30.12.2006 09:56
Iraklı Kürtler neden Amerika'ya kızdı? – Abdülhamit Bilici
Kısa süre önce Irak'taki gruplar arasında en şanslı görünen Kürtler idi. Kan gölüne dönen ülke kaos içinde yüzerken, onlar kuzeyde asude bir istikrar yaşıyordu. Bölgeyi ziyaret edenler, kullanılan arabaları, lüks binaları, her gün bir yenisi açılan kurumları gördükçe hayret içinde kalıyordu. Nedeni basitti. Bir iki yüz kilometre ötede kan gövdeyi götürürken, burada huzur vardı.
Belli ki, savaşta ABD'ye verdikleri desteğin meyvelerini bir bir topluyorlardı. Celal Talabani Irak cumhurbaşkanı olmuş; Mesut Barzani ise Kürt Otonom Bölgesi'nin başkanı sıfatıyla Beyaz Saray'da ağırlanmaya başlamıştı. Sünnilerin siyaset dışı kalması sonucu, Irak Meclisi'nde gerçeğin çok üstünde bir temsil gücüne kavuşmuşlardı. Dışişleri Bakanlığı koltuğuna da Kürt kökenli bir isim oturmuştu. Daha da önemlisi, dünyanın ülkede güvenliği sağlamasını umduğu Irak ordusunda en etkili konumlar onların olmuştu.
Süper gücün mutlak desteğini alan ve Irak'ta bu kadar önemli konumlar elde eden Kürt liderlerin en büyük hedefi, 2007 sonunda yapılması planlanan referandumla petrol zengini Kerkük'ü de elde etmekti.
ABD'nin desteğini aldıktan sonra, Arapların, Şiilerin, Sünnilerin, başta Türkiye olmak üzere komşuların fazla önemi yoktu. Onlar, ABD televizyonları için hazırladıkları reklamlarda, kendilerine verilen destekten duydukları minnettarlığı ifade etmekle meşguldü. Hatta Amerikan askerlerini kendi bölgelerine davet ediyorlardı.
İşler bu şekilde yolunda giderken, hava birden değişti. Düne kadar ABD desteğinden duydukları memnuniyeti dile getiren Kürt liderler, Amerika'nın kendilerini satma ihtimalinden söz etmeye başladı. Bush'un Kongre seçimlerini kaybetmesi, ABD'nin Irak batağına saplanmasının baş sorumlularından Rumsfeld'in istifası ve son olarak Baker-Hamilton raporunda yer alan öneriler anlaşılan Kürt liderleri iyice huzursuz etmişti. Bölge istihbarat ve güvenlik sorumlusu Masrur Barzani'nin, Washington Post'ta yayınlanan makalesi Kürt liderler arasındaki bu havayı çok iyi yansıtıyordu.
Barzani, Kerkük referandumunun ertelenmesini ve Irak'ın geleceği için komşu ülkelerle işbirliği yapılmasını öneren Baker-Hamilton raporunu yerden yere vuruyor ve Amerikan yönetimine hitaben şöyle diyordu: "Kürtler, bir defa daha satılmak üzere. ABD yönetimi, bu raporda yer alan tavsiyeleri benimserse Kürtler, Irak'ın komşularının çıkarları uğruna kurban edilmiş olacak."
Bu raporun ne kadarının politikaya dönüşeceği belli olmasa da önümüzdeki dönemde Iraklı Kürtlerin ABD ile ilişkilerinde bir değişim bekleniyor. Bu süreci yakından izleyen diplomatik çevreler, değişimin yaşanacağı alanlardan birinin Irak ordusuyla ilgili olacağını düşünüyor. Yetkililer şu analizi yapıyor: Irak Ordusu'nun yüzde 50'sini oluşturan Kürtlerin şimdiye kadarki stratejisi, Sünni-Şii çatışmasının yaşandığı ve güvenliğe en çok ihtiyaç duyulan bölgelerden uzak kalmaktı. Orduda reform gündeme gelince, Kürtlerin güney ve orta Irak'taki bölgelere de gitmesi istenecek. Böylece Kürtler diğer unsurlarla karşı karşıya kalacak. Bu olmazsa mecburen ordu içindeki ağırlıkları azaltılacak.
Kürt liderlerin hayal kırıklığı yaşayacağı diğer konunun Kerkük olacağı söyleniyor. Kerkük'ü referandumla kendi bölgelerine katsalar da Iraklı bütün grupların hak iddia ettiği bu şehri ellerinde tutmak için Musul, Diyala, Telafer kuşağının tümünü ele geçirmeleri gerekecek. Bu da şu anda öncelikli olarak birbiriyle uğraşan Şii ve Sünni grupların, bu kez Kürtlere yönelmesi anlamına gelecek. Böyle bir durumda, kendisi ölüm kalım mücadelesi veren ABD'nin Kerkük'te Kürtlerin yardım talebine cevap verme ihtimali düşük görülüyor.
Bağımsızlık hayalinin temelini oluşturan petrol gelirlerini kontrol hususunda da sorunlar var. Çünkü Bağdat'ta tamamlanma aşamasına gelen yeni kanun, petrol gelirleri üzerinde merkezî kontrol öngörüyor.
Kısacası, yerel gerçekleri fazla göz ardı eden Kürt liderlerin, çok geç olmadan politikalarını gözden geçirmesi gerekiyor.
Kurban bayramınızı tebrik eder, yeni yılın gerilim yüklü dünyamıza huzur getirmesini dilerim.
(Zaman, 30 Aralık ’06)