Ana Sayfa / Basın / 
07.09.2008
30.03.2007 11:45

36 yıl Dilara ızgara kafes - Varlık Özmenek

 

ANKARA- ABD’nin tek kutuplu dünya imparatorluğunu ilân ettiği 1990 yıllarında, Ankara Büyükelçisi ne diyor:

“Dünyada Türk medyasına dayanabilecek ikinci bir demokrasi yoktur.” (Gazeteci arkadaşımız Ahmet Tan’a söylüyor. Kâmran İnan da “Siyaset Yılları”nda isim vermeden yazıyor.)

Bundan ne anlam çıkar?

- Deme gari! “İki dost ve de stratejik müttefik”in yanına yaklaşma!

Bir tanesi nereyi gözüne kestirdiyse, demokrasi getirmek için saldıracak!...

Derdi -emperyal- dünyanın petrol yatakları. Neresiyse oranın demokrasiye ihtiyacı var!

Ortağı ne yapacak? Mazbut.

Onun derdi kendi kamuoyu!

O da “1.Güç” olarak andıçladığı medyayı onun üzerine salacak. İç emperyal! Demokrasi neyine?

***      ***      ***

Nereye geldik?

“İstanbul Bahçelievler'de annesinin elinde yolda yürürken açık bırakılan kanalizasyon kapağından düşen minik Dilara Dumrul'un ölümü Türkiye'yi sarstı”… (Mart-2007 ortalarında gazeteler…)  

Nasıl sarstı?

Ne kadar sallarsan salla, bildiğimiz medya! 

Para Vole!

Otuzaltı yıl önceki Mart’ın  9’unda sol’u, 12’sinde sağ’ı  hemen hepsi; o yıllarda çok söylenen bir şarkının esrikliğinde dönüşümlü; “kimi neş’eden-kimi kederden” sarsılıyordu, Türkiye’nin?..

Bir anma yıldönümüne hasret otuz altı yıldır.

12 Mart Muhtırası’nın 1 numaralı imzacısının samimî beyanıyla tarihe nakşolduğu gibi; “Sosyal uyanış, ekonomik gelişmenin önüne geçmişti…”

Ezildi!

Ekonomik gelişme, ebedî sosyal uykunun önüne geçirildi; yetmedi biraz daha mı?

O günden bu yana…

Ekonomik gelişmeye en az üç kuşak uyuşturuldu.

Biliyorum göğsünüz daralıyor, ağzınız kuruyor bugün.

‘Sessiz -ezilen soyulan- Büyük Çoğunluk’: 

Şu “Alttakiler”!

Lâfı mı olur, ne oluyor?

… Türkiye kendi içine kanıyor.

“Büyük Soygun’da Medya” para Vole!

***      ***      ***

36 yıl… Şimdi adından söz edeceğim;

Ayşe… 

Tam da bu yaşta. Bu zaman zarfında büyüdü, okudu, iyi de okullar okudu, iyi de iş buldu, gelin oldu, anne oldu,  bebek bekliyor bugünlerde. 

Hem de ikincisini; iki yaşında kızı var, doğacak oğlunu büyütüyor karnında…

Kim Ayşe?

…O yıl doğmuştu; 12 Mart’tan  beş ay sonra; geçenlerde sordum; 8 Ağustus 1971’de dünyaya gelmiş Ayşe.  

Annesi: Birsen

Babası: Yalçın

Bizim Ankara’da neredeyse 40 yıllık, bugün ilk günkünden de doyumsuz dostlarımız…

Hep hatırlıyoruz…

Ayşe doğdu, daha ayağı yere değmeden babasını aldılar götürdüler…

Nasıl bir Ankara günleriydi, Türkiye günleri…

Bir yandan Ayşe’yi büyütüyor. Bir yandan eve ekmek, işe gidip geliyor Birsen.

Bir de Mamak’a ziyaretçi gitmek; Ayşe’yi babasına, o da, paslı demir kafes arkasında bir siluet! Göstermek…

- Bak canım; baba! Ba-ba! Ba../

- Görüş tamam!

Eve dönmek… Günler, haftalar, aylar, iki yılı aşkın zaman geçti.

Ayşe, ayağını yere bastı, yürüdü, düşüp koşuyor…

- Nereye anne?

- Baba’ya

Ayşe iki yaşını geçti… Bir gün annesinin elinden tutmuş evlerinin yakınında Emek’de yürüyorlar…

Birsen dalgın, elinde Ayşe yürüyor.

Ayşe:

- Baba!... Baba!..

Birsen; ‘özledi’ diye düşünüyor bakmadan Ayşe’ye:

- Bugün baba yok canım.

Ayşe çekiştiriyor; Ayşe bağırıyor:

- Baba! Babam burada. Bak anneee.

Birisine mi benzetti Yalçın’ı acaba?

- Bugün baba yok yavrum. Bu hafta sonu gene gideceğiz.

…Ayşe, annesinin elinden kurtulmaya çalışıyor, bir inat bir inat. Gitmiyor.

Yolun üstünde bir rögarın demir ızgaralarını gösteriyor; bir görüyor ki ağlayacak Birsen.

Ayşe:

Türkiye’nin otuzaltı yılı…

Dil: andıç!

Yürek: Izgara-kafes!

- Dilara… Orada şimdi.

(sansursuz.com, 30 Mart ’07)

 


YAZICIYA GONDER


September
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 1 2 3 4 5