Ana Sayfa / Basın / 
22.11.2008
30.09.2007 07:48

Anayasa Kaç Paralık? Köşe Yazarları Kaça Gidiyor? – Rahmi Yıldırım

 

Anayasa, Malezya, İkinci Cumhuriyet tartışmalarından şimdilik bir şey çıkmayacak.
Bir şey çıkmayacağı, tartışmayı görme özürlünün fil tarifine çevirmelerinden, zevzekliğe ve mahalle kavgasına dökmelerinden, Kaç paralık adamsın? noktasına getirmelerinden bellidir.

En başta vurgulanmalı ki, hiçbir anayasa darbecilerin yaptığı deli gömleği anayasadan daha geri olamaz. Ama AKPnin başlattığı anayasa süreci, gerçekten sivil, demokrat bir anayasa ile sonuçlanmayacaktır. Çünkü, Türk Ceza Yasası deneyimi ile yeterince anlaşılmış olmalıdır ki, eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.

Bu arada Atatürkün adı anayasadan kesinlikle çıkarılmalıdır. Türk ulusal burjuva devrimine önderlik etmiş, sonra öncülük ettiği burjuvazi tarafından terk edilip ikonlaştırılan Atatürkün adı ve anısı bu tür anayasalarla daha fazla kirletilmemelidir.

Hangi Malezya?

Görme özürlünün fili gibi her birinin Malezyası da kendine göre.

Birine göre Malezya öylesine ultra modern ki, kişi başına gelir 12 bin 700 dolar düzeyinde. Malezyanın kadınları Müslüman dünyanın en özgür kadınları. Mini etekli Çinli kız, müslüman Malay kadın ve sarileri içinde Hintli kadın yan yana. Kimse kimsenin hayat tarzına karışmıyor. Gelenekler hayatı kadınlara dar etmiyor. Nerede okuyacaklar, nerede oturacaklar, kendileri karar veriyorlar. Var olduğu söylenen kadın sorunu reformistlerin abartması. Devlet kimsenin giyimine karışmıyor. Başörtüsü sadece İslam Üniversitesinde zorunlu, peçe tamamen yasak. Okuryazar olmayan kadın yok. Keşke Malezya olabilsek! (Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin Malezyası)

Diğerine göre, Malezyada oruç ve tesettür eğitimi beş yaşında başlıyor. Ramazan ayında ilkokullarda oruç mecburi değil ama yemekhaneler kapalı. Kadınları tesettüre sokmak için türban fonuuygulanıyor. Fondan yararlanabilmeleri için İslami eğitim almaları ve örtünmeleri şart. Yine de Malezya Afganistan gibi değil, tropik iklimin zorlamasıyla tesettürlü kadınlar kısa kollu tişörtler ve açık bluzla dolaşabiliyorlar. Geceleri hemen her barda müslüman kızlar batılı erkeklerin önünde dans edebiliyorlar. Müslümanların dinden çıkmaları şeriat mahkemesinin iznine bağlı. Gayri müslim kadın, ölen müslüman kocasının miras hakkına sahip değil. Üniversiteler sessiz, çünkü laikliği konuşmak bile yasak. (Milliyet gazetesinin Malezyası)

Diğer bir başkasına göre, laiklik konusunun medyada tartışılması bile yasak. Müslümanlar oruç tutmak zorundalar. Oruç tutmayanlar ya da iftardan önce yemek veren lokanta sahipleri oruç polisince tutuklanıyor ve şeriat mahkemelerinde yargılanıyor. Dekolte kıyafetli Müslüman kadınlar da aynı şekilde ahlaka aykırışekilde davrandıkları için tutuklanıyorlar. Malay ırkından gelen herkes müslüman sayılıyor ve din değiştirmeleri yasak. (Vatan gazetesinin Malezyası)

Daha bir başkasına göre ise Malezya şimdilik ılımlı İslam; ama on yıla kalmaz İrana benzer. Türkiye ise Malezya olur. Malezya İslam Partisinin lideri, katıksız şeriatçı düzeni kurmak için AKPyi örnek aldıklarını söylüyor. Çünkü, AKP Hz. Muhammedin diplomasisini uyguluyor, yavaş ve derinden ilerliyor; orduyla ve AByle dengeyi kuruyor. (Hürriyet gazetesinin Malezyası)

Özetle herkesin Malezyası kendine göre. Gerçeğe en yakın Malezya hangisi, kuşkulanmamak elde değil. Yine de İslamcı gazetelerin Malezyayı güzellerken abarttıkları sezilebiliyor. İslamın kadınlara öngördüğü hayat tarzı biliniyor. Kişi başına ulusal geliri refah ve özgürlük göstergesi saymak yanıltıcı. Suudi Arabistanın kişi başına geliri Malezyanınkinden çok daha yüksek. Suudi Arabistanın özgürlük diyarı olduğunu bizim İslamcılar bile söyleyemiyor.

Türkiye için hangi Malezyanın örnek alınacağı tartışması yeterince ayıp. Osmanlının çöküş döneminde kurtuluş için batılı ülkelere benzeme, Cumhuriyet döneminde Amerikanın küçüğü ya da Avrupanın yanaşması olmaya heveslenme düşüklüğünün devamı gibi görünüyor. Şimdi de Malezya. Kulakları çınlasın, Necmettin Erbakan küçük Amerika, küçük Avrupa özlemcileriyle Sizi gidi batı taklitçileri sizi!diye dalga geçerdi. Malezya heveslileri için de aynı şeyi söyler mi? Hiç sanmıyorum. Tersine eseriyle gurur duyuyordur.

Anayasa hocaları kaç paralık?

AKPnin Hz. Muhammed taktiği uyguladığı savında gerçeklik payı var. Yani yeterince güçlenene kadar barışçı ve uzlaşmacı görünme taktiği, Medine Sözleşmesi filan. Malezyalı bile görmüş, Türkiyede kimilerinin gözleri kapalı.

Kanaat esnafı sayılan köşe yazarları ise mahalle kavgasında. Kendi aralarında  Liboş Spor, İslam Spor, Ulusal Birlik Spordiye takım kurmuşlar, birbirlerine PAF takımı, yedek kulübesi, teknik direktör önermekteler, top dolaştırıp tartışmayı zevzekliğe çevirmekteler. Ama transfer ücretlerine hiç değinmiyorlar.

Zevzekleşen tartışma yine de Kaç paralık adamsın? sorusuna dayandı.

Önce AKP için sivil anayasa taslağı yazan akademisyenlerin bu işten kaç para aldıkları, kendilerine ne fiyat biçtikleri soruldu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Hocalara para önerecek cesareti kendimizde göremedik. Bazı şeylerin onuru paradan daha önemlidir. Materyalistler bunu anlayamazlar demiş.

Dengir Bey haklı! Bazı şeylerin onuru paradan daha önemlidir. Millete vekillik etmenin onuru da öyle olmalı. “Materyalist olmadığına göre, 15 Temmuzda aldığı milletvekili maaşının üstüne bir de 22 Temmuzda yeniden seçildikten sonra ikinci bir maaş almamıştır herhalde.

Kanaat esnafı kaça gidiyor?

Anayasa hocalarının kaç paralık oldukları ortada kalırken, AKPyi destekleyen liberallerin kaç paralık olduklarını sorma görevi Radikal gazetesi yazarı Haluk Şahine düştü.

İyiden iyiye ayağa düşen, maskaralığa dönen tartışmanın en ciddi sorusuydu. Ne ki Haluk Şahinin sorusu da ortada kaldı.

Liboş Spor ve İslam Spor topçuları ilgi göstermediler. Hiç değilse, Ulusal Birlik Spor topçularının kaç paralık olduklarını sorabilirlerdi, onu da yapmadılar.

Liboş Spor ve İslam Spor topçularının ilgisiz kalmalarının anlaşılır bir yanı var. Çünkü AKP için oynuyorlar, sponsorları AKP. Fakat Ulusal Birlikçiler de pek topa girmek istemediler. Oysa tam saha pres yapıp kaça transfer olduklarını, ne kadar prim aldıklarını, maç başına ücretlerinin ne olduğunu sorabilirlerdi, sormadılar.

Haluk Şahin, AKPnin tasarladığı Türkiye projesini Medine Sözleşmesi, müşaveregibi dinci terminolojiyle kabul ettirmesinin çok zor olduğunu, bu noktada liberallerin batı dünyası ile AKP arasında tercümanlık yaptıklarını anlatarak şu soruyu sormuştu:

AKP yönetimi ile ona payandalık yapanlar herhalde liberallerin desteğinin kendileri için ne kadar önemli olduğunun farkındalar. Siyasette hiçbir şey karşılıksız olmadığına göre, bu kesimin temsilcilerini doğrudan ya da dolaylı olarak ödüllendirmeye çalışmalarına da şaşmamak lazım. Nereye kadar? Oluşmakta olan çıkar bağlantıları bu ittifakı yıkılmaz mı kılar? Yoksa desteğin sınırları var mıdır? (Radikal, 23 Eylül 2007)

Haluk Şahinin pasını kapan Ertuğrul Özkök topu öldürmeye çalıştıysa da Can Dündar,  Haluk Şahinin sorusunu daha da netleştirip topu ampul gibi doksana takmaya çalıştı:

1970'lerde kimlerin maaşını ruble ya da dolarla aldığı merak edilirdi. Günümüzde insan en çok Amerika'nın ılımlı İslam Müslüman ağı oluşturmak için maddi olarak desteklediği aydınları, akademisyenleri, toplumsal önderleri, gazeteci ve yazarları merak ediyor.(Milliyet, 27 Eylül 2007)

Ne ki, Ahmet Hakan ‘ “Ilımlı Abdullah Gül portresinin oluşumuna katkıda bulunmak maksadıyla hazırladığı Abdullah Gül belgeseli3 için ne kaptın?’ diye sorunca, Can Dündar ofsayta düşmekten kurtulamadı.

Kanaat esnafının fiyatı

Söylediğimiz gibi, zevzekleşen tartışmanın en ciddi sorusuydu, yanıtı ortada kaldı.

Yine de soru tümüyle yanıtsız değil. Okuyucu ne ölçüde yanıt yerine kabul eder, hiç değilse bilinenleri aktarmaya çalışalım.

Elbette medyadaki ücret çizelgesine ilişkin resmen açıklanmış bilgiler yok. Bununla birlikte, Kuva-yı Medya dergisinin 12 Ekim 1998 tarihli 122nci sayısında verilen ve yalanlanmayan tablo, herhalde yeterince açıklayıcıdır. Buna göre:

Güneri Cıvaoğlu, Milliyet, Kanal D 50.000 dolar

Fatih Çekirge, Uzan Ailesi 40.000 dolar

Ali Kırca, atv 40.000 dolar

Mehmet Ali Birand, EKO tv 30.000 dolar

Gülgûn Feyman, İnterstar 30.000 dolar

Aydın Özdalga, Kanal E 30.000 dolar

Ufuk Güldemir, İnterstar 25.000 dolar

Mehmet Barlas, Zaman 25.000 dolar

Reha Muhtar, Show tv 25.000 dolar

Savaş Ay, Yeni Yüzyıl, atv 20.000 dolar

Rauf Tamer, Sabah 15.000 dolar

(Kuva-yı Medya dergisinden aktaran Emre Kongar, Cumhuriyet, 22 Ekim 1998)

Bu tablo, yukarıda adları geçen medya topçularının bir takımdan diğerine geçerken ne kadar transfer ücreti aldıkları bilgisiyle daha da anlam kazanmaktadır. Ne kadar transfer ücreti aldığını galiba bir tek Tuncay Özkan açıklamıştı. Şimdilerde Ulusal Birlik Sporun as forveti olan Tuncay, Doğan Grubundan Çukurova Grubuna transfer olurken 3 milyon dolar almıştı.

Emre Kongarın aktardığı listede ücret tavanı 50 bin doları aşmıyordu. Türk kapitalizmi küresel sermaye ile entegrasyon içinde semirdikçe ücret ve transfer rakamı daha da yükselmiş olmalıdır. Nitekim, Tuncay Özkanın Çukurova Grubundaki aylığı 64 bin dolardı. (Özkandan aktaran Mustafa Mutlu, Vatan, 24 Şubat 2007)

Müteveffa Nezih Demirkent ise 100 bin dolar aylık alan gazetecilerden söz ediyordu:

Patronların on binlerce dolar maaş verdiği gazeteciler ne tür bir katma değer sağlıyorlar acaba? Verilen paranın karşılığını katma değer olarak fazlasıyla geri alabiliyorlarsa mesele yok, ama alamıyorlarsa o zaman patron gazeteciyi satın almıştır demektir. Satın alınan adama da her istediğini yaptırabilirsin. İngiltere Kraliçesinin bile bir bedeli var, diye söylendiğine göre, demek ki, bu arkadaşlarımızın da bir bedeli var ve o bedel ödenince patron istediği her şeyi yaptırabiliyor. Ben Türkiye'de 100 bin dolar maaşı hak edecek ne gazeteci ne de bürokrat olduğuna inanıyorum. (Aktaran Yeni Şafak, 11 Aralık 2000)

Demirkente göre, dünyanın hiçbir yerinde bu rakamlarda ücret alan gazeteci yoktur,  bu paraları alan gazeteciler ve yöneticiler bağımsız olamazlar,  patronun çizgisini aşamazlar, bu denli yüksek ücretin bir kaynağı da kara paradır:

Bazı gazetecilere on binlerce dolar maaş veren patronlar her şeyi kayıt içinde mi gösteriyorlar? Hayır. Çünkü resmî evraklarda küçük bir rakam yazılı. Geriye kalan büyük bölümü hiçbir kayıt içinde gösterilmeden açıktan zarflar içerisinde veriliyor. Peki nereden geliyor bu para? Hangi kayıt altında tutuluyor? Ayrıca milyon dolarlık transferleri patronlar mı veriyor, yoksa birileri verdirtiyor mu? Asıl işin önemi burada yatıyor. Kara para da, kayıt dışı para da işte ortada. (agy)

Ne kadar ücret o kadar hizmet

Tartışma Kaç paralık adamsın? sorusuna gelince insanın aklına başka şeyler de geliyor.

Örneğin, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, 8 Ocak 2003te gazetecilere verdiği kokteylde, medyadaki savaş kışkırtıcılığının özel çıkar boyutuna değinmişti:

Amerika böyle bir olaya başladığında iki-üç sene önceden başlıyor. Belli yazarları maaşa bağlıyor. Belli yazarlara yazılar yazdırıyor. Kitaplar yazdırıyor. Medya kuruluşları vasıtasıyla psikolojik harekât yapıyor... Bizim yapmamız gereken Türk Silahlı Kuvvetleri'ni her şarta hazırlamaktır. (Aktaran M. Ali Kışlalı, Radikal, 23 Ocak 2003)

Orgeneralin sözlerine hiçbir gazeteci ve meslek örgütü, meslek şovenizmi ile olsun, Bu sözler bütün basını töhmet altında bırakmıştır. Şerefli Türk basınında satılık kalem yokturşeklinde bir itirazda bulunmamıştı.

Orgeneral de ne dediğini bir daha anımsamadı.

Neden acaba?

* * *

ABD savaş sonrasını da düşünüyor. Örneğin , Pentagon basına fiyat biçti başlıklı haber:

ABD Savunma Bakanlığı, çeşitli ülkelerde medyada Amerikan yanlısı mesajlar çıkmasını sağlamak dahil, psikolojik savaş için 400 milyon dolarlık bir bütçe ayırdı. (USA Todaydan aktaran Cumhuriyet ve Yeni Şafak, 15 Aralık 2005)

İnsanın aklına daha başka neler gelmiyor neler.

En basitinden TC Başbakanlık örtülü ödeneği, AB fonları, Karen Fogg filan gibi.

Ama buralardan gelen, fındık fıstık parası olsa gerektir.

Ödemenin asıl kaynağı reel ekonomidir.

Reel ekonomide, sermayenin amiral holdingi Koç, 2006 yılında, net esas faaliyet kârını yüzde 146, esas faaliyet gelirlerini de yüzde 103 artırdı.

AKPnin gönlündeki asıl sermaye gruplarının, yani Ankara, İstanbul, İzmir dışındaki Anadolu Kaplanlarının 2006 yılındaki kâr artışı da yüzde 125 olarak gerçekleşti.

Halkın payına ise sadaka ekonomisi düştü.

Sonra seçim yapıldı, halk yine AKPyi seçti.

Demek ki, sadaka verenler dindar olsun, başka bir şey gerekmez!

* * *

Tekrar medyaya dönmek gerekirse, ödemenin asıl kaynağı reel ekonomi olsa da örtülü resmi fonlar hatta kara para bile olabiliyor.

Söylendiği gibi siyasette ve medyada hiçbir şey karşılıksız değil, her şeyin bir bedeli var.

Hangi takımdan olursa olsun, kanaat esnafı, aralarında takım kurup birbirleriyle didişiyor gözükse de, yaptığı hizmetin bedelini milyon dolar transfer ve on binlerce dolar aylık olarak alıyor.

Peki bu kanaat esnafı bir gün olsun emekten, emekçiden, sendikadan söz etti mi?

Etmedi. Varsa yoksa, küreselleşme, AB, emperyal vizyon, demokratik emperyalizm, sivilleşme, sivil anayasa.

Halka tavsiyesi ise sadaka ekonomisine minnet etmesi.

Reva mıdır?

Her halk müstahak olduğu tarzda mı yönetilir?

Halk razı olsa bile bu hegemonya ilişkilerine tümden hayır demenin hiç mi erdemi yoktur?

Bu erdem sosyalist aydınların imtiyazımıdır?

Sansürsüz, 30 Eylül 2007

 

 


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30