların fikirlerinin hayat bulması mümkün değildir. Daha önce de dört milyona yakın Kürt, yerlerinden edildi, büyük şehirlere sürüldü. Şimdi de İkinci Ermeni tehcirine benzer bir plan Kürtler için tartışılıyor. Bu durum Ermeni katliamına benzer bir tablo ortaya çıkaracaktır. Devletten bazı yetkililerin de söylediği gibi günümüzde böyle bir planı uygulamak mümkün değildir.

 

Şia-Kürt ittifakından bahsetmiştim. İran buna destek verecektir. Rusya, Çin de bu oluşuma destek verecektir. Böylece Türklerin Orta Anadolu’ya sıkışacağı bir süreç başlayacaktır. Sevr benzeri plan dediğim budur. Bu gelişmelerden Türkler, Kürtler ve Ortadoğu’daki bütün halklar zarar görecektir. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök de bu tehlikeli gelişmeleri biraz görmüştü. Döneminde yaptığı olumlu ve demokratik açıklamalar biraz da bu nedenleydi. PKK’yi ve bizi bu planlara engel gördükleri için tasfiye etmeye çalıştılar. Osman ile Botan gibiler bu planı gördüler, bunun çözüm olacağı yanılgısına düştüler, bu oyuna geldiler. Hemen biri YNK’ye biri de KDP’ye sığındılar. Burada onlara imkanlar da tanındı. Yanlarına birer kadın, ev, para verdiler. Bunlar bine yakın kadromuzun da erimesine neden oldular. Ancak zavallı hale geldiler. Osman hala Havva’yı üzerime salıyor. Geçen hafta geldiğinde O’nun üzerinden kendisi ile ilgili şeyler iletmeye çalışıyor.

 

Mehmet Ağar’ın tavrı olumludur. Daha önce de söylemiştim De Clerk’ın oynadığı rolü oynayabilir. Avni Özgürel de yukarıda bahsettiğim tehlikeleri çok iyi tespit etmiş, bu konuda adeta yırtınıyor. O’na ve benzer yazarlara bu görüşlerim iletilebilir. Özellikle Fikret Bila’ya da bu görüşlerim iletilebilir. Köşesinde yazdıklarını okudum. Herkes kendi çözüm projesini ortaya koysun diyor. Ama hala beni tam anlayamıyor. Hala federasyon talep ettiğimizi düşünüyorlar. Düşüncelerimi yanlış anlıyorlar. Ben projemi daha önce de ortaya koydum. Bu görüşmede de biraz değineceğim. Daha önce Demokratik Konfederalizm, en son Sivil Toplum Konfederasyonu dediğim proje Demokratik Komünalizm olarak da adlandırılabilir. Bizim projemiz budur. Bu projemize göre ulus-devlet demokratikleştirilecektir. Çünkü mevcut ulus-devlet modelinin çözüm olamayacağı ortada. İşte Filistin-İsrail örneğini hep veriyorum. Kalıcı bir çözüm bir türlü geliştirilemiyor. Irak’ta yaşananlar ortada. Her gün onlarca yüzlerce insan yaşamını yitiriyor. Yaklaşık üç yüz yıldır ulus-devletlerin kuruluş süreçlerinde ve kendi aralarındaki savaşlardan dolayı çarpıcıdır, yüz elli milyona yakın insan hayatını kaybetmiştir. Ve sonuçta bu modelin bugünkü dünyanın içinde bulunduğu krizi çözmediği görüldü. Bundan çıkışın yolları aranıyor. İşte dünyanın önde gelen sosyologları bu krizi aşma çabası içindeler. Bunlardan Anthony Giddens, Üçüncü Yol olarak adlandırdığı tez ile kapitalizm adına bu krizden çıkmanın çarelerini ortaya koymaktadır. İngiltere Başbakanı Tony Blair bu tezi uygulamaya çalışmaktadır. Yine İmmanuel Wallerstein bu yöntemle bu krizden finans kapitalizmin daha erken bir çözüm üreterek çıkabileceği tehlikesini belirtiyor. Wallerstein’in ezilenlerin, halkların, sivil toplumun kapitalistlerden daha hızlı davranması yönünde fikirleri var. Ben bunu sistemleştirdim. Süre kısıtlı olduğu için düşüncelerimi yeterince açamıyorum. Ama fırsatım olursa bu tezlerimi çok ayrıntılı bir şekilde hazırlayıp sunabilirim. Bu hazırlığa sahibim. Şimdiye kadar belirttiğim görüşlerim, evrensel çapta Dünyaya, Ortadoğu’ya ve Türkiye’deki krizlere çözüm üreten fikirlerdir. Bizim bahsettiğimiz projemizin devletin üniter yapısına da bir zararı olmayacaktır. 21. yüzyılda devletin artık minimal düzeye çekilmesi, küçülmesi gerekiyor. Her şeyi devletten beklememek gerekiyor. Devletten maaş alarak, devletin sorunları çözmesini beklemek abesle iştigaldir. Klasik sol söylemle artık devleti ele geçirerek toplumu dönüştürmenin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştır. Devlete rağmen toplumu demokratikleştirmek gerekiyor. Bunun yolu da her konuda bütün toplumsal sorunlarla ilgili örgütlenmelerdir. Benim “kom” ya da “komün” dediğim örgütlenmeler bunu ifade ediyor. İşte kadın sorunu ile ilgili, çevre sorunları ile ilgili, azınlıklarla ilgili vb. akla gelebilecek her toplumsal olay ve olgu ile ilgili komün şeklinde örgütlenmeler olmalı. Tarımsal komünler, köy komünleri, mahalle komünleri vb. çoğaltılabilir. Yine basit bir örnek gibi görünebilir ama örneğin Meşe ağacını koruma, çoğaltma dernekleri kurulabilir. Her köyde yüzlerce meşe ağacı dikmek çok önemli ve faydalı olabilir. Bütün doğamızı ormanlaştırabiliriz. Tüm bu sivil örgütlenmeler, Sivil Toplum Konfederasyonu veya Demokratik Komünalizm çatısı altında birleştiğinde muazzam bir demokrasi gücü açığa çıkar.

 

Reel sosyalizmin ve milliyetçi yaklaşımların günümüz dünyası sorunlarına çözüm getirmediği görülmektedir. Dönüşüm Dergisi’nde Mahir Sayın’ın yazısını okuduğumu söylemiştim. İşte bizim demokratik komunalizm projemizi liberallerin bakış açısı olarak değerlendiriyor. Bu yanlıştır, ucuz eleştiridir. Bunlar Liberalizmden de anlamıyorlar aslında. Kendisine Lenin ile Kropotkin arasındaki tartışmaları okumasını tavsiye ediyorum. Kropotkin Lenin’e Sovyet örgütlenmesi bürokratikleşirse büyük bir yozlaşma ortaya çıkar demişti. Kropotkin ile Lenin arasındaki diyaloglardan yararlanabilirler. Ancak Kropotkin’in anarşizmi de sorunları çözmeye yetmez. Birikim Dergisi ve benzeri sol adına hareket eden çevreler, otuz yıldır sadece tartışma yürütüyorlar. Ancak bu tartışmalardan Türkiye’nin temel meselelerine dönük bir çözüm üretemiyorlar. Bunlar onlara söylenmelidir, somut çözüm önerileri neyse onu ortaya koymalılar artık. Sadece tartışmalarla olmaz. Siyaset, günün yirmi dört saatinde yoğunlaşarak, düşünerek çözümler üretme sanatıdır. Önemli olan çözüme götüren bir sentez yaratılmasıdır.

 

AKP gibi bir parti’nin -iki yılda kurulmasına rağmen- sağladığı başarıyı bunlar otuz yıldır başaramadılar. Türkiye’de solun yaptığı siyasi kepazeliktir. Bunlar kendi çevreleri ile sınırlı, dar gruplardır. Reel Sosyalizmin etkilerinden kurtulamadıkları için bunu başaramıyorlar. Milliyetçi ve Totaliter devletçi zihniyetin insanı ve toplumu körleştirdiği açıktır. Benim bahsettiğim komünal örgütlenme ile toplum ve bireyin zihni, beyni, gözü ve gönlü açılacak, gürül gürül akacaktır. Bu komünal örgütlenmeye katılacak olanların da yüreği ve cesaretinin olması gerekir. Bu projenin hayata geçirilmesinde arkadaşlara çok görev düşüyor. Arkadaşların bu konu üzerinde durması gerekir. Cezaevlerinden çıkan binlerce arkadaş var, bu yönde çalışmalılar, katkı sunmalılar. Onların çalışmalara katılması sağlanmalı.

 

Pınar çalışmalarını sürdürüyor herhalde. O tam olarak ne yapıyor? Onunla konuşulmalı. Bir şeyler yapmak istiyor mu? O da katkı sunabilir. Bu projemizi aydınlara, çevresine anlatabilir. Kadın sorunu öyle sadece feminist bir dergi çıkarmakla çözülemez, başarılamaz. Daha çok çalışmak lazım. Yirmi dört saatlerini bu çalışmalara vermelidirler.

 

Yeni bir gazetenin çıkarılacağından bahsediliyordu, ismi, “Özgür Komün” olabilir. Yüksel gazete ile ilgili çalışmalarını sürdürüyor herhalde. Cezaevinden çıkan binlerce arkadaş var. Düşüncelerimiz üzerine yazabilecek olan arkadaşlara gazetede yer verilebilir. Bu arkadaşlardan yararlanılmalı. Barış Grubundan arkadaşlar da katkı sunabilirler.

 

Irak ile ilgili çok şeyin değişeceğini zannetmiyorum. Demokratlar ile Cumhuriyetçilerin Irak politikaları konusunda farklı hareket edebileceklerini düşünmüyorum.

 

Yapılan operasyonlar herhalde imha amaçlı operasyonlar değil. Çatışmalar oluyor mu, kayıplar var mı? İran güçleri ile çatışmalar oluyor mu? Bilemiyorum. Umarım ordu yavaş yavaş operasyonları geriletir. Bundan sonra böyle olması gerekir. Irak’taki gelişmelerle ilgili olarak da Barzani’nin iyi niyetli açıklamaları var. Bunu görüyorum. Irak’ta PÇDK örgütlemesi var. KKK’nin Önderi olmam sıfatıyla Barzani ile Talabani’ye benim adıma mektup yazılmalı. Dostluk ve Kürt ulusal birliği konusunda ilişkiler kurulmalıdır. Onlara şu söylenmeli; Irak’taki güçlerimiz oradaki Kürtleri koruma amaçlıdır. Oradaki halkımız üzerinde tehlike devam ediyor, belirsizlikler vardır. Irak’ın durumunun ne olacağı belli değildir. Bu tehlikeler karşısında Irak’ta kalacak güçler, savunma amaçlı kalacaklardır. Irak’ta Peşmerge güçleri ile uyumlu ama özerk bir şekilde yer alacaklardır. İran’daki güçler İran’daki halkımızı, Türkiye’deki güçler Türkiye’deki halkımızı, Suriye’dekiler de Suriye’deki halkımızı savunmakla görevlidir. Yine özellikle Mahmur Kampı’na dikkat edilmelidir. Kamp Arap sınırına yakın olması dolayısıyla Arapların saldırısına maruz kalabilir. Bundan dolayı Kamp’ın ya tamamının, bunun mümkün olmaması halinde de yarısının Bradost gibi güvenli bölgelere taşınması uygun olur. Talabani ve Barzani bu konuda o halkımız için imkan yaratmalıdır. Türkiye ve İran’da tehlike altında olabilecek halktan insanlarımız da bu kamplara yerleştirilebilir. Daha önce de söylediğim gibi İran’la da görüşmeler yürütülmeli, gerekirse benim adıma mektup gönderilmelidir. KKK’nin bir Başkanlık Konseyi varsa, burada Cuma da yer almalıdır. Maxmur’daki halkımıza selamlarımı iletiyorum. KKK’nin sivil modeli burada uygulanabilir. Buradaki halkımız için anadilde eğitim, kültür çalışmaları sürdürülmelidir. Burası bir komün olarak ele alınarak, Demokratik Komünalizm burada en iyi şekli ile uygulanabilir.

 

Ateşkes sürecine gelmek istiyorum. Şu anki süreci sağlıklı görmüyorum ancak dört-beş ay daha üzerimize düşeni yapmaya çalışacağız. Fakat işte bir radyoyu bile bana çok görüyorlar. Yine mektuplar verilmiyor veya nadiren verilse de içinde bir iki cümlelik olan mektupları veriyorlar. Bu uygulamaların çözüme, barışa hizmet etmediği açıktır. Öte yandan operasyonlar da devam ediyor. Bunun bir oyun olma ihtimali her zaman var. Diyarbakır’daki karanlık patlamayı biliyorsunuz. Hala devletin içerisinde barışı istemeyenler var. AKP de bu konuda üzerine düşeni yapmıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi karşılığında bu süreci bir pazarlık aracı olarak kullanabilir. Bu tehlike göz önünde bulundurmalıdır. Bu sürecin bir oyun olduğu anlaşılırsa, şayet imha amaçlı yeni bir yönelim ortaya çıkarsa yine milyonlarca insanımızın yerinden sürüleceği bir süreç başlarsa o zaman ben de devre dışına çıkar ve Kürt halkına derim ki, bunun karşısında ne yapacağınıza kendiniz karar verin. Topyekün direnme mi olur veya Güney’e mi ya da Doğu’ya İran’a mı göçersiniz buna siz kendiniz karar vereceksiniz. Bu konuda benim sorumluluğum olmayacaktır. Bu nedenle bu ateşkes süreci son şanstır ve iyi değerlendirilmelidir. Başarısı için herkes çalışmalıdır. DTP, aydınlar, bizimkiler herkes bu sürece sorumlu yaklaşmalıdır. Daha önce önerdiğim Güney Afrika deneyimine benzer Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu gündeme alınmalıdır. Kalıcı barış ve çözümün sağlanması bu temelde olacaktır.

 

Daha önce de söylemiştim. Kürt dili ile ilgili kurumlaşmaların olması gerekir. Bir Kürt Dil Kurumu şimdiye kadar oluşturulmalıydı. Atatürk bile ilk iş olarak hemen Türk Dil Kurumunu kurmuştu. Kürtler de buna benzer bir kurumlaşmaya gitmelidirler. Kürt dili üzerindeki bu baskılar ateşkes, demokratik çözüm ve barış sürecinde son bulması gereken uygulamalardır ama devam ediyor. Bu soruşturmalar devletin politikasından bağımsız değildir. Diyarbakır’ı Diyarbakır halkını selamlıyorum. Diyarbakır’ın rolüne geçen görüşmede değinmiştim. Gençlik Kongresini yaptı herhalde. Onları da selamlıyor ve başarılar diliyorum. Demokratik Komünalizmin uygulanmasında gençliğin rolü önemlidir. DTP’lilere ve Aysel’e selamlarım iletilebilir.

 

Bana bazı kitaplar getirilmeli. Roma imparatorlarının biyografilerini ve Anadolu’daki Romalılara ilişkin kitaplar getirilebilir. Yine Arkeo Atlas’ın son sayısı çıkmış olması lazım. Halil İnalcık’ın 13-16. Yüzyıllarda Osmanlıyı anlatan kitabı getirilebilir, önemlidir. Varlık Dergisi’nde yazısı bulunan Yıldız Cıbıroğlu’nun kitapları, Tahsin Yücel’in bir romanı ile diğer bir kitabı vardı, onlar da gönderilebilir.

 

Herkese iyi günler.

 

Kürdistan.post


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4