Ana Sayfa / Basın / 
04.12.2008
20.11.2006 09:59

Bu Sırada Almanya ve Japonya - Ergin Yıldızoğlu

 

Son veriler Almanya’nın ekonomik büyümenin beklentileri aştığını, Japnoya’nın II. Dünya Savaşı sonrasının en uzun ekonomik toparlanma dönemini yaşadığını gösteriyor. Bir süredir tüm dikkatler Çin üzerinde yoğunlaştığından, bu iki ülkedeki gelişmeler yeterince ilgi çekmiyor. Halbuki ekonomik toparlanma göstergelerinin yanı sıra ikisi de, askeri açıdan da birer güç olmayı amaçlayan adımlar atıyorlar.

 

Japanya, Almanya ve Çin

 

Dikkatler Çin üzerinde yoğunlaştı ama, onun ekonomik ve askeri ağırlığı hala Almanya ve Japonya’nın gerisinde. Dünya gayri safi hasılası yaklaşık 44.5 trilyon dolar. Genel sıralamaya bakınca, trilyon dolar olarak, ABD’nin 12.4’le birinci sırayı aldığı görülüyor. Arkasından 4.57’yle Japonya, 2.8’le Almanya geliyor. Çin 2.23 trilyon dolarla üçüncü sırada.

 

Çin’in kişi başına hasılasının ise, 6 bin 800 dolar ile diğer üç ülkenin çok gerisinde kaldığını görüyoruz: Kişi başına GSMH ABD, Japonya ve Almanya için sırasıyla, 41.600, 31.600 ve 30.000 dolar (IMF, CIA, Fact Book-2006).

 

Konumuzla ilgili olarak savunma harcamalarına bakarsak, ABD 2005 itibarıyla 478 milyar dolarla başı çekiyor. Aynı yıl Japonya, Almanya ve Çin’de savunma harcamaları milyar dolar olarak, sırasıyla 42, 40 ve 41. Kişi başına savunma harcamalarında, ABD 1593 dolarla yine birinci sırada yer alıyor. Almanya 500 dolarla ikinci, Japonya ise 330 dolarla üçüncü sırada. Çin’in kişi başına savunma harcamasıysa yalnızca 31 dolar. Çin’in nükleer silahlarını anımsayarak bu verilerin efektif olarak başka türlü sıralanması gerektiği söylenebilir. Ancak Japonya ve Almanya için nükleer silah üretmenin yalnızca hukuki bir sorun olduğu, bu iki ülkenin karar verdikleri anda en fazla bir yıl içinde amaçlarına ulaşabilecek teknik düzeye sahip oldukları da bir gerçek. Özetle, her ne kadar Çin çok büyük bir büyüme hızı sergiliyor olsa da geçen 10 yılda gelebildiği nokta en fazla işte yukarıda özetlediğim kadar.

 

Ekonomik toparlanma

 

1980’lerde, “güçler dengesi” tartışmaları alanında esas hikaye Çin değil, Japonya ve Almanya’nın yükselmekte olmasıydı. 1990’larda Japonya’da mali piyasalardaki köpük patladı, uzun bir deflasyon dönemi başladı. Almanya ise birleşme sürecinin getirdiği yükleri, hazmetmekle uğraşmak zorunda kalacaktı. Bu sırada, hızlanan küresel mali genişleme ABD için önemli bir avantaj getiriyor, güçlü bir ekonomik toparlanmaya olanak sağlıyordu. 1990’ların sonunda jeopolotik geri gelirken gözler, bu kez Çin’in büyüme hızına, gittikçe artan uluslararası ilişkiler ağına dikildi. Bir dönemde, Almanya AB içinde değerlendiriliyordu. Japonya ise askeri olarak pasifti, ekonomik olarak zayıflamıştı. Şimdi bu görüntülerin belirgin bir biçimde değişmeye başladığı anlaşılıyor.

 

Geçen hafta Japon hükümeti, III. üç aylık dönemde ekonomik büyümenin beklenenin de üzerinde gerçekleştiğini, böylece 2002’de başlayan ekonomik toparlanmanın 58. ayını tamamladığını açıkladı. Reel ücretlerdeki gerileme geçen yıl durmuş, işsizlik, 2005’te yüzde 5,5’ten yüzde 4’e gerilemişti. Merryl Lynch’in hesaplamalarına göre artmaya devam eden ihracat da, Japonya’nın Yen’i realüe etmeye zorlandığı 1985 Plaza anlaşmasından bu yana ilk kez GSMH’nin yüzde 16’sına ulaşıyordu (Financial Times 14/11/06)

 

Almanya’ya gelince, orada da eknomik büyüme hızının, beklentileri aştığı görülüyor. Maliye Bakanı Peer Steinbrueck’a göre bu performansın arkasında ihracatın ve iç piyasadaki talebin gücü var (Bloomberg, 17/11/06). İşsizlikte de 500 bin kişilik bir azalma söz konusu. Güçlü Avro ve yüksek enerji maliyetlerine rağmen eylül ayında ihracatın geçen dört yılın en yüksek düzeyine ulaşmış olması da Alman ekonomisinin rekabet gücünü kanıtlıyor. Gerçekten de World Economic Forum hesaplarına göre dünya “şirket üretkenliği” sıralamasında ABD birinci, Almanya ikinci, Japonya dokuzuncu, Çin ise altmış dördüncü sırada.

 

Genel üretkenlik sıralamasında da ABD altıncı, Japonya yedinci, Almanya sekizinci ve Çin elli dördüncü sırada yer alıyor (www.weforum.org)

Almanya ve Japonya askeri güç olmak istiyor

 

ABD ile birlikte dünya üretiminin yüzde 48’ini gerçekleştiren Japonya ve Almanya, son yıllarda, bu ağırlıklarına uygun bir askeri yapıya ulaşma çabalarını hızlandırdılar. Bu bağlamda Japonya’nın gündeminde esas olarak iki konu var: Anayasayı, orduyu öz savunma gücü olmaktan çıkararak uluslararası alanda siyasi amaçla kullanabilecek yönde değiştirmek ve Başbakan Şinzo Abe’nin geçen hafta yaptığı bir söyleşide yeniden vurguladığı gibi (The Ashai Shimbun, 18/11), ABD ile daha yakın işbirliğine olanak verecek “bir ortaklaşa savunma konseptinin” benimsenmesi. İkincisi, Kuzey Kore’nin nükleer deneme  yapmasından sonra hızlanan nükleer silahlar tartışmaları. Yakın zamana kadar nükleer silahlar konusunu ağzına alana bakanlar istifaya zorlanırken, şimdi savunma bakanının konuyu gündeme getirebilmesi, Çin’e yönelik bir mesaj olarak  yorumlanıyor (Stratfor, 19/10). “Ortaklaşa savunma konseptiyse”, ABD’ye yönelik bir saldırı, örneğin bir balistik füze saldırısı durumunda, Japonya’nın devreye girebilmesine olanak vermeyi amaçlıyor. Japonya ABD ile balistik füzelere karşı ortak savunma sistemi kurma sürecine de hızla ilerliyor (Ass.Press. 16/11).

 

Bu sırada Japonya’nın; eğitim müfredatını, tarih bilincini ve ulusal duyarlılıkları güçlendirecek yönde yeniden düzenlemeyi amaçlayan bir  yasa geçirdiği de görülüyor (BBC 16/11). Yasakuni Türbesinin Ulusal Politiği başlıklı çalışmanın yazarı, Prof. Tetsuya Takahashi’ye göre önceki Başbakan Koizumi’nin, savaş suçlularının yattığı bu türbeyi, ısrarla her yıl ziyaret etmesi de, din ve devlet arasındaki ayırımı kaldırmayı, imparatorun iradesiyle halkın iradesinin aynı şey olduğunu, şehitlik kavramını vurgulamayı amaçlıyor.

 

Avrupa içinde ve ABD karşısında, örneğin Irak savaşı konusunda, Rusya ile ilişkilerde, giderek daha bağımsız politikalar, hatta bir yeni Ostpolitik (Doğu politikası) izleyen Almanya’nın (The Economist, 16/11) gündemindeyse “Beyaz Kitap” adlı bir savunma reformu programı var. ABD ve Avrupalı mütefikleri tarafından desteklenen bu rapor ülke içinde tartışmalara neden oldu. Çünkü, hem Almanya’nın artık çıkarlarını salt ülke savunmasıyla sınırlamadığı, küreselleşme ve taşımacılık yollarının açık tutulması gibi tüm dünya yüzeyini kapsayacak biçimde yeniden tanımlamayı, hem ordunun sayısını gelecek 4 yıl içinde 250 binden 327 bine çıkarmayı, hem de gerekli olduğunda, örneğin bir terörist saldırı anında, ülke içinde görevlendirmeye olanak sağlamayı amaçlıyor (UPI, 26/10, Financial Times, 15/11). Ayrıca, “Beyaz Kitap” halen yaklaşık 9 bin askerini dünyanın çeşitli bögelerinde konuşlandıran Almanya’nın ek olarak NATO’ya 15 bin, Avrupa Savaş Gücü’ne de 18 bin asker ayırmasını öngörüyor.

 

Özetle Almanya ve Japonya’nın, büyük ekonomik güçlerine “uygun”, bir askeri etkinliğe ulaşmak için atağa kalktıklarını, söyenebilir.

 

(Cumhuriyet, 20 Kasım 06)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4