30.08.2007 06:32
Gül'ün dikkati ve TSK'nın tutumu – Fikret Bila
Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilirken ortaya çıkan tablonun artılarını ve eksilerini gözden geçirelim.
Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesinde bir meşruiyet sorunu yoktur. Gül, Anayasa'nın öngördüğü biçimde TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Yapılan üç tur oylamada da Anayasa Mahkemesi'nin aranması gerektiğine karar verdiği 367'den daha fazla milletvekili hazır bulundu.
Muhalefet partileri MHP ve DSP'nin aday göstermeleri, oylamalara katılıp kendi adaylarını desteklemeleri Gül'ün seçilmesini hem hukuki hem de siyasi açıdan tartışmasız hale getirmiş oldu.
Gül, seçim öncesindeki adaylığı sırasında öne sürülen üç gerekçenin de ortadan kalktığı bir ortamda seçildi.
Yeni cumhurbaşkanını, yeni Meclis seçsin deniliyordu, öyle oldu.
Oturumlara 367'nin olmayışı engeldi, bu engel ortadan kalktı.
2002 seçimlerinde oluşan Meclis'te, "eksik temsil" sorunu var deniliyordu, 22 Temmuz seçimleri sonucunda, "eksik temsil" durumu da giderildi.
Gül'ün seçimindeki bu artılara seçim sonucunu da katmak gerekir:
Büyük ölçüde cumhurbaşkanlığı seçimine dayandırılmış kampanyaların ağır bastığı seçimde AKP oylarını önemli ölçüde artırarak yüzde 46.7 oranında bir oya ulaştı.
Bu sonuç Gül'ün adaylığını kesinleştirip kolaylaştırdığı gibi, partisi için de bir çeşit "müktesep hak" haline getirdi.
Gül, bu artılara dayanarak seçildi.
Ve bu artılar nedeniyle hukuki ve siyasi meşruiyet açısından bir eleştiriye de maruz kalmadı. Oylamalara katılmayan CHP de bir meşruiyet sorunu ve tartışması olmadığını açıkladı.
Gül, bu açılardan Çankaya'ya güçlenerek çıktı.
Eksik kalan yönler
Ancak önümüzdeki dönemde "sorunlu alanlar"a işaret eden "eksik yönler"i de belirtmek gerekir.
Bunların başında TSK'nın ve CHP'nin tutumu geliyor.
CHP başından beri Gül'ün adaylığına karşı çıktı ve oturumlara katılmayacağını açıkladı. Bu tutumunu sürdürüyor. Ana muhalefet partisi konumunda olduğu için, CHP'nin bundan sonraki tutumu, Çankaya üzerinde doğal bir "denetim veya caydırıcılık" işlevi görebilir. Baykal'ın tezi de budur.
Kim ne derse desin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve kuvvet komutanlarının, Cumhurbaşkanı Gül'ün yemin töreninde Meclis'te hazır bulunmamaları önemsenmesi gereken bir durumdur.
TSK'nın, yazılı kuralların zorunlu kıldığı haller dışında bu tavrı sürdüreceğini tahmin etmek zor değil.
"Demokrasilerde ne önemi var ki" denilerek bu tutumu "yok" saymak, Türkiye Cumhuriyeti koşullarında gerçekçi değildir.
Cumhurbaşkanı Gül, bunu önemseyecek birikime sahip bir isimdir. Cumhurbaşkanı olarak dahi TSK'nın tavrındaki bu "mesafe"nin yüklü olduğu mesajları en doğru şekilde analiz edecektir.
Gül, adaylığında olduğu gibi seçildiği günden sonra da "hassas alanlar"da özenli bir tutum sergiliyor. Çatışma ve gerginlik yaratacak ortamlar oluşmasına izin vermiyor.
Örneğin eşini TBMM'deki oylama ve yemin törenine getirmedi. Cumhurbaşkanlığı görevini devralırken de Köşk'e eşiyle çıkmadı. Seçildiği gün dahi bu dikkati göstermesi, bundan sonraki süreçte de böyle bir tutum izleyeceğine işaret ediyor.
Milliyet, 30 Ağustos ‘07