Ana Sayfa / Basın / 
08.09.2008
30.04.2007 07:51

Sokaklardan korkmak mı, o niye? - Fehmi Koru

 

Dün şu gerçeği anladım: 12 Eylül darbecilerinin yönlendirmesiyle sokaklardan o kadar korkar hale gelmişiz ki, sokaklara dökülenler de kendilerinin 'korkutucu' olduğuna inanmaya başlamışlar... İstanbul/Çağlayan'da dün yapılan 'Cumhuriyet mitingi'ne katılanlar, sanki korkulması gereken bir eylem yapıyormuş gibi davrandılar. Oysa demokrasilerde 'sokak' mesaj vermenin en doğal mekânlarının başında gelir.

Katılanların muradı ne olursa olsun, mesaja muhatap olanlar eylemi nasıl algılarsa algılasın, son sokak gösterileriyle, Türkiye, demokrasi yolunda yeni bir adım daha atmış oldu. Demokratik ülkelerin yıllardan beri alışkın olduğu sokakların görüş açıklamasına, mesaj vermesine bizler de alışacağız.

İnsanları Türkiye'nin dört bir köşesinden Çağlayan'a yönlendiren duyguların derece derece ne olduğunu biliyoruz: Tedirginlik, endişe ve korku… Kalabalık içinde kadınların sayısının fazlalığı da buna işaret ediyor zaten; muhafazakârların siyasî hayatta ağırlık taşımaya başladığı andan itibaren gündeme giren 'yaşam tarzı' tartışmalarından en fazla etkilenen toplum kesimi kadınlar çünkü… “Cumhuriyet'in kazanımları” saydıkları ve lâiklik ile özdeşleştirdikleri bugünkü konumlarına müdahale edileceği endişesi korkuya dönüştüğünde, kadınlar da seslerini yükseltiyorlar…

Yükseltsinler ve 'yaşam tarzı' ile ilintili kazanımlara sahip çıksınlar da, bunu boş endişeler ve yersiz korkularla yapmasınlar…

Türkiye, bugün, kuruntular ve vehimler üzerine oturan anlamsız bir tartışma sürdürüyor. Siyasî iktidara yöneltilen hemen her eleştiri gerçekler üzerine oturmuyor. Son Genelkurmay açıklamasında en fazla yer tutan 'Kutlu Doğum Haftası' sözgelimi, bu hükümetle başlamadığı gibi uygulamalarının bütün yurt sathına yayılması da son 20 yılın hükümetleri döneminde gerçekleşti. Haftayı düzenleyen ve programları denetleyen de Diyanet İşleri Başkanlığı…

Bu kadar da değil. 'Yaşam tarzı' ile ilgili tedirginlik Tayyip Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu genç bir kadronun çok sayıda kentin yönetimini teslim aldığı 1994 yerel seçimlerine dayanıyor. İstanbul'da o gün bugündür hep muhafazakâr başkanlar görev başında, kimsenin 'yaşam tarzı' tehdit altına düştü mü? İstanbulluların (ve öteki Ak Partili belediyelerin görev alanında yaşayanların) günlük hayatlarında bir değişiklik, bir geriye gidiş görüldü mü?

Ak Parti 4,5 yıldır ülkeyi tek başına yönetiyor. Bu uzun süre içerisinde 'yaşam tarzına müdahale' anlamına gelecek herhangi bir düzenlemeye gidildi mi? İllerde alkol servisi yapılan mekânlar için ayrılan 'kırmızı alanlar' veya 'zina yasası' türü gerçekleşmemiş niyetlerin de bu hükümetle bir ilgisi yok. Kopan gürültüde anlaşılamayan gerçeği bir daha hatırlatalım: Her iki düzenleme de eski uygulamaların devamı olarak gündeme gelmişti çünkü…

Sonuç? Sonuç şu: Türkiye aslında var olmayan bir 'tehdit' algılaması yüzünden yalpalıyor, sarsıntı geçiriyor…

Ufukta erken seçim göründüğüne göre herkesin bu yeni gerçekliğe uygun bir tavır alması gerekiyor. İstanbul'da Çağlayan Meydanı'nı dolduran kalabalıkların verdiği “Endişeliyiz, korkuyoruz” mesajını Ak Parti yönetiminin ve hükümetin almış olduğunu umuyorum. Ancak CHP'nin de aynı meydandan alması gereken bir mesaj var. Şimdilerde medet umar görünüyor, ama cepheleşmeden en fazla zararı görecek parti CHP'dir…

Sokaklardan korkmayalım. Seçim sürecine hele bir girilsin, meydanlar daha da kıpır kıpır hale gelecektir…

(Yeni Şafak, 30 Nisan '07)

 


YAZICIYA GONDER


September
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 1 2 3 4 5