31.03.2007 07:21
Darbeciler burada, peki ya hukukçular… - Ali Bayramoğlu
Bir ayda üç skandal, olmadı üç deprem… Önce akredite gazeteleri ve gazetecileri fişleyen, dost-düşman olarak iki kesime ayıran, basını askeri bir lojistik aracı, basın üzerinden toplumu yönlendirmeyi doğal siyasi faaliyet olarak gören, ”fişleme” esasına göre çalışan bir sistemin afişe olması…
Özetle andıç…
Ardından 2004 yılında bilinen iki darbe hazırlığını tüm ayrıntılarıyla ortaya koyan, demokratikleşme ve değişim sürecini tehlike ve takiye olarak gören generaller grubunun ateşle oyunlarına dair yeni belgeler…
Özetle, eski kuvvet komutanı Özden Örnek'e ait günlükler…
En nihayet Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın Harp Akademileri'nde 16 Mart'ta yaptığı konuşmada askerin siyasi rolünü bırakmadığına ve bırakmayacağına vurgu yapması “askerin kapıkulu olmadığını, zamanı gelince görevini yerine getireceğini” söylemesi…
Özetle askeri vesayet sisteminin teyidi…
Nasıl bir ülke burası?
Bir yanda ordunun ya da komuta kademesinin veya kimi orgenerallerin kısa bir süre önce darbe yapmaya kalkıştıklarından söz ediyoruz, askerin basını yönlendirmesinin, gazetecileri hükümet yanlısı asker yanlısı diye ikiye ayırmasının sonuçlarını konuşuyoruz…
Diğer yanda hiçbiri olmamış, bir tartışma yokmuş gibi, ortaya serilen zihniyeti, sistemi ve belgeleri doğrularcasına, sıradan ilan edercesine konuşan bir Genelkurmay Başkanı, daha doğrusu “askeri bir tutum” izliyoruz…
Ne yazık ki skandallar, suça, gayrimeşru ve yasadışı eğilimlere dair bilgi ve belge sızmaları sistemin temizlenmesine, hukukun devreye girmesine yol açmıyor…
Tersine bu tür durumların adeta meşrulaşmasına, içselleştirilmesine zemin hazırlıyor…
Kamusal görevleri varsa, bu görevlerinden en önde geleni siyasi şeffaflığı, demokratik hukuk düzenini savunmak olan “basın” sessiz sedasız, son askeri darbede yaptığı açık suç ortaklığını teyit eder, tekrarlayacağını ima edercesine “suskun ve pişkin…”
Ertuğrul Özkök hâlâ köşesinde “peki ya sivil andıçlar ne olacak” diye yazabiliyor…
Kim anlatacak bu adamlara demokrasinin birinci koşulunun askeri otoritenin sivil otoriteye bağımlılığı olduğunu?..
Bunun “yeterli koşul”u oluşturmasa da, “olmazsa olmaz gerekli koşul” olduğunu...
Askerin siyasi manevrasıyla hükümetin ya da siyasilerin manevralarının meşruiyet açısından karşılaştırılamayacağını…
Sivil dünyanın “eşitlik ve özgürlük ilkeleri”ni, “itaat ve hiyerarşi uygulaması”yla ikame eden bir kurumun siyasete karışmasının hiçbir koşul ve gerekçeyle savunulamayacağını…
Basın destek vermeden bu ülkede ihtilal olmaz, post modern darbe olmaz, askeri baskı olmaz…
Olmaz, olmaz, olmaz…
Asker de biliyor bunu…
Özden Örnek, Sarıkız operasyonuyla ilgili diğer belgelerinde teyit ettiği gibi şöyle yazıyor günlüklerinde:
“Önce basını ele geçirmeye çalışacaktık, sonra rektörler ile temas edip öğrencileri sokağa dökecektik, sendikalar ile aynı şekilde hareket edecektik, sokaklara afiş astıracaktık, dernekler ile temas edip onları da hükümet aleyhine teşvik edecektik…”
Nasıl bir ülke burası?
Soru çok, yanıt yok…
İşte size yanıtsız bir başka soru:
Peki, yazarların, düşünürlerin, gazetecilerin her satırında askere, devlete hakaret arayan ve 301'den soruşturmalar açan savcılar neden harekete geçmiyor, geçemiyor darbe girişimcilerine karşı?
(Yeni Şafak, 31 Mart ’07)