Ana Sayfa / Basın / 
12.10.2008
28.11.2006 10:52

Karayılan: İkinci seçenek sınırların değişmesidir

 

(28.11.06) - Koma Komalen Kurdistan (KKK) Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Kürt sorununu konfederal temelde çözmek istediklerini belirterek, ‘’PKK olarak bunu söylüyoruz. Bu kabul edilmiyorsa, ikinci seçenek sınırların değişmesidir’’ dedi. Karayılan, kendilerine ateşkes çağrısı yapanların şimdi seyrettikleri eleştirisini yaptı.

PKK’nin 28. kuruluş yıldönümü vesilesiyle ANF konuşan KKK Yürütme Konseyi Murat Karayılan, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Kürt halkına ve demokrasi güçlerine dönük önemli açıklamalarda bulundu. Kritik ve kamuoyunun dikkatle izlediği konulara ilişkin değerlendirmeler yapan Karayılan, özellikle ateşkesten sonra olası gelişmeler işaret etti.

TASFİYE KARARI

Uluslar arası güçlerin 21. yüzyıla girerken bölgenin bir bütünen denetim altına alınması amacı ile birçok parçaya bölünmesine dayalı bir politika yürüttüklerinin bilindiğini belirten Karayılan, ‘’hareketimiz ve Önderliğimiz için ise yok etme kararı alınmıştır’’ dedi.

‘’Aldıkları karar, Kürt Özgürlük Hareketini tümü ile tasfiye etme kararıdır’’ diyen Karayılan ‘’bu temelde Önderliğimizin esaret altına alınmış, hareketimize içten ve dıştan kapsamlı saldırılar geliştirilmiştir. Bu saldırılar uluslar arası konseptin adımları biçiminde pratikleşmiştir. Buna karşı Önderliğimizin dahice geliştirdiği mücadele stratejisi ve gecikmeli de olsa hareketimizin aldığı 1 Haziran kararlaşması temelindeki hamlesel çıkışı, bu sürece Kürdistan Özgürlük Hareketi adına verilmiş en etkili cevap olmuştur. Böylesine doğru bir strateji temelinde geliştirilen hamlesel çıkışla, karşıt güçlerin hareketimizi ortadan kaldırmaya dönük planlarını boşa çıkarma, sonuçsuz bırakma, etkisiz kılma süreci başlatılmıştır’’ değerlendirmesine bulundu.

Karayılan, ‘’doğru bir strateji temelinde gelişen bu mücadele, halkımızın kendi öz gücü, enerjisi ve düşüncesiyle büyük tarihsel haksızlıklara karşı direnişi olarak anlam kazanmış, pratikleşerek, büyük bir gerçeği ortaya koymuştur’’ diyerek şunları kaydetti:

‘’Halkımızın, Önderliğimizin doğru mücadele stratejisi temelinde geliştirdiği var olma ve özgür olarak yaşama tutkusundan kaynağını alan mücadelesi, beraberinde önemli sonuçları ortaya çıkarmıştır. Dayatılan her türlü psikolojik savaş yöntemlerine, dünyada eşine ender rastlanır baskı politikalarına karşı Önderliğimizin geliştirdiği ısrarlı, kararlı, istikrarlı direniş çizgisi, yine gerillanın meşru savunma çizgisi çerçevesinde kısmi hareketliliği ve halkımızın serhildan duruşu önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Bunlar yeterli olmasa da geliştirdiğimiz demokratik serhildan hamlesi hareketimizin yenilmezliğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu durum karşısında uluslar arası güçler arasında ve uluslar arası kamuoyunda yeni bir arayış süreci gündeme girmiştir.

Mevcut durumda uluslar arası düzeyde Kürdistan Özgürlük Hareketine ve Hareketimize karşı yeni politikalar belirlemeye dönük bir arayış durumu söz konusudur. Herkes daha iyi anladı ki, Önder Apo ve PKK hareketi Kürdistan halkının bir gerçeğidir, onun temel özgürlük gücüdür. Ortadan kaldırılamaz, halktan koparılamaz. Mevcut güçler her ne kadar bunu açık açık söylemeseler de ortaya çıkan gerçeklik budur. Bunu herkes şu veya bu düzeyde görebilmektedir. Çünkü halkımızın yürüttüğü mücadele, özellikle 1 Haziran hamlesi temelinde bütün zorluklara rağmen geliştirdiği tutum, Önderliğimizin, halkımızın ortaya koyduğu fedakarlık düzeyi ve meşru savunma güçleriyle hareketin bütün kadro yapısının tüm saldırılara rağmen ortaya koyduğu tutarlılık, Kürdistan’da yaşanan bu gerçeği ortaya koymaya yetmiştir. Son iki yılda yaşanan gerçekliği sonuçları itibarıyla bu çerçevede ortaya koyabiliriz.’’ Bu gelişmeler temelinde çeşitli güçler tarafından bir ateşkes sürecinin geliştirilmesi için çağrılar yapıldığını hatırlatan Karayılan, uluslar arası güçler, Kürdistanlı güçler ve yine Türkiye’deki aydın-yazar, siyasi çevreler, en son DTP ve Türkiye’de sorumlu bazı kurumların çağrılar yaparak, istekte bulunduklarını dile getirdi.

İLGİNÇ BİR VAZİYET

Karayılan şöyle devam etti: ‘’Önderliğimiz de bütün bu çağrılara dayanarak yeni bir ateşkes sürecinin kararlaştırılması ve pratikleştirilmesi için hareketimize bir çağrıda bulunmuştur. Hareketimiz de bu temelde 1 Ekim’den bu yana geçerli olan bir ateşkes sürecini başlatmıştır. Bu ateşkes süreci ardından iki aya yakın bir zaman geçmiş bulunmaktadır. Bu konuda yaşanan durumu ve mevcut tabloyu kısa bir biçimde ortaya koymamızın yararlı olacağını düşünüyoruz.

Bir kere her şeyden önce Türk devletinin bir bütün olma durumu yoktur. Bir ulusal bakış açısı, karar birliği söz konusu değildir. Yapılan çağrılar temelinde hareketimizin geliştirdiği, Önderliğimizin ön gördüğü ateşkes süreci başlamış bulunuyor. Bir taraf sıcak bakarken, diğer bir taraf ise buna şiddetle karşıdır. Ancak ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesine sıcak bakan ya da çözüme silahla, şiddetle değil de demokratik yöntemlerle bakan, çözümün geliştirilmesini isteyen taraf çoğunluk olmasına rağmen pasiftir, etkili değildir ya da etkili olmaya dönük cesareti ortaya koyamamaktadır. Bunun karşısında savaş rantçısı, geleceğini kan temelinde kurmak isteyen, kan üzerinde siyaset yapan, siyasi ve ekonomik rant sağlamak amacında olan savaş yanlısı çevreler ise ha bire saldırılarını arttırmaktadırlar.

Bu konuda ciddi bir durum, ilginç bir vaziyet söz konusudur. Bu bizim için çok çok önemli bir sürecin, kritik ve hassas bir dönemin yaşandığını da gösteren bir durumdur. Bu sözünü ettiğimiz savaş rantçısı kesimin saldırıları temelinde Önderliğimiz üzerindeki tecrit daha da ağırlaştırılmıştır. Süreci başlatan Önderlik olmasına rağmen Önderliğe karşı yönelimler ve tecrit daha da ağırlaştırılmıştır. Bir taraftan tecrit ağırlaştırılmakta, öbür taraftan da bazı basın-yayın organları yoluyla Önderliğin otel gibi bir yerde yaşatıldığı, oradan örgütü yönettiği, talimatlar verdiği biçiminde yayınlar yapılmaktadır. Aslında gerçekleri çarpıtan bu tür yayınlar, Önderliğimize dönük saldırıların zeminini oluşturmak içindir. Halbuki Önderliğimizin içinde tutulduğu koşullar dünyada bir benzeri bulunmayan koşullardır. Sekiz yıla yakın bir zamandır bir hücrede tutarak ve her türlü psikolojik işkence yöntemlerini uygulayarak sonuç almak, böylelikle Önderliğimiz üzerinde etki göstermek ve kendi amaçları doğrultusunda sonuç almak istemektedirler. Orada adeta bir mücadele sürdürülerek sonucu bu halkadan almak istemektedirler.’’

KÜRDİSTAN’DA SIKI YÖNETİM UYGULANIYOR

Bununla birlikte operasyonlar devam ettiğine dikkat çeken Karayılan, operasyonlar bir dönem azalmış gibi görünse de Dersim, Erzurum, Amed, Botan sahalarında son haftalarda geliştirilen yoğun operasyonlarla gerillanın kış üstlenmesini tasfiye etmenin amaçlandığı ve böylece farklı planlara zemin hazırlamak istendiğini kaydetti. ‘’Bununla tümüyle imhaya dönük bir takım planların peşinde olunduğu görülmüş olmaktadır’’ diyen Karayılan şu değerlendirmelerde bulundu: ‘’Bu operasyonlar sonucu yaşanan çatışmalarda başta değerli komutan Şiyar yoldaş olmak üzere bir grup arkadaşımız Erzurum-Dersim hattında şehit düşmüşlerdir. Yine Botan’da yaşanan çatışmada şehitlerimiz vardır.

Bütün bunlarla birlikte Türkiye’de yayın yapan gazete genelkurmayın talimatıyla kapatılmaktadır. Demokratik, siyasal çalışmalar üzerinde gün geçtikçe baskılar arttırılmaktadır. Aslında mevcut haliyle Kürdistan bir çeşit sıkıyönetim idaresi gibi bir idare tarafından yönetilmektedir. Kürdistan’da uygulanan rejim sıkıyönetim rejimidir. Her şeye ordu hükmetmektedir. Ordu adeta kendisini ulusun da, parlamentonun da, hükümetin de üstünde bir güç gibi görmekte ve öyle davranmaktadır. Geliştirilen geniş, kapsamlı operasyonlardan hükümetin haberi var mıdır, yok mudur? Biz bunu merak ediyoruz. Bunlar Türk devletinin ve hükümetinin resmi politikası gereği midir, değil midir? Bu ciddi bir merak konusudur. Gerçekten anlamak istiyoruz. Türkiye’de hangi yasalar geçerlidir? Ordunun yasaları geçerli ise bu yasanın ana halkası nedir? Kim bu süreci yönlendiriyor, kim yönetiyor? Bütün bu sorunlara cevap arandığında Türk devletinin Kürdistan’da yürüttüğü rejimin tablosu da ortaya çıkar. Kısaca söz konusu kliğin, bu rantçı anlayışın Kürdistan’da yürüttüğü bu politikayla Türkiye için kapkaranlık bir gelecek yaratılmakta olduğu açıktır. Bu biçimde ateşe körükle giden bir siyasi anlayışın Türkiye’ye hiçbir biçimde bir faydası olmayacaktır. Olsa olsa bazı rantçı çevrelerin çıkarına hizmet edecektir.’’

ATEŞKES İSTEYENLER SEYREDİYOR

Bu tür politikalardan ne Türkiye’nin, ne de Türkiye’de yaşayan halkların hiçbir faydası ve çıkarı olamayacağını dile getiren Karayılan, bunun karşısında ateşkes çağrısını yapan güçler ise sadece seyrettikleri eleştirisini yaptı. ‘’Ateşkes çağrısını bildiğimiz gibi çeşitli çevreler yaptı’’ şeklinde sözlerini sürdüren Karayılan, devamla şu açıklamalarda bulundu: ‘’Zaten bu yeni ateşkesin en önemli ve diğer ateşkeslerden farkı da başta ABD, AB, yine güney Kürdistan Federe Hükümeti olmak üzere çeşitli ulusal ve uluslar arası güçlerin çağrı yapmış olmasıdır. Bununla birlikte çeşitli aydın-yazar çevrelerin birkaç kez çağrıda bulunması ve bir takım kurumların bu yönlü çabalar sergilemesi yine değişik kesimlerin katılım gösterdiği ateşkes çağrılarının yapılmış olmasıdır. Bu ateşkesin diğerlerinden en önemli farkı da budur. Ama ateşkes üzerinden iki ay geçti. Biz ateşkes yaptık. Karşı taraf ise “vay siz niye yaparsınız” diye üstümüze geliyor, bu çağrıyı yapanlar da seyrediyorlar. Çok ilginç bir biçimde sadece seyretmekle kalıyorlar.

Yine Kürdistan’da halkımız, demokratik serhildan hareketi de henüz sürece uygun bir hareket tarzını tutturmuş değil. Aslında Kürdistan’da kurum-kuruluşlar çok yanlış bir biçimde sadece açıklamalarla yetinmektedirler. Sanılıyor ki açıklamayla bu süreç pekişecek. Hayır! Böyle pasif bir duruş süreci pekiştirmez. Bu duruş süreci bozmak ve boşa çıkarmak isteyenlere cesaret veriyor. Onlar bundan cesaret alarak, süreci bozmaya dönük saldırılar geliştiriyorlar. Bütün bu durumlar karşısında vaziyet giderek ciddiyet kazanmaktadır. Süreci sabote etmek ve ateşkesin bozulmasını sağlamak istemektedirler. Çünkü onlar ateşkesten, barıştan, halkların kardeşliğinden korkmaktadırlar. Kızılelma adı altında bir araya gelmiş olanlar -başta CHP olmak üzere bilinen diğer siyasi çevreler- geleceklerini halklar arasındaki çatışmasının gelişmesinde görmektedirler. Ha bire silahlı güçleri de tahrik etmektedirler. Aynı zamandan bunlarla bağ içinde olan ve değişik yer ve zeminlerde devlet bürokrasisi içinde yer alan güçler de söz konusudur. Bunlar sözüm ona bu biçimde hareketimizi bastırarak Kürtleri teslim alacaklarını sanıp, ateşkesi bozmak istiyorlar. Ancak bu güçler çok yanılmaktadırlar.’’

BU ATEŞKES TÜRKİYE’NİN SON ŞANSI

Karayılan ‘’bu ateşkes Türkiye’nin son şansıdır’’ dedi. Bu ateşkesten sonra sürecin gerginleşmesinin tümüyle kritik bir dönemi beraberinde getireceği uyarısında bulunan Karayılan, ‘’Ateşkes bozulmaz ancak olacak olan kopma olur’’ açıklamasında bulundu.

Karayılan, ‘’Şimdi Önderliğimiz ve hareketimiz on beş yıldan bu yana Türkiye’nin birliği ekseninde mücadele yürütmektedir’’ diyerek şunları ifade etti: ‘’Demokratik çözümün, barışın ve halklar arası kardeşliğin gelişmesi için Türkiye’nin birliğinin gönüllü birlik biçiminde sürdürülmesi için bir mücadele stratejisi geliştirmiştir. Bütün çabalara, demokratik çözüme dönük ortaya konulan bütün fedakarlıklara rağmen bu tarzda saldırı üstüne saldırı geliştirilirse, biz Kürt tarafı olarak bu stratejiyi yeniden gözden geçirmek zorunda kalırız. Nihayetinde her şeyin bir sınırı vardır. Bugün Önderlik Türk ve Kürt haklarının birliğinin, barışın ve demokrasinin mimarı durumunda olan bir Önderliktir.

Buna rağmen böyle saldırılar geliştiriliyorsa bu birliğin istenmediği anlamına gelir. “Ya köle olacaksınız ya da sizi yok edeceğiz” deniliyor. Ya köle olma ya da imha dayatılmaktadır. Kürt halkının artık köleliği kabul etmesi mümkün değildir. Çağın bu döneminde şu veya bu düzeyde kendini örgütlemiş olan Kürt halkının köleliği kabul etmesi mümkün olmadığı gibi kendini koruyabilecek, mücadele edebilecek gücü her zamankinden fazladır. Bunun için de imha olmayacaklardır. Sürdürülen bu siyaset karşısında elbette ki halk ve hareket olarak farklı seçenekleri tartışmak durumunda kalırız. Kimse kimseye mahkum değildir ama inandığımız değer yargıları vardır. Halkların kardeşliğine biçtiğimiz değer ve saygı vardır. Fakat bizim bu iyi niyetimizin, Önder Apo’nun geliştirdiği siyasal doğrultunun iyi niyetinin bu biçimde istismar edilmesi de kabul edilemez.’’

İKİNCİ SEÇENEK SINIRLARIN DEĞİŞİMİDİR

‘’Bazı gerçeklerin herkes tarafından iyi bilinmesinde büyük fayda vardır’’ sözleri ile dikkat çeken Karayılan, şu hususların altını çizdi: ‘’Bu konuda değişen koşulları görmek gerekiyor. 1920’lerde bölgeyi uluslar arası güçler düzenledi. Yapılan düzenlemede Kürdistan yok sayıldı. Bundan dolayı Kürdistan seksen yıl çatışma sahası oldu. Kürdistan sahası isyan ve bastırma hareketlerini çok yaşadı ve gördü. Bu beraberinde bir istikrarsızlığı, çatışmayı yaşatırken elbette ki başta Kürt halkı olmak üzere diğer komşu halklar da bundan zarar gördüler. Bilinmesi gereken birinci husus budur. İkinci husus ise bugün uluslar arası güçler Ortadoğu bölgesini yeniden düzenlemek istemektedirler ve yeniden düzenlemek isterken bu kez Kürdistan’a yer vermek zorundadırlar. Nitekim belirli düzeyde uygulanan politikaları göstermiştir ki yeni düzenlemede Kürdistan temel bir faktör olarak ele alınacaktır. Bunun karşısında biz diyoruz ki, sınırları değiştirmeyelim, demokratik konfederal temelde sorunu çözelim. PKK olarak bunu söylüyoruz. Bu kabul edilmiyorsa, ikinci seçenek sınırların değişmesidir. Bu çok açık bir husustur. Ama biz sınırları değiştirmeden, demokratik konfederal bir temelde Kürt sorununun çözülmesi ekseninde bir politika yürütüyoruz.

Bu temelde Türkiye, İran ve Suriye ile Kürtlerin sorunlarını çözebileceğini düşünüyoruz. Biz hareket olarak bölgesel çözümü bu eksende ele almaktayız. Bunlarla beraber üçüncü bir husus da günümüzde gelişen telekomünikasyon gerçeği dikkate alındığında, enformasyon ve internet çağında dil ve kültürlerin yasaklanması artık aşılmıştır. Bir devlet yasaklamak istese bile bu mümkün değildir. Bugün bu artık bir insanlık suçu olarak görülmektedir. Artık böyle bir siyasetin sürdürülmesinin koşulları ortadan kalkmıştır. Bu nedenle biz diyoruz ki, Türkiye, İran ve Suriye’de Kürtlerin sorununu doğru çözmek gerekiyor. Biz bu devletlere, artık siz Lozan anlaşması çerçevesinde Kürtleri ele alamazsınız, diyoruz.

KÜRTLER ARTIK BİR GÜÇTÜR

Çünkü çağ ve koşullar değişmiştir, bölge yeniden düzenlenmektedir ve Kürt Özgürlük Hareketiher zamankinden güçlüdür. Kürtler adil bir çözüm istiyor ve eski statüyü kabul etmiyorlar. Daha eşit, daha demokratik bir sistem istiyor ve bunun için mücadele yürütüyorlar. Sorunu demokratik yöntem, diyalog ve sizlerle çözmek istiyorlar. Bölgesel çözümün ana halkasını bu biçimde ele alan bir siyaseti ön görüyorlar. Bunu görmeli ve kabul etmelisiniz. Eğer buna gelmezseniz, daha fazla kaybedersiniz. Artık baskıyla, inkâr ve imha siyasetiyle sonuç alınamaz, bu anlaşılmalıdır. Anlamazsanız, sonuçta zarar edersiniz. Kaybedecek olan sadece Kürtler olmaz, siz de kaybedersiniz. Çünkü Kürtler de artık bir güçtür. Önderliğiyle, hareketiyle bir bütünselliği ifade etmektedir ve bir iradi güç konumuna gelmiştir. Bu anlamda Kürtlerin iradesini tanımak zorundasınız. Eğer tanırsanız, Kürtler en makul çözüm formülleriyle sorunu çözmek istemektedirler. Buna gelmeyip, yine ‘dış güçlerin parmağı var’ biçiminde gerçekleri çarpıtmak işe yaramayacaktır. Bu tür oyunların zamanı geçmiştir.’’

PKK KENDİ ÖZGÜCÜYLE YÜRÜDÜ VE HEP OYLE KALACAKTIR

PKK hareketinin bugüne kadar özgücü ve öz düşüncesiyle yürüyen, bu temelde politika geliştiren, güç oluşturan, öz gücüne dayanan tek hareket olduğunu kaydeden Karayılan PKK’nin sürekli de böyle kalacapğını dile getirdi. Karayılan şöyle devam etti: ‘’Bu harekete değişik şeyler yakıştıramazsınız ve gerçekleri ters yüz edemezsiniz. Kürt halkı bu bölgenin bir halkıdır hem de bölgenin en eski halkıdır. Kürt halkı şerefiyle, onuruyla yaşamak istemektedir. Onu köleleştiremezsiniz. Köleleştirici siyasetle yaklaştığınızda elbette ki Kürt halkının iradeleşmiş gücünü karşınızda göreceksiniz. Bu devletlerin görmesi gereken gerçeklik budur. Görmemeleri durumunda kuşkusuz ki yaşanacak olan çatışmadır. Halkımızın herhangi bir biçimde geri adım atması, özgürlüğünden taviz vermesi asla düşünülemez. PKK’nin varlığı bu temelde halkımız için artık vazgeçilemez bir düşünsel, kültürel varlık konumundadır. Bu açıdan herkesin gerçekleri daha doğru ele alması ve görmesi sorunun çözümünde doğru bir perspektife ulaşmada ana eksen olacaktır.

Geliştirdiğimiz ateşkes sürecinin kalıcı bir çözüme ulaşması için Türk devleti içindeki bazı odakların provoke edici saldırılarına rağmen¬¬ sonuna kadar demokratik çözümde ısrarcı olacağız. Bunun için var olan olanakları sonuna kadar değerlendireceğiz. Fakat belirttiğimiz gibi her şeyin bir sınırı vardır. Halkımızın geleceğini de tesadüflere bırakamayız. Hiç kimse safdilli yaklaşmamalıdır. Bu nedenle her türlü olasılığa karşı hazırlıklarımızı yapmak zorundayız. Provokasyonları boşa çıkarmaya, buna dönük çeşitli politikaları geliştirmeye varız. Ama bunun karşısında bu süreçte şu veya bu düzeyde sorumluluğu olan, sürecin gelişmesinde çağrılarıyla, görüşleriyle rol üstlenen güçler de kendi sorumluluklarına sahip çıkmak zorundadırlar.

SERHILDAN GÜÇLERİ HAZIRDA OLMALI

Bunların sorumluluklarına sahip çıkmaması durumunda sürecin bir biçimde sabote olacağı açık bir gerçektir. Çünkü biz bir yere kadar tutum geliştirebiliriz. Sonuna kadar tek yanlı tutum geliştiremeyiz. Bu nedenle bir taraftan sürecin kalıcılaşması için, demokratik çözüm sürecine dönüşmesi için gerekli tüm çabalar sergilerken, öbür taraftan da tüm güçlerimizin her türlü olasılığa karşı hazırlıklarını yapması gerekmektedir. Özellikle meşru savunma güçleri, HPG kuvvetleri bu anlamda kendi hazırlığını yapmak zorundadır. Aynı zamanda demokratik serhildan güçleri hiç zaman kaybetmeden devreye girerek sürece sahip çıkmalıdır. Sürecin kalıcılaşması için daha aktif bir pozisyonda olmalı ve aynı zamanda kendisini yeni bir aşamaya da hazırlamalıdır.’’

Karayılan ‘’Biz hareket olarak özellikle PKK’nin 28. yıldönümünü partimizin 29. yılını bu biçimde karşılamalıyız’’ çağrısında bulunarak açıklamalarını şöyle sürdürdü: ‘’Kendimizi mücadele tarihimizin bu önemli sürecinde daha doğru değerlendirerek, ele alarak, dönem görevleri karşısında gerçekçi bir planlamayla sürece yaklaşarak, 29. yıla girişi yapmakla karşı karşıyayız. 29. yılda mücadelenin bir zafer yılı olma koşulları vardır. Ama bunun için çok ciddi hazırlıklara ihtiyaç vardır. Her şeyden önce kendi yetersizliklerimizi doğru görmemiz gerekiyor. Biz yetersizlikleri doğru ortaya koymadan, örgütümüzün şuanda yaşadığı sorunların teşhisini doğru yapmadan güçlerimizi geleceğe hazırlayamayız. Özellikle son iki yılda kapsamlı bir hamlenin gerçekleştiği ve bu hamlenin başarılı bir biçimde pratikleştiği bir gerçektir. Bu Önderliğimizin geliştirdiği stratejinin bir başarısıdır. Stratejik çizgi başarı kazanmıştır. Kısmi bir gerilla hareketi ve kısmi bir serhildan hareketi çizginin önemli bir başarı yakalamasını sağlamıştır.

1 Haziran Hamlesi ve başarısını böyle ortaya koymak gerekiyor. Bunun dışındaki yaklaşım biçimleri kesinlikle yanlıştır. Bu konuda farklı anlayışlara düşmemekte fayda vardır. Çeşitli çevrelerde iki ayrı tutum söz konusu olabilmektedir. Bunlardan birisi geçmiş dönemin tasfiyeci etkisinde kalıp, sürece hep negatif bakan anlayıştır. Negatif bakış açısını aşamayan, kırılmanın ruh halini sürdüren bir anlayıştır. Bu anlayışa sahip kesimlerin Önderlik çizgisinde hareketimizin sağladığı gelişmeyi görmemesi ya da küçümsemesi ve her şeye karamsar bir ruh haliyle yaklaşması söz konusudur. Apo’cu fedai ruhla çok önemli direnişler, büyük gelişmeler yaratılmakta, toplumda büyük bir heyecan gelişmektedir. Ama bu tür kesimler tüm bu gelişmeler karşısında biraz da vicdansız yaklaşarak, sürekli işin negatif yanına ağırlık vermektedirler. Kuşkusuz bu doğru değildir. Bunun aşılması gerekiyor. Hareketimizin yarattığı gelişmeleri doğru görmek, Apocu ruhun savaş ve serhildan alanında sergilediği kahramanlıkları görmek, bunu büyük bir saygıyla karşılamak ve pratikte de bunun gereklerine ulaşmak herkesin en temel görevi durumundadır.

Diğer yanlış bir anlayış ise en az birincisi kadar tehlikeli olan bir anlayıştır. Bu ‘Savaştık, serhildan yaptık, kazandık, o zaman biz başardık, ben doğruyum, bana diyecek yok’ diyen anlayıştır. Bu anlayış doğru değildir, bir yeterlilik anlayışıdır. Ben yeterliyim, görevimi yaptım, başardım, diyen anlayış kesinlikle bizi ciddi tehlikelerle karşı karşıya getirecek anlayıştır. Hatta bazıları tasfiye olmamayı bile başarı sayıyor. Tabii ki bunlar yanlıştır.

Biz serhildanın halkımızın büyük fedakarlıkları temelinde geliştiğini iyi biliyoruz. Bu açıdan kimi bireylerin bundan kendine pay çıkarması yersizdir, kendini kandırmadır. Ortada çok ciddi bir taktisyenlik, bir örgütlülük olmaksızın halkımız büyük fedakarlıklarla kendini pratikleştirerek, serhildan sürecini geliştirmiştir. Yaşanan süreçleri doğru değerlendirme temelinde kendimizi daha iyi çözümleyebiliriz. Kuşkusuz fedakarlıklar vardır, kadronun emeği, çabası vardır, öncünün oynadığı bir rol ve işlev vardır. Ancak daha örgütlü ve planlı olunsaydı bunun daha ilerisinin yakalanabileceği de bir gerçektir. Bu konuda daha gerçekçi değerlendirmelere ihtiyaç vardır.’’

PKK RUHU ZAFER RUHUDUR

‘’Daha fazla partileşme, Apo’culaşmanın’’, bütün çalışmalarının mihenk taşı, esası’’ olduğunu söyleyen Karayılan, doğru bir partileşme olmadan doğru bir meşru savunma anlayışı ve mücadelesini geliştirmenin mümkün olmadığını kaydetti.

Karayılan şunları ifade etti: ‘’Bu açıdan biz partimizin bu yıl dönümünde tüm arkadaşları ve tüm yapımızı partileşme gerçeği üzerine bütün gücüyle yoğunlaşmaya ve derinleşmeye çağırıyoruz. Partimiz PKK’nin ruhu bir zafer ruhudur. Yeniden kendisini inşa eden partimiz PKK, bu zafer ruhunu Önderliğimizin yeni paradigmasının pratikleşmesinde temel eksen yapmaktadır. Bizde değişmeyen şey Apo’cu ruhun bu özelliğidir. Onun başarı ve zafer ruhu, özgürlük, eşitlik ve demokratik yaşam biçimine, demokratik sosyalizmin gerçeğine ulaşma tutkusudur. Dolayısıyla bizim bu ruhu yeni paradigmanın yaşamsallaştırılmasında ana eksen, temel güç, temel enerji yapmayla sonuç alacağımız tartışılmaz bir gerçektir.

Biz PKK’nin mücadele tarihinin şanlı bir mücadele tarihi olduğunu, bu şanlı mücadele tarihinde yaratılan yüce değerlerin toplamı olarak Apocu ruhun şekillendiğini, Hakilerin, Mazlumların, Kemallerin, Hayrilerin şahsında ve direnişinde somutlaşan bu ruhun, Beritanlarda, Zilanlarda, Agitlerde, Erdallarda, Şilan ve Viyanlarda pratikleştiğini ve yeni PKK ruhunda yaşamsallaştığını biliyoruz. PKK’nin bu ruhu yeni mücadele döneminin başarısının da garantisidir. Özellikle Apo’culaşmada ve PKK’lileşmede Viyanların, Akiflerin sergilediği engin fedakarlık, son şehitlerimizin de şahsında bir kez daha ifade bularak, yeni PKK’nin zafer ruhunun müjdecisi olmuşlardır. Biz bu temelde yeni PKK’yi ruhta, yaşamda ve eylemde pratikleştirirken geçmişin özeleştirisini vererek ve yeniyi de bu özeleştiri temelinde kurmaya çalışarak, yeni mücadele sürecinde demokratik ekolojik paradigma ekseninde demokratik, toplumcu, eşit, özgür yaşam biçiminin temel formülü olan demokratik sosyalizm yolunda ilerlemeyi sağlayacağız. Bunun için özellikle partiyi devlet gibi gören anlayışı aşmış, devleti ve ulus-devlet gerçeğini doğru çözümlemiş, hiyerarşik sistemden kendini kurtarmış, demokratik toplum örgütlenmesini komün tabanına dayandıran ve bu temelde Koma Komalên Kürdistan’ı alternatif bir sistem olarak geliştiren PKK’nin gerçekleştirdiği zihniyet devrimine doğru katılmak, anlamak en önemli husus durumundadır. Bunu doğru yaşamadan, ele almadan PKK’nin Önderlik perspektifinde doğru mevzilendirilmesi ve bu anlamda mücadeleyi başarıya taşımada gereken rol ve misyonu oynaması da zor olacaktır. PKK bir ideolojik ve felsefik bir öncülük esasta da bir ahlak hareketidir. PKK, toplumsal dönüşümün kurmay gücü olarak kendini yeniden örgütlerken; halkımızın özgürlük yürüyüşünü başarıya götürmesinin temel şartının önderliğimizde temsilini bulan derin ideolojik-felsefik gerçek ve şehitlerimizde simgeleşen direniş gelenek olduğunu bilmektedir.’’

KURTULUŞ PKK’LİLEŞMEKTEN GEÇİYOR

Tarihin bu önemli aşamasında Kürt halkını Koma Komalên Kürdistan perspektifiyle özgürlük ve demokrasi yürüyüşünde başarıya taşımanın koşullarının her zamankinden daha fazla geliştiğini belirten Karayılan, ‘’eğer biz bu yaratılmış olan başarı koşullarını doğru değerlendirirsek bizim bu dönemi büyük bir özgürlük yürüyüşüyle cevaplamamız ve zaferle taçlandırmamız mümkündür’’ dedi.

Karayılan sözlerini şöyle noktaladı: ‘’Önderliğimizin ve halkımızın özgürlüğü bugün her zamankinden daha fazla olanak dahiline girmiş bulunmaktadır. Ancak bunun için doğru öncülüğe ihtiyaç vardır. Bunun da yegane yolu, PKK’lileşmektir. Biz partileştiğimiz oranda zafere yakınlaşabiliriz. Biz partileştiğimiz oranda bin bir emek ve çabayla yaratılmış olan bu değerleri geleceğin başarılı yürüyüşü için temel yapabiliriz. Tarihin bu önemli döneminde koşulları iyi değerlendirmek gerekiyor. Var olan imkanları mazlum ve yoksul halkımızın kurtuluşu için değerlendirebilmenin yolu Apoculaşmaktan, PKK’lileşmekten geçmektedir. Bu nedenle yurt içinde ve yurtdışında Koma Komalên Kürdistan sisteminde yer alan bütün kadroların ve çalışanların bu dönemin başarıyla cevaplanması için derin bir sorumlulukla dönem görevlerine sarılması gerekmektedir.

Bilmeliyiz ki dönem görevlerinin üstesinden gelmek; daha fazla partileşmek, daha fazla PKK’lileşmekle mümkündür. Çünkü biz Önder Apo’nun pratikte doğruluğu kanıtlanmış, ispatlanmış perspektifi temelinde mücadele sürecine yaklaştığımız oranda başarıyı yakalayabiliriz. Kürdistan’da PKK’lileşme dışında başarılı bir mücadele yürütmek mümkün değildir. Bu yönlü iddiaların doğru olmadığı pratik sonuçlarıyla ortadadır. Mevcut koşullarda başarılı sonuç alan tarz PKK tarzıdır. Diğeri kendisini oyalamak, kandırmak, zamanını boş geçirmek, halkın duygularını istismar etmek sonucuna yol açacaktır. Çünkü PKK’lilik halkla, halkın sorunları, ve duygularıyla bütünleşmektir. Kopmaz bir biçimde ruhsal bütünleşmeyi yaşamaktır. Bunun için tüm kadrolarımız ve çalışanlarımız Önderliğimizin doğru mücadele çizgisinde partileşme ile zaferi kesinleştireceğimizi bilmelidir. Bu amaçla önümüzdeki zaman dilimi mücadele tarihi açısından çok değerli bir zaman dilimidir. Önümüzdeki aylar çok iyi bir biçimde değerlendirilmelidir. Önümüzdeki aylar büyük bir eğitim ve hazırlık sürecine dönüştürülmelidir. Geleceği belirleyecek olan bir zaman kesitidir. Bu nedenle bu süreçte tüm kadro ve çalışanlarımız için daha fazla yoğunlaşma, daha fazla partileşme, militanlaşma, Apocu ruhu yaşama faaliyeti esas alınmalıdır.

Apocu militan ruhu geliştirmede bu süreci bir hamle ve atılım sürecine dönüştürelim. Böylece geleceğin başarısını kesinleştirelim. Önderlik perspektifinde ve kahraman şehitlerimizin çizgisinde partimizin 29. yılını bir yükseliş ve zafer yılına dönüştürelim. Bu temelde tüm mücadele güçlerine üstün başarılar diliyor, selam ve saygılar sunuyoruz’’

ANF


YAZICIYA GONDER


October
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2