31.01.2007 10:24
Nairobi Dünya Sosyal Forumunun Ardından - Erinç Yeldan
Dünya Sosyal Forumu'nun (DSF'nin) yedinci buluşması 20-25 Ocak tarihleri arasında Kenya'nın Nairobi şehrinde gerçekleştirildi. "Başka Bir Afrika Mümkün - Başka Bir Dünya Mümkün" sloganları altında Nairobi'ye gelen binlerce katılımcı, beş gün boyunca neoliberal küreselleşmenin azgelişmiş ülkeler, emekçi sınıflar ve gezegenimizin doğal kaynakları üzerine olan yıkıcı etkilerini vurguladı ve alternatif küreselleşme süreçlerini tartıştı. DSF'nin Nairobi buluşması, daha önceki forumlara görece, aktivist görsel etkinlikler ve kitlesel gösteri yürüyüşlerinden yoksundu. (Gene de forumun açılış gününde yaklaşık 80 bin katılımcının Afrika'nın en geniş gecekondu bölgesi Kiberra'da görkemli bir gösteri yürüyüşü düzenlemiş olduğunu not edelim.) Türkiye'den gelen genç meslektaşlarla birlikte biz ise kendimizi daha akademik bir ortamın içinde bulduk.
***
Uluslararası Kalkınma İktisatçıları Birliği'nin (IDEAs - www.networkideas.org) Kenyatta Üniversitesinde düzenlemiş olduğu üç günlük konferansta, dünyanın Güney yoksullarından gelen 50'den fazla sosyal bilimci, uzman ile birlikte "sürdürülebilir istihdam" sorunlarını tartışma fırsatımız oldu. Konferans sunumlarından edindiğimiz temel gözlem, gelişmişlik düzeylerindeki ve küreselleşme sürecine katılımdaki farklılıklara rağmen, hemen tüm azgelişmiş ekonomilerde günümüzdeki en önemli sorunun artan işsizlik, işgücünün enformalleşmesi ve genel olarak, reel ücretlerin geriletilmesi sonucunda, emekçilerin milli gelirden aldıkları payın düşmesi - ve dolayısıyla, yoksullaşmanın yaygınlaşması ve gelir dağılımının bozulması olguları idi.
Aralarında Çin ve Hindistan gibi hızlı büyüyen (neoliberal deyim ile "küreselleşmeyi kucaklayan") ekonomilerde dahi bu temel gözlemin değişmediğini, hatta söz konusu sürecin bu ekonomilerde çok daha derinden işlemekte olduğunu gözledik. (Çin ve Hindistan ekonomilerindeki son dönemde gözlenen hızlı büyümenin aslında ne derece çarpık bir kalkınma sürecini ifade ettiğini bir başka yazımda ele alacağım.) İşsizlik, formel istihdam olanaklarının daralması, işgücünün marjinalleştirilerek kayıt dışılığa itilmesi ve çoğunlukla cinsiyet, ırk ve etnik ayrımcılığa tabi tutularak, emeği ile geçinen ailelerin hızla proleterleşmeye ve yoksulluğa mahkûm edilmesi, bütün dünya ekonomilerinin ortak sorunu olarak gündemimizde duruyor.
•Uluslararası Çalışma örgütü (ILO) verilerine göre günümüzde dünya işgücü piyasalarında 186 milyon açık işsiz bulunuyor. Umudu kırıldığı için iş aramaktan vazgeçen, ancak iş bulduğu takdirde işe başlamaya hazır gizli işsizler de bu rakama ilave edildiğinde, toplam işsizlerin sayısı yarım milyarı aşıyor.
•Gene ILO'nun hesaplamalarına göre, azgelişmiş ekonomilerde işçilerin yüzde 22'si günde 1 doların, yüzde 57'si ise 2 doların altında -yani Bretton Woods örgütlerinin "resmi" yoksulluk sınırının altındaki- ücretlerde çalıştırılıyor.
•Birleşmiş Milletler'in "Milenyum Kalkınma Hedefleri" arasında da anılan, "azgelişmiş ülkelerde 2015 yılına değin yoksulluğun yarı yarıya azaltılması" hedefine ulaşmak için dünya ekonomisinde yıllık reel büyüme hızının en az yüzde 4.5 olması gerektiği hesaplanıyor. Dünya ekonomisinin ise inişli çıkışlı dalgalanmalar altında, ortalama olarak bu oranın çok altında büyüdüğü gözleniyor.
•Sovyetler Birliği önderliğindeki sosyalist sistemin çöküşünün ardından ve Hindistan ve Çin'in dünya pazarlarına "ticari" koşullarda eklemlenmesi neticesinde, 1.5 milyon yeni nüfusun dünya işgücü piyasalarına "ücretli emek" koşullarında ilave edildiği hesaplanıyor. Bu olgu neticesinde, dünya faktör piyasalarında emek-sermaye oranının yarı yarıya azaldığı ve dolayısıyla emeğin sermaye karşısındaki pazarlık gücünün yapısal olarak zayıfladığı görülmekte.
•Azgelişmiş ülkelerde imalat sanayii ihracatının giderek artmasıyla birlikte, bu malların üretiminde istihdam edilen işgücünün yüzde 90'ının vasıfsızca da düşük-vasıflı emek girdisi olduğu görülmekte. Bunun sonucunda örgütsüz işgücü arzı giderek marjinal ve enformel koşullarda istihdam edilmekte ve herhangi bir sosyal güvenceden yoksun olarak çalıştırılmakta. Böylece dünya ölçeğinde emeğin sömürüsünün yoğunlaşması ve yoksulluğun yaygınlaşması kaçınılmaz olgular olarak karşımızda duruyor.
Dünyanın ticari mal ve işgücü piyasalarında yaşanan bu gelişmeler karşısında daha da yoğunlaşan emeğin kapitalist sömürüsü, küreselleşme sürecinin "neoliberal" istikrar reçeteleri altında, "esnekleştirme", "yönetişim", "kredibilite" gibi cilalı kavramlarla meşru kılınmaya çalışılıyor.
(Cumhuriyet, 31 Ocak 07)