30.06.2007 06:23
Asker kime konuşuyor? - Erol Katırcıoğlu
Bu soru hakikaten cevabını bulmakta zorlandığım bir soru. Askerin ikide birde bir basın toplantısıyla, bir tören veya bir açılış vesilesiyle ya da bilgisayar ekranlarına koyduğu 'bildirilerle' konuşması bana tuhaf geliyor. Daha doğrusu alışılmadık geliyor. Bu ülkede neredeyse her on yılda bir askerin sesini duymak âdetten olmuşken alışılmadık gelen ne diye sorabilirsiniz. Alışılmadık gelen, bu dönemin, o dönemler gibi 'olağanüstü' bir dönem olmaması. Bu dönem ne 60'a, ne 70'e, ne 80'e, ne de 28 Şubat 97'ye benziyor. O zaman ne oluyor da asker konuşmak zorunda hissediyor kendini? Doğrusu tuhaf bulduğum, alışılmadık bulduğum ve anlamakta zorlandığım da bu. Tabii bundan da önemlisi, asker kime konuşuyor? Hükümete mi konuşuyor? ABD'ye mi konuşuyor? Irak Hükümetine mi? Irak Kürtlerine mi? Kendi Kürtlerimize mi? Yoksa genel olarak bize mi konuşuyor?
Örneğin üç gün önce Genelkurmay Başkanı'mız Büyükanıt yine, bu kez gazetelerin nitelemesiyle 'ansızın' bir basın toplantısı daha yaptı ve dedi ki: 'PKK terörü için Kuzey Irak'a askeri bir operasyon gereklidir'. Büyükanıt, askerin bu görüşünü daha önce de yine basın önünde açıklamıştı. Bir kere daha, 'Biz daha önce durduğumuz yerdeyiz. Bir sınır ötesi operasyon gereklidir' deme ihtiyacını neden duydu? Bütün kamuoyu ve bu arada hükümet askerin bu görüşünü bildiğine göre, bu 'konuşma' kime yönelik bir konuşmaydı? Silahlı Kuvvetleri tanıyan uzmanlara göre asker son derece planlı hareket eden bir teşkilat olduğuna göre, bu 'konuşmalara' öyle tesadüfi konuşmalar olarak bakılabilir mi?
Denilebilir ki askerin konuşması PKK meselesi bağlamında, dış aktörlere, ABD'ye, Irak Hükümetine, Irak Kürtlerine, askerin ne ölçüde kararlı olduğunu göstermek içindir. Fakat öyle olsa bile 'devlet-içi' kalması gereken bu konuşmalar, basın toplantılarına ve 'e-bildirilere' dökülünce kaçınılmaz olarak askerle Hükümet arasında farklı bir bakış açısı var izlenimi vererek iç politikayla ilgili hale geliyor.
Dolayısıyla askerin basın toplantılarında verdiği her demeç kaçınılmaz olarak hükümetle ilişkilendiriliyor ve dış politikadan çok iç politikanın bir malzemesi haline dönüşüyor. Bu nedenle de ben, her ne kadar yazının girişinde anlamakta zorlandığımı söylesem de, askerin konuşmalarının ne Hükümete, ne ABD'ye, ne Irak Hükümetine, ne Irak Kürtlerine ve ne de bizim Kürtlerimize değil, doğrudan topluma yönelmiş konuşmalar olduğunu düşünüyorum.
Asker toplumla konuşuyor. Çünkü asker, toplumu ikna ederek, toplumu arkasına alarak ya da bu izlenimi görünür kılarak büyük bir 'caydırıcılık' yaratmaya çalışıyor. Dosta düşmana, askerin diğer toplumlardan farklı olarak 'toplumla bütünleşmiş' bir yapıya sahip olduğunu göstererek, aslında bir taşla tam üç kuş vurmaya çalışıyor: Birincisi, AB reformları bağlamında Türk ordusunun Batı'dakiler gibi olmasını isteyenlere karşı bir cevap veriyor. İkincisi, PKK'yı destekleyenlere karşı tavrını daha 'inandırıcı' kılıyor. Üçüncüsü de Hükümete (yani AKP'ye) ben buradayım diyor. Askerin bu denli sık konuşmasının bence nedenleri bunlar. Bu arada demokrasiye ne oluyor sorusu ise bir başka yazıya.
(Radikal, 30 Haziran ’07)