27.10.2007 07:00
Okullarımız – Kürşat Bumin
Hemen yakınımızda bir lise var. Yakın zamana kadar teneffüslerde "Türk sanat müziği" dinletiyorlardı öğrencilere. Hem de bayağı yüksek sesle, yani sadece öğrenciler değil mahallecek dinliyorduk -mesela- "Ada sahillerinde bekliyorum" diye sürüp giden şarkısını.
Telefon edip duruma itiraz ettik. Okulun müdür yardımcısı hemen "Bütün okullarda yürürlükte olan bir uygulamadır bu, çocukları bu müzikle tanıştırıyoruz" filan diye itiraz etse de, uygulamanın anlamsızlığını onlar da farketmiş olmalılar ki söz konusu "pedagoji"den kısa sürede vazgeçildi.
Okulda yapılan törenlerde olup biteni de duyuyoruz haliyle. Duyuyor ve şöyle diyoruz: Ülkenin hiç değişmeyen birinci kurumunun "Okul" olduğu muhakkak...
Bu yargıya özellikle, okul müdürünün (olsa gerek) okul avlusunda toplanmış çocuklara yönelik hitabını duyunca varıyoruz.
"Kızım kızım! Konuşma beni dinle!" gibi gür bir hitap tarzı mesela...
Ya da öğrencilerin hep bir zağızdan "Sağol!!" çekmesi.
Benzetmek gibi olmasın ama okul mu yoksa kışla mı belli değil...
Hadi o zaman –yeri gelmişken- soralım: Ülkenin "Okul"u hep böyle mi kalacak? Ülkenin ihracatı 100 milyar doları geçecek, milli gelir adam başına 10 bin doları bulacak, Anadolu'da kısa sürede "köylü" kalmayacak (...) falan da, "Okul" hep aynı, doğduğu gibi mi kalacak? Hızla kalkındığı söylenen Türkiye adam gibi okullara ne zaman kavuşacak?
Bilmem siz de benim gibi mi düşünüyorsunuz; bana göre, "Okul"u bu haliyle muhafaza ettiğimiz müddetçe diğer göstergelerin şekillendirdiği bu ülke eskisinden çok da farklı olmayacaktır. Buna ilaveten de şu tespitim: Zor olan, birikim isteyen, "vizyon" gerektiren ve de tabii "cesaret" isteyen iş "Okul"u dönüştürmek, onu işlevselliğinin yanı sıra başta gelen bir "hümanizm kalesi" haline getirmektir.
Ama görüyorsunuz; bu konuda ortada en ufak bir niyet ve gayretten eser yok.
Oralarda hâlâ hep bir ağızdan "Sağol!!" çekiliyor; dolayısıyla gerisini siz hayal edin...
Hafta içinde okullarımıza ilişkin iki gelişme medyaya düştü. Bunlardan birincisi, öğrencilerin "terör karşıtı eylemlere katılımına" getirilen yasaktı. Mill Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in Eğitim-Sen'in dile getirdiği şikayet üzerine yayınladığı genelgede "...söz konusu gösteri, toplantı ve yürüyüşlere yönetici, öğretmen, öğrenci ve diğer personelin katılmasına kesinlikle izin verilmeyecektir" deniliyordu.
Yerinde bir karar doğrusu... Özellikle de önümdeki gazetenin habere iliştirdiği fotoğrafa bakacak olursak, gerçekten yerinde bir karar bu. Fotoğrafta henüz pek küçük ilköğretim öğrencilerini görüyoruz. Sırtlarında çantaları onlar da bir sokak gösterisinde yerlerini almışlar. Ne haykırdıklarını anlayamıyoruz tabii ki. Ama dikkat! O küçücük parmaklarıyla "kurtbaşı" yapmaya çalışıyorlar...
Bilinmez, belki öğretmenlerinin-müdürlerinin teşviki, belki de gösteriye katılan ağabey ve ablalarına özenerek...
Eğitim-Sen'in bu çerçevede bir iddiası da var: Türk-Eğitim-Sen'e üye öğretmenler çocukları bu gösterilerde bulunmaya yönlendiriyorlar.
Bu iddia –gazete haberinin dediği gibi- doğru olsa gerek, çünkü Türk-Eğitim-Sen'in İstanbul Bölge Başkanı yaptığı yazılı açıklamada şöyle diyor: "Çocuklarımızın ülkemizde nelerin olup bittiğini, kendi akranları olan şehit çocuklarının çektiği acıyı ve ıstırabı bire bir görmeleri, onlarla aynı duyguları yaşamaları ve paylaşmalarından büyük bir eğitim olabilir mi?"
Belli ki sendika yetkilisi çok iddialı birisi. En iyi ve büyük "eğitim"in ne olduğuna çoktan karar vermiş birisi. Böyle bir öğretmenin bir de okul içinde, dersanede, nazik "ünite"leri nasıl işleyebileceğini tasavvur edin.
Zavallı öğrenci çocuklar.... Küçüçük elleriyle "kurtbaşı" yapmanın ne demek olduğunu, bu türden -sözcüğün gerçek anlamıyla- "primitif" bir "dil"in benzerlerinin nerelerde kimler tarafından ne için kullanıldığını nereden bilsinler... Onlar herhalde, çocukların eskimeyen eğlencesi olan "gölge oyunu" oynadıklarını sanıyorlardır.
Unutmadan, Türkiye Kamu-Sen Yönetim Kurulu'nun Milli Eğitim Bakanlığı'nın genelgesine (okulların gösterilere katılımını yasaklayan genelge) ortaya koyduğu tepkiyi de hatırlatalım. Bu sendika da öğrencilerin gösterilerde yer almasından yana. Şu açıklamaya bakın: "Bugün Türkiye'nin her yerinde kendiliğinden oluşan, insanlığın gereği gösterilen tepkilerden rahatsız olunması, anlaşılır değildir. Başta okullar olmak üzere Türkiye'nin her yerinde bağımsızlığımızın sembolü Türk Bayrağı asmaktan, insanların, öğrencilerin ellerine aldıkları Türk bayraklarını sallamalarından doğal bir şey olabilir mi?"
Bakın işte: İhracat 100 milyar doları geçmiş ama hiç de bir şey değişmemiş....
Toparlayacak olursak: "Çekin ellerinizi çocukların üzerinden!" gibi bir sonuç cümlesi çok mu dokunaklı kaçar bilmiyorum.
Son olarak hükümete yönelik de iki çift söz edelim:
Sakin, soğukkanlı, temkinli, ihtiyatlı, demokrat, hoşgörülü ve de tabii ki akılcı bir neslin yetişmesi bu "Okul"la imkansızdır. Sadece ihracatta değil bu konuda da ciddi bir şeyler yapmak lazım.
Yeni Şafak / 27.10.07