Ana Sayfa / Basın / 
20.11.2008
21.11.2006 09:06

"Pax Americana"dan "Ortadoğu Yalta'sı"na giden yol ve ofsayttaki Türkiye... - Cengiz çandar

 

Yılın ilk aylarında Bağdat'ta gözlemlerine güvendiğim, tecrübeli ve kıdemli bir gazeteci arkadaşımla sohbet ederken ona bir soru yöneltmiştim; Iraklı idi ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri gibi bir konumda bulunduğu için, hem "gazeteci" sezgileri ve gözlemleriyle ve hem de "içerden" bakarak, durumu değerlendirebilirdi.

 

Ona, "Irak'ın yakın geleceğini nasıl gördüğünü" sormuştum. Sözü hiç dolandırmadan, "kötümser" olduğunu söylemişti ve hemen arkasından gerekçesini açıklamıştı: "Şiiler, akıl almaz bir intikam duygusu içindeler.

 

Sünnilerden çok korkuyorlar. İlk fırsatta Sünnilerin kaybettikleri iktidarı geri almak için gereken her şeyi yapacaklarını, o gün geldiğinde avantajlı durumda bulunabilmek ve tarihte ilk kez Irak'ta sahip oldukları iktidarı yitirmemek için, mümkün olduğu kadar Sünni temizlemeye bakıyorlar. Şiilerdeki bu psikoloji ve karşısında zaten var olan Sünni şiddeti ile, Irak'ın geleceği hiç de iç açıcı görünmüyor." Bu diyalogumuz sırasında, daha Şiiler için en kutsal mekanlardan biri olan İmam Ali Askeri'nin Samarra'daki türbesi havaya uçurulmamıştı. "Kayıp İmam Mehdi"nin en son görüldüğü yer.

 

O diyalogumuzdan üç hafta kadar sonra, 22 Şubat'taki bombalama, "en önemli kırılma noktası" oldu. Bir süre önce, İstanbul'da "Irak'ın Geleceği" konulu bir toplantıda birlikte olduğumuz, AB'nin Irak Temsilciliğini yapmış olan Avusturyalı bayan diplomat, bana, "Samarra olayından sonra Irak'ın iflah etmeyeceği hükmüne vardığını" söylemişti. Nitekim, Şubat'tan bu yana Şiiler ile Sünniler arasındaki kan banyosu, son günlerde, günde 180 kişinin öldürüldüğü bir ortalamaya ulaştı. Bir o taraftan, bir bu taraftan... Irak'ın teğelleri atıyor. Amerika, iyice apışmış durumda. Nasıl bir siyaset izlemesi, Irak'tan çıkıp çıkmaması, bu işin içinden nasıl çıkılır, bilecek durumda değil. Bu yönde Amerika'da hararetli bir tartışma cereyan ediyor.

 

***

 

Tartışmaya son olarak, sözüne kulak verilen eski dışişleri bakanlarından, "Realpolitikçi stratejist" Dr.Henry Kissinger da, BBC'de yayınlanan bir mülakatıyla katıldı. Onun görüşlerini şöyle toparlamak mümkün: 1. Kesin bir askeri zafer artık Irak'ta mümkün değil. Askeri zaferden kastettiğimiz, bir Irak hükümetinin kurulabilmesi; bu hükümetin tüm Irak'a otoritesini yayarak yönetebilmesi, iç savaşı kontrol altına alarak ve mezhep çatışmasını önlemesi ise, bu artık mümkün değil. 2. Buna karşılık, Amerikan kuvvetlerinin geri çekilmesi, eski Yugoslavya'da olduğundan çok daha şiddetli bir iç savaşa yol açacaktır. 3. Duruma bir çare bulmak için, evvel emirde bir uluslararası konferans toplanmalıdır. Buna, Irak'ın komşuları, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ve sonuçtan çok önemli çıkarları olan Hindistan ve Pakistan gibi ülkeler katılmalıdır.

 

Bu tür bir uluslararası konferans önerisi, tabii ki Türkiye'yi kapsıyor ama Türkiye ile birlikte ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve İran, Suriye, S. Arabistan, Ürdün, Kuveyt, Mısır, belki Birleşik Arap Emirlikleri ve Pakistan ile Hindistan. Bu arada, bir ay içinde o çok beklenen "raporu"nu yayınlayacak olan "Irak Çalışma Grubu"nun başkanı James Baker, yapılmayanı yaptı ve İran'ın BM Temsilcisi Cevad Zarif ve Suriyeli diplomatlar ile görüştü bile. Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim'in Bağdat'a gitmesi ve "Irak'ta barışa katkıda bulunmak istediklerini" söylemesi bir rastlantı mı; yoksa son günlerin diplomatik hareketliliğinin doğal bir uzantısı mı?

Ancak, Suriye'nin, Irak'ta istikrara katkı için -direnişçilerin önemli bir bölümünün Suriye'den Irak'a sokulduğunu dünya alem biliyor- Amerika'nın önüne sürdüğü bir haklı, bir de haksız fatura var. Haklı fatura, Golan tepelerinin -ki, İsrail tarafından işgal bir yana, ilhak edilmiş durumda- Suriye'ye iadesini istiyor. Haksız fatura ise, alenen söylenmeden, Refik Hariri suikastını karara bağlayacak uluslararası mahkemenin kurulmasını istemiyor. Bu mahkemenin, "parmak izleri"ni sürerek, Şam'da Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın kapısına dayanacağını herkes biliyor.

 

Lübnan'ın Hizbullah üzerinden tekrar büyük bir kriz içine sokulması ve iç savaş tamtamlarının çalmaya başlaması ile bu konunun irtibatının da herkes farkında.

 

***

 

I rak'ın mevcut durumuyla ilgili her hesap, İran ve Suriye'yi işin içine kattığı anda "Sünni-Şii boyutu", İsrail işgali, Filistin sorunu vs. ile derhal buluşarak "bölgesel yeni düzen arayışı"na dönüşüyor. Bu nedenle, Irak ve genel olarak Ortadoğu ile ilgili çözüme yönelecek bir uluslararası konferans, ister istemez, bir "Ortadoğu Yalta'sı"nı gündeme getiriyor. Çatırdayan "Yeni Roma" yani Amerika, bir "Pax Romana" gibi "Pax Americana"yı Ortadoğu'ya oturtamadı. Aslında, "Pax Americana"nın ne olduğu da pek belli olmadı. "Ortadoğu Yalta'sı" olabilir mi? ABD, "evet" demedikçe olmaz. Deyip demeyeceği de şimdiden belli değil. Peki, Türkiye, bu konulara, bu "parametreler"le kafa yoruyor mu? Cevap basit: Hayır. PKK takıntısından gayrı bir Irak politikası geliştirememiş bir ülkeden, böylesine "stratejik bakış açısı" bekleme lüksümüz de olmamalı...

 

(Bugün, 21 Kasım 06)


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30