19.11.2006 06:28
Şer mihveri paçayı kurtarıyor - Çeviri- Simon Jenkins
Şer mihverini artık umut mihveri olarak okuyabilirsiniz. Bugün Washington ve Londra'yı meşgul eden Irak'tan bir çıkış stratejisi bulmak yönündeki hararetli arayışlar her tür ironi sınırını aştı. Suriye ve İran'dan yardım mı? ABD Başkanı George W. Bush'la ve Britanya Başbakanı Tony Blair'ın 2003'te yok edeceklerini söyledikleri canavarlar değil miydi bunlar? Irak macerasının amacı terörizmi destekleyenleri, kadınları ezenleri ve milis besleyen köktendincileri tepeleyip istikrar, refah ve Batı demokrasisi getirmek değil miydi? Irak'tan çıkış gerçekten Tahran ve Şam üzerinden olabilir mi? Planda bu var mıydı?
ABD işgalinden altı ay sonra, Bağdat'ta Batılı bir istihbarat yetkilisine, İranlılara ne gibi bir tavsiyede bulunmak istediğini sorduğumu hatırlıyorum. "Beklemek," demişti sırıtarak. İran işte tam da bunu yaptı. Ben Tahran'ın yerinde olsaydım, beklemeye devam ederdim. Öylece oturur, kollarımı kavuşturur ve işkencecilerimin azap terlerini izlerdim. Ceset torbaları sıralanırken, generaller isyan halinde homurdanırken, ittifaklar dağılırken ve seçmenler tüyerken Washington ve Londra'daki paniği seyrederdim.
İran dalga geçse yeridir
Blair'ın büyükelçisi Sir Nigel Sheinwald şapkası elinde bana geldiğinde, karşısında çayımı yudumlar ve ağız dolusu gülerdim. Amerikalı efendilerinin bana her gün savurdukları hakaret ve tehditleri yüzüme karşı tekrarlamasını isterdim kendisinden. En berbat tefeci ağzıyla konuşurdum: "Paraya mı sıkıştınız? Bir sokak köpeğinin 3 bin altın borç verebilmesi mümkün mü? Bakın Sir, geçen çarşamba yüzüme tükürdünüz; tekmelediniz; bana köpek dediniz; ve şimdi size bu kadar çok parayı bütün bu hakaretler için mi vereyim?"
Irak'ta sonun başlangıcına yaklaşırken, reddiyenin yerini gerçekliğin almasından önce daha çok boğazımızı temizleyeceğiz ve göğsümüzü döveceğiz. Şu an için reddiye hâlâ hâkim. Geçen hafta Amerika'da, savaş karşıtı Amerikalıların bile, birçok Britanyalı gibi Irak'taki felaketin derinliğinden bihaber olduğunu görüp şoka uğradım. Irak'ı Vietnam veya Balkanlarla kıyaslıyorlar; fakat aynı değil. Söz konusu olan topyekûn anarşi. 'Irak'ta ne yapmamız lazım'la başlayan bütün cümleler anlamsız. Bir şey yapabilecek durumda değiliz. Gücümüz yok; işte anarşinin tanımı bu.
Gelen bütün haberler, Kürdistan sınırının güneyindeki Irak'ın merkezi otoritenin ötesinde, haydutların kurtarılmış bölgelerinden, şeyhliklerden ve hukuksuzluktan menkul bir yer olduğunu gösteriyor. Anbar eyaleti ve Sünni üçgeninin büyük kısmı bağımsız Sünni milislerin kontrolü altında. Yabancılar için hava kararınca tek güvenli dolaşım yolu helikopter. Bağdat 1983'teki Beyrut'a benziyor: Gece katliamları, her yerde kesilmiş yollar ve güvenli bölgelere akın akın kaçan insanların boşalttığı karışık mahalleler. Dünkü korkunç adam kaçırmaların gösterdiği üzere, bir üniforma bile ölüm fermanınız oluyor. Güneydeki kentlerdeyse kontrol, yerel karakolları ele geçirmeye muktedir Şii milislerin elinde.
Şu haliyle Irak ordusu kendi yerel bölgesinin dışına konuşlandırılamıyor ve bu yüzden de isyana karşı işe yaramıyor. Ne merkezi bir polis gücü ne de kamu hizmetleri var. Maliki hükümeti, gömülüp kaldığı Yeşil Bölge'yi bile zor zaptediyor. Amerikan birlikleri burayı Sahra'daki bir Fransız Lejyon karakolu misali koruyor. Kontrol edilemeyen bir yerde devriye gezmenin hiçbir anlamı yok. Sadece halkı küstürüyor ve askerleri hedef haline getiriyor.
'Çekilirsek' Irak'ta iç savaş çıkacağından söz ediliyor; bu da Irak'ın bizim yönetimimiz altında sürüklendiği karmaşayı tümüyle yanlış okumak; sahada esamisi bile okunmayan bir düzen modelini ima etmektir. Yabancı askerler üslerinde kalabiliyor, fakat artık 'demokrasi ihraç etmek' söyle dursun 'iç savaşı da önleyemeyecekler'. Artık direnişçiler ve Kaide yandaşları için birer hedef tahtasından ibaretler. Irak işgali vahşet aşamasından, düpedüz idiotluk aşamasına geçmiştir.
Amerikalı Zalmay Halilzad gibi kurnaz bir valinin, çeşitli fraksiyonları kendi alanları arasında geçici bir sınır çizmeye ve milisleri buraları korumaya sevk etmeye razı etmesi mümkün olabilir. Fakat Irak merkezi bir gücün bölünmeyi bile uygulayamayacağı kadar vahim halde. İç savaşın anlamı toprak işgal eden ordularsa, Irak'ta buna ihtiyaç yok; etnik katliamlar ve akın akın kaçan mültecilerse, bu zaten istemediğiniz kadar var.
Batılı güçlerin Irak'tan çekilme tarzı şekillenmeye başladı bile. Fakat izlenecek politikaların hiçbiri anarşi politikasından daha yerel olamaz. Britanya Amara gibi kasabalardan ve Basra'daki üslerden çekilmeye çoktan başladı; gerideyse boşaltılan bölgeleri elde etmek için savaşan milisler ve bu bölgeleri zaptetmeye çalışan yerel liderler bıraktı. Askerler çekilene kadar bu başlayamaz. Amerika'nın çekilmesi de kuzey ve batıda aynı tarzda gerçekleşecek.
Özne olmaktan çıktılar
Gelecek ayki Baker/Hamilton araştırması, ki bugüne kadar bir ordu kendi çekilmesini bu kadar ilginç bir yöntemle tartışmamıştır, hızlı bir 'yeniden konuşlanma' önerecek; birlikler nüfus merkezlerinden uzaklaşıp çöldeki büyük üslere konuşlanacak. Irak'taki fraksiyonlar ve bölgeler, kent ve kasabalarda kendilerini yeniden düzene sokarken çölde oturup durumu kurtarabilirler. Ardından birlikler bir ay içinde
sessiz sedasız Katar'a geçebilir.
Böyle bir yeniden konuşlanmanın bir tür uluslararası konferansla maskelenmesi Bush ve Blair'e açıkça yardım eder. Fakat Baasçı Sünni Şam ve din adamlarının elindeki Şii Tahran'ın Bağdat'taki rejimin güvenliğini sağlayabileceği fikri pek de güvenilir değil. Bu tür bir konferansa katılarak ve hatta dindaş milislerini dizginler gibi yaparak bölgesel şöhret elde edebilirler. Fakat bir anlaşmanın parçası mahiyetinde, Hizbullah'ı desteklemeyi veya uranyum zenginleştirmeyi durduracakları fikri abesle iştigaldir.
Evet, bu liderler Batı'yla iyi ilişkiler ister, fakat Batı olmadan da ayakta kalabilirler. Şer mihveri paçayı kurtardı.
Blair ve Bush artık telaş içinde ve bu tür adamlar savaşları kaybeder. Tahran'ın bir oyun planı varsa, bu oyun Irak'ta uzun müddet sahnelenecektir. Kendi kendini cehenneme götürürken Büyük Şeytan'ı durdurmaya çalışmanın âlemi ne? Londra ve Washington dünyanın bu kısmına gerçekten yardım etmek istiyorsa, sıfır noktasından başlamaları şart. Kendilerini fasulye gibi nimetten saymayı ve tüm kozların kendi ellerinde olduğu numarası yapmayı bırakmak, bu savaşın kendilerine bölgedeki güçlerini kaybettirdiğini anlamak zorunda. Hakaret edip yaptırım uygulayabilir ve tehditler savurabilirler. Fakat ellerinde çekip gitmek dışında 'yapacak' hiçbir şey yok. Artık bu heybetli fiilin öznesi değil, çaresiz nesnesinden ibaretler. (The Gaurdian, 15 Kasım 2006)
(Radikal, 19 Kasım ’06)