Ana Sayfa / Basın / 
04.12.2008
06.12.2006 07:50

ABD kendi 'canavar'ını yarattı – Tarık Ali

 

Müslüman dünyada askeri olarak etkin, fakat siyasi bakımdan güdük dini gruplar Amerikan İmparatorluğu'na karşı direnişe hâkim. Asya sermaye delisi olmuş. Avrupa neoliberalizm batağında; AB içindeki sol ve toplumsal hareketler de aşırı derecede çürümüş. Fakat Güney Amerika'da emperyalist egemenliğe her düzeyde meydan okuyan bir umut mihveri doğuyor. Kuzey'de içi boşaltılmış ve alternatif sunamaz hale gelmiş demokrasi, Güney'de umudu diriltmek için kullanılıyor.

 

Bugün Güney Amerika'nın dört bir köşesini farklı düzeylerde saran isyanlar ve toplumsal hareketler, Washington konsensüsünün, yani dünyanın ekonomik olarak köleleştirilmesinin kaçınılmaz sonucu. Latin Amerika, nihayetinde konsensüsü üreten Hayekçi deneylerin ilk laboratuvarıydı. Neoliberal ekonominin öncüsü müteveffa Milton Friedman'ın başını çektiği 'Chicagolu oğlanlar', 1973'teki Pinochet darbesinin ardından Şili'yi bir laboratuvar olarak kullandılar. Şili işçi sınıfı ve onun iki ana partisi
ezildi, öncü kadroları öldürüldü veya 'kaybedildi'. Altı yıl sonra Nikaragua'daki Sandinist devrim, ABD destekli karşı devrimciler tarafından dağıtıldı.

 

ABD korkuyor

 

Bu ayın başında Sandinist lider Daniel Ortega devlet başkanlığını kazandı. Kilise tarafından kutsanan, eski bir Kontra'yı yardımcılığına getiren ve hâlâ ABD büyükelçisinin küfürlerinden nasibini alan Ortega, eski halinin silik bir gölgesi olabilir, fakat zaferinin Nikaragualıların değişim arzusunu yansıttığına kuşku yok. Nikaragua emperyalizm karşıtı Caracas'ın radikal yeniden paylaşım siyasetini mi izleyecek, yoksa boş laflara kapılıp IMF'nin müşterisi olarak mı kalacak?

 

Ekvador'un başkenti Quito'dan gelen haberler daha da güzel. Dinamik, genç, ABD eğitimli bir iktisatçı olan eski maliye bakanı Rafael Correa önemli bir zafer kazandı. Correa, ülkesini ABD destekli serbest ticaret bölgesinden çıkaracağını ve Manta'taki ABD üslerinin kapatılmasını isteyeceğini söylüyor; OPEC'e ve Güney Amerika'yı emperyalizme karşı birleştirme amacıyla giderek büyüyen Bolivarcı harekete katılmaktan söz ediyor.

 

Correa'nın zaferi, Latin Amerika'nın tekrar sokağa döküldüğü bir döneme denk geldi. Porto Alegre, Caracas, Buenos Aires, Cochabamba ve Cuzco gibi şehirlerde halk iradesini ortaya koyan müthiş gösteriler düzenlendi. Bu da ya neoliberal bataklıkta debelenen ya da yeni düzenin askeri ve ekonomik tahribatlarından mustarip dünyaya yeni bir umut sunuyor. Washington konsensüsüne karşı koyan Bolivarcı Venezüella Cumhuriyeti'nin öncülük ettiği mücadele Beyaz Saray'da haliyle infial yaratıyor. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez'i devirmek için üç teşebbüste bulunuldu; ki bunlardan biri ABD ve AB'nin desteklediği bir darbeydi.

 

Chavez'in ilk kez Şubat 1999'da seçilmesi, partisi bir zamanlar Sosyalist Enternasyonal'in en büyük üyesi olan Carlos Andres Perez'in IMF programına karşı bir ayaklanmayı ezmesinden 10 yıl sonraya denk geldi. Halbuki Perez kampanyasında Dünya Bankası'nın maaşlı iktisatçılarını 'ekonomik totalitarizmin hizmetindeki soykırım işçileri', IMF'yi de 'halkı öldüren, ama binalara zarar vermeyen bir nötron bombası' diyerek lanetlemişti.

 

Sonrasında iki kurumun da taleplerine boyun eğdi, anayasayı askıya aldı, sıkıyönetim ilan etti ve orduya protestocuları öldürme emri verdi. İki binden fazla yoksul insan askerler tarafından öldürüldü. Bu, Venezüella'daki Bolivarcı ayaklanmanın kıvılcımını çaktı.

 

Chavez ve diğer alt rütbedeki subaylar, ordunun bu şekilde kullanılmasına ve ordu içindeki yozlaşmaya karşı bir protesto gösterisi örgütledi. 1992'de radikal subaylar, katliamdan sorumlu olanlara karşı bir isyan çıkardı. İsyan 1989'un travmalarından kısa süre sonraya denk geldiği için başarılı olamadı, fakat halk bunu hiç unutmadı. İşte yeni Bolivarcılar böyle iktidara geldi ve yavaşça, dikkatle sosyal reformları uygulamaya koydu. Roosevelt'in Yeni Ekonomi Programı'nı ve 1945'te Britanya'daki İşçi Partisi hükümetinin politikalarını andıran reformlardı bunlar. Washington konsensüsünün hâkimiyetindeki bir dünyada bu kabul edilemezdi. Bu yüzden Chavez'i devirme çabasına girişildi. Bu yüzden ABD'deki siyasi Hıristiyanlığın lideri Pat Robertson, Washington'ın acilen Chavez'i öldürmesi gerektiğini söyledi. Dünyanın geri kalanı göz önüne alındığında bugüne kadar varlığını silik bir ülke olarak sürdüren Venezüella aniden bir deniz fenerine dönüştü.

 

Chavez'i seçen insanların çoğu öfkeli ve kararlıydı. 10 yıl boyu temsil edilmediklerini düşünüyorlardı; geleneksel partilerin ihanetine uğramışlardı; zorla dayatılan asalak bir oligarşinin, çürümüş sivil idarenin ve sendika bürokrasinin korunması adına yoksulların ezilmesine dayanan politikalarıyla, petrol kaynaklarının kullanılma şeklini onaylamıyorlardı. İnanılmaz servetlere ve daha açık ten rengine sahip seçkinlerin kibrini de onaylamıyorlardı. Chavez'i seçmek onların intikamıydı.

 

Medya da kampanyaya katıldı

 

Chavez'in ülkenin sosyal yapısında makul değişiklikler yapmaya kararlı olduğu açık hale gelince Washington küplere bindi. Venezüella'ya karşı eylemlere ve propagandaya girişti; Financial Times ve Economist gibi yayınlar, muazzam bir dezenformasyon kampanyasıyla bu çabanın ön cephesinde saf tuttu.

 

Chavez'in iktidara gelişi, onlara göre geçici bir delilikti, zira petrol gelirleriyle finanse edilen sosyal reformlar kötü günlere dönüşün habercisi, totalitarizm yolunda atılmış bir ilk adımdı. Chavez politikasını asla saklamadı. İki Simon, yani Bolivar ve Rodriguez ona basit bir ders öğretmişti: Başkalarının çıkarlarına hizmet etme; kendi devrimini yap ve Güney Amerika'yı emperyalistlere karşı bir araya getir. Chavez'in, Washington konsensüsünü destekleyenlerin kabul edilemez bulduğu programının özü buydu.

 

ABD'ye karşı ciddi bir Latin Amerika direnişinin anahtarı bölgesel uyumda. Televizyon kanalı Telesur yaklaşık iki yıl önce yayına başladığında ekrana gelen ilk programlardan biri, Güney Amerikalıların bilgisizliğinin şok edici boyutunu ortaya sermişti. Kıtanın bütün başkentlerinde yapılan söyleşilerde, insanların sadece kendi ülkelerinin ve ABD'nin başkentini bildikleri görülüyordu.

 

Velhasıl ileriye gitmek için Chavez'in durmadan söylediği üzere, egemen ülkelerin Bolivarcı Federasyonu gibi bölgesel bir birlik gerekiyor. Washington bunu engellemek için elinden geleni yapar, zira çıkarları ülkelerle tek taraflı temas gerektiriyor. Güney Amerika'daki bölgesel birlik, Hispanik nüfusu Samuel Huntington gibi devlet ideologlarını dehşete düşürecek kadar hızlı büyüyen ABD'de şaşırtıcı etkiler yapabilir. (Counterpunch, İnternet gazetesi, 30 Kasım 2006)

 

(Radikal, 6 Kasım ’06)

 


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4