30.04.2007 10:43
Başkanlık sisteminin son adımı President Erdoğan'dan – Türkel Minibaş
Meclis aylardır Cumhurbaşkanlığı'na odaklı. AKP bir yıldır Cumhurbaşkanlığı'na odaklı. Anayasa Mahkemesi'nden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na, Danıştay'ın da bir kısım üyelerini belirleme yetkisi Cumhurbaşkanı'nda olduğu için mi? Hayır! Valilerin, YÖK Başkanı'nın, hatta Genelkurmay Başkanı'nın göreve başlaması Cumhurbaşkanı'nın imzasına bağlı olduğu için mi? Hayır!..
Petrol, tarım, orman, su alanlarını ulusötesi maden şirketlerinin kullanımına açan yasalardaki düzenlemelerin engellemeyle karşılaşmadan çıkarılması... Petrol şirketlerinden tıp merkezlerine yabancıların çalışmasıyla ilgili izinlerin verilmesi için mi? Hayır!
Tabii ki hayır. AKP bunların hepsini kukla bir Cumhurbaşkanıyla da yapabilir. Kaldı ki küresel sermayenin kamulaştırma, vergi, transfer kısıtlamaları ve de toplusözleşme duvarlarına çarpmadan serbestçe dolaşabilmesi için gerekli yasaların neredeyse hepsini de çıkardı. Ne var ki, yasaların çıkması Türkiye'yi vahşi kapitalizmin paylaşımına açan yapının devam edeceği anlamına gelmemekte. Bu yapının devam ettirilmesi: İcraat ve denetimin tek elde toplanmasına bağlı. Dahası:
• Türkiye'yi de içine alan GOP paylaşımının ulusal çıkarlar adına da olsa engellenmemesini ve...
• GOP'un askeri gereksinimlerinin karşılanmasını ve... 3 Mart tezkeresine benzer kesintilerin olmamasını da dayatmakta!
Bunun yolu da 24 Ocak-12 Eylül birlikteliğinde başlayan muhalefetsiz yönetim biçiminden... Cumhurbaşkanı’nın cumhurun başkanı olmaktan çıkarıldığı "başkanlık sistemi"nden geçmekte! AKP'nin Cumhurbaşkanlığı'nda ısrarcı davranmasının, uzlaşmaya yanaşmamasının nedeni de bu zaten. Çünkü, AKP'nin iktidar karşılığında küreselleşmenin kalelerine taahhüt ettiği siyasal yapıyı gerçekleştirmesinin artık zamanı geldi!. Ulusötesi enerji, petrol, maden arama şirketleri, genetik yapısı değiştirilmiş tohum ihracatçıları giderek huzursuzlaşmakta! Onlar huzursuzlaştıkça AB'nin, ABD'nin siyasi stresi de artmakta!
Hatırlarsanız... Tayip Bey "Siyasetteki arzum başkanlık sistemi, benim için en ideali ABD modeli" dediğinde tarih 21 Nisan 2003'tü. ABD'ye gitmiş miydi hatırlamıyorum ama... Cumhurbaşkanlığı seçimine daha 4 yıl varken ezberini bir anda söyleyivermesi ilginçti!
Kısacası... AKP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimine bu denli odaklanması Tayip Bey'in siyasi kariyeriyle ilgili hırslarıyla tanımlanmayacak kadar önemli.
Başkanlık sistemi Türkiye'ye yakışır mı?
Aslında "başkanlık sistemi" 24 Ocak 1980 modeliyle uyumlu bir model. İlk olarak Turgut Özal'ın rüyalarını süslemesi de zaten bu nedenleydi. Tayip Erdoğan modelin çatısını çattığına göre göbek adı "cumhur" olmasa da gerçekleştirmek anlaşılan ona kalacak!
Ne var ki, başkanlık sistemi dediğiniz öyle kolay bir geçiş değil. Hele hele, tam bağımsız, laik, koşulsuz demokrasiye dayalı Cumhuriyetin istendiği bir ülkede. Çünkü başkanlık sisteminde:
•Cumhurbaşkanı ve/veya başbakan yerine sadece "Başkan" var.
•Meclis ve başkan doğrudan halk tarafından seçilir ama... Başkanın bakanları Meclis içinden seçme zorunluluğu yok.
•Meclis yasaların ve bütçenin hazırlanmasında yetkili, ama yönetime karışamaz. Daha çok teknik bir organdır.
•Başkansa ülkenin tüm politikalarının belirlenmesi ve icraatında yetkili.
•Yasama ve yürütme birbirinden kesin çizgilerle ayrılır.
•Anayasa Mahkemesi bir nevi tahkim mekanizması gibi işler. Başkan ile Meclis arasındaki uzlaşmazlıkların hakemliğini yapar.
Şu basit tanımlamadan baktığınızda ne de olsa başkanı da Meclis'i de halk seçiyor deyip başkanlık sistemi aklınıza yatabilir. Seçmenin kendini at yarışında sanıp sürekli parti değiştirdiği Türkiye'ye en uygun model diye düşünebilirsiniz. Gelin görün ki, sistemin adı üstünde başkanlık, yani:
• Başkanın seçiminde çoğunluk hâkim, ama bu durum ABD örneğinde olduğu gibi kitlelerin genellikle iki parti etrafında yoğunlaşmasına neden olmakta!.. Böylelikle ülke içinde farklı grupların kendini ifade etme özgürlüğü ortadan kalkmakta!.. Katılımcı-paylaşımcı yönetim yerine, kutuplaşmanın arttığı bir yönetim yaratılmakta!.
• Başkan süresi doluncaya kadar ülkenin başkanı!. Hem de başarısız olsa bile!
• Başkan dış politikayı saptama ve yürütme yetkisine sahip. Hatta imzaladığı uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi için Meclis çoğunluğunun onayını alması gerekmekte. Ama, başkan "executive agreement" diye adlandırılan uygulama anlaşmaları yaparak Meclis'i dışlama olanağına da sahip!.
Ne dersiniz Türkiye başkanlık sistemini kendine yakıştırabilecek mi? Eminim, 14 Nisan'da, 29 Nisan'da meydanlar dolduranlar bunun farkındaydı. Yarın 1 Mayıs meydanlarına da bu bilinçle akarlar.
Cumhuriyet, 30 Nisan 07