Ana Sayfa / Basın / 
20.11.2008
29.12.2006 11:53

Bakırhan: Kürt sorunu Avrupa’da değil Mecliste çözülür

 

ERDEM TOPRAK -ANF

Türkiye’de hükümet ve devlet arasındaki gerilim giderek tırmanıyor. İç ve dış siyasi sorunlara çözüm gücü olamayan AKP hükümeti, göstermelik küçük adımlarla yerleşik güçleri yoklarken; her seferinde attığı geri adımlar toplumu hayal kırıklığına uğrattı. Ermeni meselesini yok sayan, Kıbrıs’ta çözüm gücü olamayan, AB ile müzakereleri donduran, kendi iç sorunu olan Kürt sorununu bile uluslararası sorun haline getiren AKP hükümeti, PKK’nin ilan ettiği ateşkes sürecinde de çözüme öncülük edemedi.
 

AKP hükümeti en son DTP’nin Barış Yürüyüşü’nü dikkate almayarak çözüm taleplerine açık olmadığını gösterdi. Kürt sorununun çözümü için Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde temaslarda bulunan DTP’nin Dış İlişkilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, Avrupa parlamentolarında görüşmeler yapmaktansa Türkiye parlamentosunda milletvekilleri ve bakanlarla görüşmeyi tercih ettiklerini ancak AKP hükümeti ve anamuhalefet partisi CHP’nin bu konuda kendileriyle işbirliği içerisine girmeye yanaşmadığını söyledi. Bakırhan, ANF’nin sorularını yanıtladı.
 

- Türkiye-AB ilişkileri Kıbrıs sorunu nedeniyle durma noktasına geldi. Kıbrıs sorunun bu kadar öne çıkaran AB’nin, Kürt sorununu görmezden gelen politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 

- Türkiye bu sorunları çözme konusunda ciddi bir performans ortaya koymadı. AB de bunu görmesine rağmen, yeterince demokratik bir baskı oluşturmadı. Bu süreç geçiştirme süreci oldu ve askıya alındı. Askıya alınan maddeler, Türkiye’nin temel sorunlarıyla ilgili değil. Bu da bir çifte standarttır. Kürt sorunu da bunların başından geliyor. Türkiye’nin temel sorunları çözme konusunda zorlanacağını biz de çok iyi biliyorduk. Nitekim öyle oldu. Bu konuda AB’nin çifte standardı da etkili oldu. Eğer başlarken Türkiye’ye temel sorunların çözümünden sonra bu sürecin başlayacağını Türkiye’nin bu sürece dahil olacağı söylenseydi AB süreci bugün askıya alınmayacaktı. Ama bu sürecin bir noktada tökezleyeceği beliydi. Çünkü temel sorunların çözümü için ciddi bir program oluşturulmamıştı. Bugün gelinen nokta sürpriz değil.
 

- AB ne yapmak istiyor peki ya da bundan sonrası için Türkiye’nin üyeliği hakkında ne planlıyor?
 

- Türkiye hem ekonomik alanda hem de sosyal ve siyasal iyi bir sınav vermedi. Bu konularda artık top AB ülkelerinden çıkmış durumda. Türkiye’nin yapacağı değişimlere ve reformlara bağlı olarak bu sürecin devam edip etmeyeceği belli olacak. Bu konuda Türkiye’nin de yakın bir dönemde çok ciddi bir atılım yapması beklenmiyor. Bu sürecin ağır aksak devam edeceğini düşünüyorum.
 

‘AB İKİLİ OYNUYOR’
 

- Kürt sorunuyla ilgili bir parti olarak AB’nin Kürt sorunu konusunda nasıl bir politika sergilemesini istiyorsunuz?
 

- Biz bir süre önce Avrupa ülkelerinde çeşitli görüşmeler yaptık. Aslında AB ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor. Sorun çok net olarak biliniyor. Gayri resmi görüşmelerde, biz taleplerimizi ilettiğimiz zaman çok asgari olarak taleplermiş gibi bir yaklaşım gösteriyorlar. Ama resmi görüşmelerde, Türkiye’nin önüne konulan söylemler çok sınırlı. Yani Kürtlerle birebir görüşmelerde, sorunu çok iyi tahlil eden ve çözüm önerileri sunan AB ülkeleri maalesef resmi platformlarda soruna değinmemişlerdir, ya da kısmen Türkiye’yi ürkütmeyecek şeklerde değinmişlerdir. Hatta bireysel haklar olarak Türkiye’nin yapması gerekenler konusunda dahi çok ısrarcı olmamıştır. Kürtlerin sempatisini bir dönem kazanan AB, Kürtlerin beklentilerine bu dönem cevap olamamıştır. Ve Kürtler AB ülkelerinin Kürt sorununu bir kart olarak kullandıklarını çeşitli platformlarda dile getirmişlerdir. Dolayısıyla AB ülkelerinin de bu konuda Kürt sorununu artık bir kart olarak kullanamayacaklarını bilmeleri gerekiyor.
 

- AB çözüm konusunda nasıl bir rol oynayabilir?
 

- Biz, yapmış olduğumuz diplomatik çalışmalarla birlikte bir çok şey öğrendik. Yani bu sorun Avrupa’da çözülmeyecek. Sorunun tarafı AB ülkeleri değildir. Bu sorunun çözüm yeri Türkiye’dir. Biz Kürtler, İtalya’da, İspanya’da, Portekiz’de, İskandinavya ülkelerine gidip gezmeyi, sorunu anlatmayı, orda dert yanmayı çok seven insanlar değiliz. Biz aslında İspanya’da Portekiz’de gidip tartıştığımız Kürt sorununu Türkiye parlamentosunda, siyasi partileri ve sivil toplum örgütleriyle tartışmayı istiyoruz. Ama maalesef, İspanya’nın İtalya’nın ya da benzeri ülkelerin açtığı kapıları, ya da soruna gösterdiği ilgi ve alakayı kendi ülkemizde göremedik. Dileriz önümüzdeki dönemde Avrupa kapılarında dolaşma yerine Ankara’da parlamentoda Kürt sorunun tartışma olanağını yakalarız. Ben Meclis başkanıyla, Dışişleri Bakanıyla, AKP milletvekilleri veya muhalefet partileriyle görüşmeyi Avrupa’da herhangi bir üst düzey yetkiliyle görüşmeye tercih ederim.

- Hükümetin AB politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 

- Hükümet de çok ciddi yaklaşmamıştır. Hükümet de AB’nin geçiştirme politikasını onaylamıştır. Hükümet sürecin sorumluluklarını yerine getirmediğini bu sürecin bir noktada tökezleyeceğini çok iyi biliyordu. Hükümet popülist yaklaşarak, AB sürecini bir dönem daha iktidarda kalma ve Türkiye’deki sorunların üstünü örtme aracı olarak görmüştür. Hükümet gerekli politikaları hayata geçirmediği için şoven milliyetçi kesimler ortaya çıkarak AB karşıtlığı tavan yapmaya başlamıştır.
 

- Devletin resmi dış politikası ile hükümetin dış politikası arasında sürekli bir kriz hali mevcut. Ve en son Kıbrıs meselesinde ordu-hükümet-Çankaya üçgeninde gerginlik yaşandı.
 

- Keşke, bu ikili yapı ve kriz, hükümetin ciddi sorunlar karşısında adımlar atması sonucu çıksaydı. Hükümet, Kıbrıs sorunun çözdüğü için bir kriz çıkmamıştır. Hükümet Kıbrıs sorununda çok küçük bir öneri sunmuştur. Buna rağmen bir kriz çıkmıştır. Ben aslında hükümetin devletin resmi politikası dışına taşmadığını belirtmek istiyorum. Hükümet bugüne kadar resmi politika dışına çıkmadı. Hükümet Kıbrıs’ta iyi manevralar yaparak, AB’nin hareket alanını daraltmıştır. Bana göre Genelkurmay da bunu çok iyi okumuştur.
 

- Dış politikada bir sorun çözülmeden başka bir sorun üstüne geliyor. Yıllar geçiyor ama sorunların hep biriktiğini görüyoruz. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
 

- Bu sorunların çözümü bir fatura gerektiriyor. Devletin 100 yıldır oluşturduğu resmi politikanın yeni baştan oluşturulması gerekiyor. Şimdi sen Ermeni olayını kabul etmiyorsun. AB ülkelerinden birisinin parlamentosundan geçirdiği bir şeyi kabul etmen halinde, resmi tarihi ve söylemi değiştirmen gerekiyor. Bu çok basit bir şey değil. Sen Kürt sorununu kabul etmiyorsun kabul etmen halinde her alanda teklik üzerinden kurmuş olduğun sistemde çok ciddi bir değişim ve dönüşüm yapacaksın. Kıbrıs meselesinde de aynı şey geçerli. Hükümet niye çözmüyor diye sorarken, bunu çözmek çok kolay değil. Çünkü 80-100 yıldır bütün taşlarını bu çözmediği sorunlar üzerinde inşa etmiştir. Sorunları çözmek taşları yeni baştan örmek anlamına geliyor. Dolayısıyla bu taşları yeniden örmeye cesaret edecek bir siyasi iradeye her zaman ihtiyaç olmuştur.
 

‘ÖNCE SORUNLARIN VARLIĞI KABUL EDİLMELİ’
 

- Bu tıkanan sorunlara sizin çözüm önerileriniz nelerdir?
 

- Bu sorunlar çözülmezse 100 yıl sonra da Türkiye’nin önünde duracak. Önce bu sorunların varlığının devlet tarafından kabul edilmesi gerekmektedir. Bu ülkede bir Ermeni sorunu yaşanmıştır, demek gerekiyor. Bu ülkede bir Kürt sorunu, bir Kıbrıs sorunumuz var, demek gerekiyor. Geçmişteki Ermeni meselesini cesaretle masaya yatırmak gerekiyor. Kürt sorununda da temel sorun hükümetin bu sorunu kabul etmesidir. Talepler bir sonraki aşamadır. Önce bu sorunlar kabul edilmeli, daha sonra bu sorunlar kabul edildikten sonra ortaya çıkacak faturaları göğüslemeli. Daha sonra çözüm önerileri tartışılmalı. Türkiye Ermeni kapısını kapatarak bir şey kazanmamıştır. Türkiye Kıbrıs sorununu çözmemekle bir şey kazanmamıştır, kaybetmiştir. Türkiye Kürt sorunun çözmeyerek kazanmamıştır, 400 milyar dolar kaybetmiştir ve kaybetmeye devam ediyor.
 

- Irak savaşından sonra Türkiye’nin içinden çıkamadığı bir dış politik mesele de Güney Kürdistan’la ilişkileri oldu. Ekonomik ilişkiler geliştirilirken, siyasi ilişkilerde bir ilerleme yok ve bunun yanı sıra hep sınırdışı operasyon tehditleri gündemde tutuluyor. Türkiye Güney Kürdistan’a yönelik neden böyle gergin bir politika yürütüyor?
 

- Türkiye kendi sorunlarının ötesinde komşu ülkelerinin iç sorunlarıyla daha ilgili. Irak’ta Federe Kürt Bölgesi de bunların başında geliyor. Bu konuda da Türk dış politikası bence sınıfta kaldı. Bir taraftan, OYAK ve Karamehmet grubu ile ihaleler alıyor, bir taraftan İran’la geliştirdiği diplomatik ilişkilerle Şiiler’e mesaj verirken; diğer taraftan da Sünni muhalefetini toparlamaya çalışıyor. Şimdi burada aslında ilginç bir tablo var. Kendileri görmüyor ama dışardan gözleyenler çok iyi görüyor. Türkiye burada ne yapmak istiyor, katkı mı sunmak istiyor. Hayır. Türkiye’nin İstanbul’da topladığı Sünni muhalefete bakıldığında sadece legal yöneticiler yoktur. Orda karmaşanın, çatışmaların içerisinde olan gruplar da vardır. Çok ilginçtir. Bir ülke, komşu ülkesindeki çeşitli çatışma ve karmaşalar içerisinde yer alan bütün grupları topluyorsa bu günübirlik ilişki değildir. Buraya bakmak gerek. Irak’ta 20-30 muhalif hareketin bir araya toplanmasını sağlamak için önceden onlarla diyalog içerisinde olmak gerekiyor.
 

Türkiye’nin Irak’a ilişkin gerçekçi bir çözüm önerisi yoktur. Kendisi gibi üniter bir devlet önerisi vardır. Bu, Irak’ta uygulanacak bir şey değildir. Kerkük’e ilişkin kıyamet kopartılıyor. Türkiye’nin temel sorunu Kerkük’tür. Kerkük’ün kendi ülkesinde yaşayan 20 milyona yakın Kürtlerin soydaşları olan Irak Kürtlerinin kontrolünde olmaması için elinden geleni yapıyor. Çok büyük bir yanlış yapıyor. Çünkü Türkiye’deki Kürtlerin soydaşları olan Irak’taki Kürtlerin en iyi dostu yarın Türkler olacaktır, Türkiye devleti olacaktı. Bunu görmüyor burada yanlış bir diplomasi yürütülüyor. Kerkük’e ilişkin kıyamet kopartılıyor. Mevcut Anayasa’nın yürürlükten kaldırılması, Kerkük’teki referandumun ertelenmesi için ABD’ye çok ciddi baskılar yapıyor. Ama sonra Kerkük’ün kimlerin elinde olacağı, nasıl olacağı, nasıl yönetileceği konusunda bir önerisi yoktur.
 

‘SINIR ÖTESİ OPERASYON ÇÖZÜM DEĞİL’
 

- Bu konuda hükümete ne öneriyorsunuz?
 

- Türkiye’deki sağduyulu insanların önerisi gibi bir önerim var. Irak’taki Kürtlerle dostane ilişkiler geliştirilmesi, mevcut Irak’taki Anayasa’ya saygı gösterilmesi, Kerkük’te yapılacak olan referandumla ilgili negatif açıklamalar, askeri ve siyasi müdahalelerden bahsetme yerine referandumun kazasız belasız gerçekleşmesi, ortaya çıkacak olan halkın iradesine saygı göstermesi, onlarla her alanda kardeşlik bağlarını geliştirerek ilişkilerini güçlendirmesi gerekir.
 

- Türkiye sınır ötesi operasyon için ABD’den izin istiyor. Böyle bir operasyonla Türkiye amacına ulaşabilir mi?
 

- Sınır ötesi operasyon bir çözüm getirmez. Türkiye PKK sorununu uluslararası bir sorun haline getirmekle yanlış yapmıştır. PKK sorunu Türkiye’nin iç sorunudur. PKK Kürt sorununun sonucudur. Türkiye, Kürt sorununu çözdükçe PKK sorununu çözebilir. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe, operasyon ve benzeri girişimlerle PKK sorununu da çözemez.
 

- Çözümün önünü açmak PKK’nin ateşkes ilan etmesi isteniyordu. Ve üç aydır ateşkes ortamına rağmen her hangi ciddi bir açılım sergilenmedi.
 

- Türkiye burada da sorunun önemini göremiyor. Ateşkesi geçiştirmeye çalışıyor. Bu ateşkes bir taktik olarak görülüyor devlet tarafından. Ateşkesin çözüm sürecini başlatması için gereken adımlar atılmamıştır. Yine ateşkes öncesi bir tabloya doğru gidişin önü açılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla bu süreci destekleyen birisi olarak hala hükümetin yapabileceği bir çok şeyin olduğunu, ateşkesi ilan eden silahlı güçlerin de bu konuda daha duyarlı ve temkinli yaklaşmalarını, bu sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için onların da sabır göstermesi gerektiğini düşünüyorum.
 

- Ateşkesin ilan edilmesi sürecinde dış güçler de etkili oldu. Bu dönemde dış güçlerin tavrını yeterli görüyor musunuz?
 

- Ateşkesi sürecini AB ülkeleri istemiştir ama ciddi yaklaşmamışlardır. Çünkü, ateşkes süreciyle birlikte Kürt sorunundan önce AB ülkelerinin halletmesi gereken sorunlar daha rahat halledilir düşüncesi egemendir. Kürt liderler istemişlerdir, çünkü Anayasa yeniden tartışılıyor, ABD Irak politikasını yeniden gözden geçiriyor. Kerkük’teki referandumun ertelenmesi düşünülüyor. Dolayısıyla böyle bir çatışmalı ortamda Türkiye’nin daha da gerileceğini, Türkiye’nin Güney’e yönelik operasyonlar hesaba katılarak, bu sürecin Türkiye’yi yumuşatacağı düşünülerek ateşkes desteklenmiştir. Ateşkes süreciyle birlikte aslında herkes kazanmıştır. AKP kazanmıştır çünkü asker cenazeleri gitmediği için her yerde çok rahat propaganda yapabiliyor. Cumhurbaşkanlığı sürecini kazasız belasız geçirmek istiyor. Seçime çatışmasız bir Türkiye ile girmek istiyor. Ama maalesef Kürtlerin talep ve istemlerinde her hangi bir gelişme olmamıştır.
 

‘GÜNEY’İN STATÜSÜNDE GERİLEME OLMAZ’
 

- Güney Kürdistan yönetiminin politikalarını, Ortadoğu barışı ve komşularıyla ilişkileri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
 

- Güneyli Kürtlerin şu andaki politikaları çok olumlu. Devlet değiller ama bir devlet diplomasisi inceliğiyle davranıyorlar. İran’la ilişkileri, Türkiye ile ilişkileri geliştirmek için gösterdiği iyi niyet ve çabalar, yine bu konuda PKK’ye yönelik tavırları bence olumlu politikalardır. Bu politikaların devam etmesi gerekmektedir.
 

- Güney Kürdistan’ın geleceğini doğrudan ilgilendiren Irak Çalışma Grubu raporu Güney Kürdistan yönetimi ve Kürt örgütleri tarafından kabul edilemez olarak değerlendirildi. DTP bu rapora nasıl bakıyor?
 

- Bana göre rapor biraz çevre ülkelerini tatmin etmeye dönük olarak hazırlanmış. Bu raporu bir taktik olarak görüyorum. Çünkü bu saatten sonra Kürtlerin elde ettiği statünün yeniden tartışılmasının imkansız olduğunu belirtmek istiyorum. Rapor yanlıştır, eksiktir, çözüm önerileri yerine mevcut çatışmaları derinleştiren, gerçekten Irak’ın bölünmesini sağlayacak bir rapordur. Ben bunun ABD’nin resmi politikası olmadığını düşünüyorum. ABD’nin resmi politikasının bu rapora göre şekillenmesi halinde hem ABD’nin, hem Ortadoğu’nun hem de Irak’ın çok şey kaybedeceğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu raporun ciddiye alınmaması gerekir. Zaten boşa çıkmıştır.
 

ANF


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30