Ana Sayfa / Basın / 
05.09.2008
31.08.2007 15:27

Almanya’nın en eski RAF mahkumu ANF’ye konuştu

 

Son günlerde Kızıl Ordu Fraksiyonu RAF ve onun hayatta kalan üyeleri yeniden gündemde. Bu konu birçok çevrenin ilgisini çekmeye devam ediyor. RAF ile ilgili yeni bilgiler ve belgeler ortaya çıkıyor. 1970’li yıllarda "Almanya’nın en tehlikeli kadını" olarak anılan RAF üyesi 57 yaşındaki Brigitte Mohnhaupt, cezaevinde 24 yıl geçirdikten sonra “afla” serbest bırakıldı.

Almanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler ise, Christian Klar ile af için görüşmüştü. Almanya kamuoyunda farklı yönleri ile tartışılan bu konuların yanı sıra RAF üyelerine devletin cezaevlerinde uyguladığı “izolasyon” koşulları da halen tartışılıyor.

Christian Klar; Almanya tarihinin en uzun süreli siyasi tutuklusu. 20 yılı aşkın bir süredir cezaevinde. Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu RAF’ın ikinci kuşak liderlerinden. Geçtiğimiz aylarda Almanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler, Af için Klar ile görüşmüştü. Aynı zaman içerisinde RAF üyesi Brigitte Mohnhaupt, cezaevinde 24 yıl geçirdikten sonra “afla” serbest bırakıldı. Klar ise hala içeride. Bruchsal cezaevinde...

Almanya’nın anayasasını ve hukuk sistemini değiştirerek etkisiz hala getirmek istediği RAF’ın ikinci kuşak lideri Christian Klar ile hem içerdeki durumu hem de dünyada sistem karşıtı hareketlerin durumu üzerine mektuplaştık. Christian Klar, mektup yoluyla ilettiğimiz sorularımıza yanıt verdi.

Dünyadaki sistem karşıtı hareketlerdeki değişim ile egemen sistemin değişimi konusunda RAF’ın dönemsel değerlendirmelerini de içeren sorularımıza mektupla yanıt veren ikinci kuşak RAF liderlerinden Christian Klar, mektubuna şöyle başlamış:

“Sorularınız, birey olarak güncel olduğunu düşündüğüm konuları işlemeye yardımcı olacağı için, yanıt vermek istiyorum. Bu konular arasında siyasal konjonktürün ve ilerleme olanaklarının netleştirilmesi de var."

25 yıllık bir süreç içinde dünya sistemleri çok farklılaştı. Soğuk savaş dönemi sona erdi... İki Almanya birleşti. Avrupa Birliği gelişen bir proje oldu. 11 Eylül saldırıları meydana geldi. Afganistan ve Irak savaşları halen güncel. Sizce bu gelişmeler nasıl bir siyasal durum oluşturdu? Sistem karşıtı hareketlerin 21. yüzyılda hangi dinamikler üzerinden gelişme yaratabileceğini düşünüyorsunuz? sorularını Almanya gibi bir ülkede radikal sistem karşıtı bir hareketin üyesi olarak çeyrek yüzyıldır cezaevinde olan Klar “dışarıdaki dünyayı” “insanları”, “siyaseti” oradan şöyle görüyor:

“15 yılı aşkın bir süre önce Doğu-Batı Güçler Dengesi’nin sonu ile kitlelerin özgürlüğü için çalışan hareketler açısından nasıl bir sınavın başlamış olduğunu günümüzde hepimiz daha net görüyoruz. Yüzeyseller o zaman hemen, Doğu Bloku'nun çözülmesinin bir kayıp olmadığını söylemişlerdi. Çünkü orada gerçek sosyalizm yaşanmamış ve baskıcı bir durum hakim olmuştu. Alman solu içerisinde, Bolşevistlerin Ekim Devrimi’nin deformasyonları ötesinde yerine getirilmemiş vaat olarak halen anlam sahibi olduğu yönde pek bir bilinç yok. Faşizm, işçi hareketinin tarihine dönük çok sayıda düşünsel bağlantıyı yok etti. Kapitalin ideologlarının günümüzde Doğu bloğu tarihindeki bütün sosyal ve demokratik izleri silip yok etme saldırısı da buna göre oldukça dizginsizdir. Bu da, sömürüyü ve insanları haklarından mahrum bırakmanın tek tasavvur edilebilir dünya olarak gösterme çabalarının bir diğer yapı taşıdır. RAF içerisinde tabii ki tarihsel süreçlere yönelik daha güçlü bir bilinç oluşmuştu ve yaklaşım her zaman enternasyonalist ve proleter olmuştu. Fakat sınavın derinliği illüzyonsuz bir şekilde görülmüştü. Özellikle RAF’ın iki asli oluşum koşulu darlığını göstermeye başlamıştı. Biri, hiç bir zaman geliştirilmemiş olan üretim dünyasıyla örgütlü ilişkidir. Diğeri de RAF pratiğinin harekete geçirici etkisinin, savaş sonrası Alman toplumunun ahlaki norm ve ruh haline bağlı kalma gerçeğidir. Faşizmle hesaplaşma ve üç kıta yani Asya, Latin Amerika ve Afrika ile dayanışma her zaman geniş bir çevre tarafından kabul görüyordu, fakat RAF’ın hareketinde vizyoner elemanlar tabiri caizse sembolik kaldılar, veya bazılarının söylediği gibi soyut kaldılar."

Küresel sermaye güçlerinin dönemsel krizden sonra halen istikrara kavuşmadığına vurgu yapan Klar, mektubunda devamla şunları söylüyor:

"Transnasyonel şirketlerin egemenlik düzeni 70’li yıllardaki krizlerden sonra bir daha istikrara kavuşamadı. Kapital düzenin temel güçleri, ABD-Avrupa Birliği ve Japonya, mikro elektronik, bilgi işlem, biyokimya ve diğer yüksek teknolojiler gibi alanlardaki avantajlarını kullanmalarına rağmen, ideolojik müdafaadan çıkış yolunu bulamıyorlar. Toplumsal olarak tanımlanmış zenginliğin tek mantıklı perspektifi ile sömürücülerin var olan özel servetini her gün yeniden ganimet ve insanlık suçu olarak tanımlayıp, maskeleri düşüren genç, dinamik kitle toplumlarının büyüyen baskısı bile her yeni kısmi sosyal ayaklanmayı anında yeni, adil ve demokratik dünyayı mücadeleyle kazanma görevinin çerçevesine itiyor. Mülkiyet ilişkilerinin statükosu, demokratik dünya ekonomi düzeninin önündeki engeldir. Think Tank’ler sonuçta bu ideolojik müdafaadan “etnik çelişkiler” ve “dini çelişkiler” yönindeki sahte desenleri şişirdi ve böylece sistem olup bitenin üzerine oturtuldu. "

Sistemin savaşı kalıcı bir şekilde dünya gündeminde tuttuğunu savunan Klar;"Emperyalizm Birinci Körfez Savaşı ve Yugoslavya’nın parçalanmasının ardından, savaşı kalıcı bir uygulama olarak dünyanın günlük yaşamına yerleştirdi. Askeri saldırılar, pazarların ve kaynakların ele geçirilmesi ve bölgesel kontrol için yürütülyor. Bu anlamda aynı zamanda Claim’lerin (Amerika ve Avustralya’da bu kavram ile bir işletmeciye ücret karşılığında öncelikli alım hakkı ile teslim edilen ve devlete ait olan taşınmaz mal ifade ediliyor) yeniden tesbiti anlamına geliyor.

Örneğin akümülasyonun petrol satışlarının yeni yatırımlara nakli gibi süreçlerde ortaya çıkan rakiplikler de incelenmeli. Mesela verdiğim örnekte modern bir Arap burjuvazisi kendini küresel sahnede yapılandırıyor. Ama sürekli savaşların konjonktürü, bütün bunların ötesinde kitlelerin terörize edilmesine hizmet ediyor. Korku, yokluk/yoksulluk, askeri aygıtın ufacık tekeri olarak kimliğin yitirilmesi ve efendiler için kendini feda etme, mülkiyet sahibi olmayanların öz örgütlenmesini ve uluslararası dayanışmayı zorlayan ağır bir alıştırmadır" diyor.

İçinde bulunduğu durumun ve tecrübesinin iyi bir kıyaslama olanağı yarattığını da vurgulayan Klar; "Siyasi duruşumdan ötürü değişik karşılaştırma imkanlarına sahibim. Burada sadece şuna dikkat çekmek istiyorum: Tahminime göre aktivist yeni genç kuşağın subjektif gücü, tarihin geçmiş devrinde (İkinci Dünya Savaşı’ndan “Berlin Duvarı’nın Yıkılışı”na kadarki süreden) çok daha fazla gelişmiştir. Tecrübelerin güçlü büyümesi var, belki de imparatorluğun çekirdek bölgelerindeki bir yaşamın özgün yenilgilerinden oluşmuş bir “çelikleşme” vardır. Son onyıllardaki göç, siyasi bilincin ve değişik yaşam tarzların alınmasını da beraberinde getirirken, bana göre bir sıçramayı da mümkün kıldı. Ancak siyasi strateji yoksunluğu devam ettiği müddetçe, subjektif gücün büyümüş temellerin nüfuzu kullanılamayacaktır” diyor.

Çeyrek yüzyıla yakın bir süredir cezaevinde olan Klar, “kürt özgürlük hareketini” de özenle takip ediyor. Alman Cezaevleri’nde de çok sayıda Kürt politik tutuklu ile karşılaştığını ve Kürt hareketi ile özel bir bağı olduğunu söyleyen Christian Klar, Kürt hareketi için ise şunları söylüyor: "Kürt siyasal hareketine belli bir özel bağım var. Yanlış hatırlamıyorsam 80’li yılların sonu ve 90’lı yılların başlarında önde gelen Kürt şahsiyetlerinin kaleme almış olduğu bir dizi yazı okuma fırsatına sahip olmuştum. Bu yazılar, güncel siyasal ve toplumsal sorunların nasıl ele alınması gerektiği konusunda gerçekçi ve yüksek düzeyli bir örnek teşkil ediyordu. Söz konusu yazılar daha o zaman, Soğuk Savaş dönemine ait güçler dengesinin yıkılışının bir ilk değerlendirmesini içerdiği gibi, tarihsel bir perspektife dönük sınıf temelini de inceliyordu.

Tutuklu olarak ilk 7 seneden sonra 1989 yılının sonlarında Bruchsal’e gönderildim. Ondan önceki dönemde, yani Stammheim’de, Kürt hareketine mensup bazı siyasi tutsaklardan haberim vardı, ancak karşılaşma şansım yoktu. Daha sonra Bruchsal’de sempatizan düzeyindeki iki Kürt tutuklu ile tanıştım, fakat bunlar muhtemelen bilinçli bir siyasi yaşama sahip değillerdi. Sanırsam Baden-Württemberg eyaletindeki siyasi anlamda aktif olan Kürtler hüküm giydikten sonra hiç Bruchsal’e gönderilmeyip, hep farklı cezaevlerine dağıtılmışlardı."

Almanya gibi bir ülkede sistem karşıtı radikal bir hareketin üyesi olarak cezaevinde kalan Klar, süreç ve kendisi ile ilgili af tartışmalarıyla ililgili soruları ise şöyle yanıtlıyor:

“Sevgili Baki Gül, gördüğünüz gibi sorularınız yanıtlanmasında ancak bir giriş yapabildim. Bunun devamının gelip gelmeyeceğini tabii ki merak ediyorum. Tutukluluk koşullarına hiç değinmedim, bu konu beni her zaman çok zorlamıştır. Af konusu ile ilgili olağanüstü yüksek sesin arka planını daha sonra ele almayı daha doğru buluyorum. İlginiz için teşekkür ederim!"

ANF / 31.08.07


YAZICIYA GONDER


August
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31